Okunması şart makaleler:


Bir süredir Facebook'ta daha aktifim, oradan takibe alın kaynatasızlar.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Otobüs

İnşallah farkında olmazsınız.

İnsanın bir acı eşiği var ya, eğer acı eşiğimiz daha düşük olsaydı, hafif esen rüzgar bile canımızı acıtsaydı bu hayat yaşanmaz olurdu. Neyse ki belli bir seviyenin altındaki darbelerden acı hissetmiyoruz ve o sayede yaşayabiliyoruz.

Farkında olma eşiğiniz de düşük olunca öyle çekilmez oluyor işte bu hayat.

Ne kadar çok farkındalık kazanırsan, o kadar düşüyor farkında olma eşiğin. Bu da demek oluyor ki sikindirik bir cümleden çıkarabileceğiniz anlam sayısı artıyor kafanızda. Daha fazla düşüncelerde boğuluyorsunuz. Daha fazla eziyet ediyorsunuz kendinize.

Bu yüzden umarım farkında olmazsınız.

Aylar önceki bir yazıda tek vaadimin biraz tebessüm ve biraz farkındalık olduğunu söylemiştim. Size tebessüm ettirerek okuttuklarım malesef daha fazla farkında olmanıza, daha çok acı çekmenize yol açıyor. O yüzden okumayın beni demiştim, o yazıyı okuyanlar bilir.

Cem Yılmaz'ın dediği gibi İstanbul'a bakıp Yahya Kemal Beyatlı olmak da sizin elinizde, "ananı sikecem senin İstanbul" diyen köylü olmak da... Farkında olma seviyenize göre değişiyor bu, ama ne kadar dar açıdan bakarsanız o kadar mutlu oluyorsunuz. Bunu bilin, başta da söylemiştim zaten, hiç yalan söylemedim size.

Çok sevmem ben insanları. Aşırı adam seçerim. İyi bir şey değil ama elimde değil, olmuyo yani başka türlü. 

Bazen sorguluyorum, lan diyorum, o zaman niye yapıyorum ki bunu? Çoğu kötü niyetli, muhabbete bi "naber sikko ehehe"den önce "şimdi cevap da vermezsin götün kalkmıştır" diye giren aşağılık kompleksli, kendisi alışık olmadığı için yapılan her iyiliğin altında bir bokluk arayan art niyetli dalyaraklar için ne diye kendimi paralıyorum ki diyorum. Bulamıyorum bi cevap.

Yüzüne baktığımda "ölsen sikimde olmaz" diye düşündüğüm adam eğer benden uzaktaysa, gidip onun hakkını savunuyorum. Bunu neden yapıyorum bilmiyorum, yemin ederim ki bak.

He seçme imkânım olsa yine böyle biri olmayı tercih ederdim, ama çok yıpratıcı be.

Uğraşamıyorum o kadarıyla, tembelim. İsmim alfabenin ilk harflerinden biriyle başlıyo, bunun tek nedeni de babamın bana isim seçerken isimler sözlüğünün ilk harflerinde sıkılıp "aman bu olsun tamam" demesi. Ha ben böyle bi taşaktan düşmüş bi şeyim işte, aynısıyım. Korkuyorum eğer oğlum olursa ismini Adnan koyacam diye. Hayatı kararacak sonra çocuğun, Adnan ne la?

Diyeceğim o ki, bırakın beni okumayı. Siktir edin. Makbul olanı bu değil ama mutlu edeni bu.

Gece yatağa girdiğinde fosur fosur sigara yakarak gün içinde duyduğun gayet sıradan bi cümlenin aslında ne anlama geldiğini sorgulamak istemiyorsan, ki istemezsin, okuma beni.

İlkokulda hiç okul gezisini hasta olduğun için kaçırdığın oldu mu? İçin yanar böyle diğer çocuklarla ehele helele diye eğlenmek için, ama mecburen evde nane limon içersin, kaçırırsın onu. He işte, sürekli nane limon içiyor hissiyatı ile yaşamak istemiyorsan, üzerinde bi yükle yaşamak istemiyorsan, bazen dayanamayıp dolu gözlerle bi fotoğrafa sarılıp boş boş tavanı seyretmek istemiyorsan, siktir et okuma.

Sürekli geçmişi aramak istemiyorsan, daha küçük, daha habersiz olduğun zamanları özlemek istemiyorsan, geçmişte yaşamak istemiyorsan, ananı sikerim senin derhal çık bu blogdan. Senin yerin değil burası. Arabası bakımda olduğu için hayatında ilk kez otobüse binen Pelinsu kadar kel alaka biryerdesin çünkü. Kapıdan girerken şöföre "ne kadaaaaar" diye soracaksan hiç binme bu otobüse.

Küçükken okula gitmediğin günlerde, normalde seyredemediğin sabah çizgi filmlerini seyretmenin keyfini yaşardın ya, büyüyünce derse girmediğin zaman bu saf mutluluk duygusunun yerini suçluluk hissiyatı alıyor. "Hay amına koyim önemli konu işleyecektik bugün ya" diye içine dert oluyor ufaktan.

O yüzden büyüme ya, valla, bırak kal öyle.

Yoksa yüzüne kapanan kapının rüzgarı bile canını acıtır hale geliyor.

Siktir et, kalsın öyle, dağınık dursun.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Sığırizm

Merhaba yarram.

Karşıt görüş belirteni yobaz, cahil, salak, aptal diye yaftalayan ve ağzından köpükler saçarak inandığı görüşün fanatikliğini yapanlara 469 defa dedim, lütfen siktir olup gidin, size zorla okutmuyorum bu "blog"da yazanları diye. Yorum getireceksen de salak salak bana saldırmayı bırak, anlattığım şeye cevap getir, ben de her bokun en iyisini ve en doğrusunu bilen müneccimbaşı değilim, hatta hiçbir sik değilm diye... Yok ama, olmaz, tüm dünya beyimiz ile aynı fikre sahip insanlarla dolmalı, zira kendi bildiği o kadar doğrudur ki, o kadar olur yani. Başka türlü düşünenler de "avam"dır, cahildir, aptaldır, sincaptır... Eğer bu türden eğitimli bir yobazsan, bu blogu okumaya başlamadan önce gel senle bir gezintiye çıkalım, gel şöyle korkma, bi şey konuşacaz birader.

Lady Gaga hakkında yazdım, heygirl forumlarındaki Selinsu'lar sinir oldu, "saçmalamış falan yaaneee" dediler.

Said Nursi ile ilgili yazdım, nurcular geldi "sen ne anlarsın cahil gavat" dediler.

Evrim hakkında görüş belirttim, Aynştaynlar geldi "böyle mi çürütüyosun evrimi salak dinci" dediler, evrimi çürütmek gibi bir derdim varmış gibi.

Tasavvuf hakkında görüş belirttim, hem tasavvufçular hem nurcular geldiler, yine oradaki hikmeti anlayamamış bir salak olduğumu söylediler.

New age görüşlerinin ne mal olduğunu uzun uzun açıkladım, bu sefer spritüalist arkadaşlarımız geldi "ne kadar sığsın yeeaa" diye çemkirdiler.

Anladın mı? Yok anlamadın, sığır olduğun sürece anlamayacaksın. Benim sana fikirlerin yüzünden sığır dediğimi zannediyorsun hala, çünkü hayatın bu tür fanatik tartışmaların içinde kendini heba etmekle geçiyor, alışık değilsin burada sana izah edilmek istenene... Bu arada "sığır" kelimesi "sığ"dan mı türemiş lan acaba, ben ikisini de aynı anlamda kullanıyorum zaten, çok benziyolar da ehehe.

Bakıyorum şimdi taşaksızlar, adam şahsımla ilgili girizgâhı yapmış, "bir boku bilmeyen cahil, gavat, orospu çocuğu" diye başlamış yazısına. Elimde kolam ve çekirdeğim "ehehe niye ki la" deyu devam ediyorum okumaya, bir bakıyorum yazdıklarının devamında "Bediüzzaman Said Nursi hakkında söyledikleri saçmalıktır" gibi bir cümle var. Heee diyorum, sadede gelsene sen işte yaa, dök içini dök.

Bunun aynısının evrimci, tasavvufçu, bi şey bi şeyci versiyonları da var.

Sebep?

Salak mısın evladım sen, şu blogda sırf bu konularla ilgili 50'ye yakın yazı var, 1 tanesinde sana zıt görüş belirttiğim için ne hakla çöpe atıyorsun tüm anlattığım şeyleri? Bu kadar mı tahammülsüz, hazımsız bir salaksın sen? Hayır o 50 yazının 50'sinde de sana karşıt görüş belirtebilirim, ve üzgünüm ama bu beni cahil ve gavat yapmaz bebeğim.

İşte sen bu yüzden sığırsın, sana sığır dememin yegâne sebebi de bu, Allah belamı versin ki bak. Yoksa siktir git lahmacuna tap istersen, ya da insanın maydonozdan evrildiğine inan, banane amına koyim. Benim olayım senin tahammülsüzlüğünle. Benim kavgam her şeyin en iyisini bildiğini düşünen dar ve yobaz kafa yapınla...

Adama diyorum ki "bak içki sofrasında yaptığım muhabbetleri taşıyorum buraya", ama adam öyle ciddiye almış ki, öyle büyütmüş ki beni o küçücük sikindirik dünyasında, gelmiş niçin evrime dair bilimsel saptamalar ve deneysel ölçümler sunmamışım diye bana saydırıyor da saydırıyor. Sonra da cahil diyor.

Bakın kaynatasızlar, bu blogda yazdığım kimi yazılar var ki haftalarımı aldı. Yazıya dökmesinden ziyade, o konu hakkında derlediğim bilgiler, geliştirdiğim şahsi fikirler aylarımı almıştır belki de. Kubrick yazısı 2 haftamı aldı abartmıyorum, Atatürk yazısı keza... Fakat ben tüm bunları senin gözüne sokmadan, okuyucunun bana olan güvenini biraz da olsa sarsma pahasına diyorum ki "anlattığım her şey %100 doğru olamaz, illa ki yanıldığım yerler vardır, o nedenle körü körüne inanmayın anlattıklarıma" diyorum, ve bunu HER FIRSATTA söylüyorum. Sen hala gelmiş beni ahkâm kesmekle yargılıyorsun, her zamanki sikindirik savunma mekanizmanı faaliyete sokuyorsun. 

Nedir o savunma mekanizması biliyor musun; insanın kendisinde gördüğü ve kendisine yediremediği bir şeyi karşı tarafa maletmesi. Kendisi o boku yeyip, sonra gidip karşı tarafı o boku yemiş gibi itham etmesi... Budur senin yaptığın. 

Psikolojideki adı da "yansıtma"dır bunun, al sana ücretsiz kamu hizmeti.

O yüzden sığır ve yobaz ekşici, o kadar basit bir insansın ki sen gözümde... Yapmayın dediğim şeyi 3 saniye sonra harfi harfine yapıyorsun sevgili ekşici, bu kadar basitsin sen işte.

"Bunları anlattım diye hatalarımı dile getirmek yerine şimdi gelip bana 'faşist, yobaz, dinci, cahil' diye saldıracaklar" diyorum, ve dediğim şeyi anında hayata geçiriyorsun sevgili sığır ekşici.

Sonu 1 saat öncesinden tahmin edilen polisiye film kadar sıkıcı ve rezilsin ekşici. İnandığın fikirlerden dolayı değil, onları savunma şeklinden dolayı rezilsin sen ekşici.

Hayır şunu da anlamıyorum, ismi michaelsikkofield.blogspot.com olan, yazması bile işkence olan bir adresi yazıyorsun browser'a, sonra yine üşenmeden paragraflar dolusu anlattığım şeyleri okuyorsun, ve bunların hepsini kendi özgür iradenle yapıyorsun, sonra gelip bana orospu çocuğu diyorsun.

Arkadaşım sen gavat mısın?

Şizofren misin la?

Beğenmiyorsan siktir git okuma, burası şahsi bir blog sayfası ulan. Siktir git oje kokulu kız blog'u oku, ergensel yaklaşımlar içeren sonu 3 noktalı cümlelerle biten isyankâr şiirlerini oku onların. Ya da kendinle aynı görüşü paylaşan tekdüze haber sayfalarını okuyarak "hah hah hah ne kadar da harika şeyler okuyorum yahu" diye masturbasyon yap. Ben gel burayı oku diye senin kafana silah mı dayadım be götoğlanı? 

Tamam ben cahil, yobaz, sığır ve orospu çocuğuyum belki de, bunu dedin diye gücenmiyorum sana, fakat bunu sırf seninle aynı fikirde olmadım diye diyorsun ya, bir insan vasıfsız ve zavallı olduğunu bundan daha iyi bir şekilde dile getiremez işte.

Ve iyi ki varsınız lan. Yemin ediyorum sığırlar, iyi ki varsınız. Zira "sikko helal yeeaaa" yorumlarını görünce ben orgazm olmuyorum, pek bir şey ifade etmiyor onlar bana. Fakat söylediğim şeyin aksine inanan kişilerin ne kadar ezberci sığırlar olduklarını görünce, lan diyorum, "Bunlar mı mahalle baskısı oluşturan sözde entelektüellermiş? Bu salaklar yüzünden mi insanlar artık görüş belirtmekten çekinir olmuşlar?".

Bana müthiş bir istek aşılıyorsun senin ağzına daha da lapa lapa sıçmam için, Allah razı olsun senden.

Çok yaşa sığır, her zamanki gibi kendi etinden ve sütünden faydalandırıyorsun başkalarını.

Ne de olsa baba mesleği di mi sığırlık?

Hadi siktir git şimdi rant peşinde "Galatasaray çok iyi klüptür" temalı bir entry gir, sonuna da şöyle ekle "not: Fenerbahçeliyim" diye, sonra aldığın övgüler sebebiyle kendini daha iyi hisset.

Yapmacık salak seni, yüzeysel samimiyetine osura osura sıçtığımın riyakâr pezevengi seni.

İşin gücün yaranmak istediğin kesimin görüşünü körü körüne savunmak, ezbere bildiklerini ezbere savunmak, bundan başka hiçbir meziyetin yok senin sevgili sığır.

Demek istediğim, yapma be sığır, harcıyorsun kendini. Salak gibi sonu "-izm" olan bir görüşe dadanıyorsun, kendini onunla kısıtlıyorsun, sonra da kendini bir sike dermanmış gibi hissediyorsun. Üzülüyorum ama elimden fazlası da gelmiyor senin için.

Neyse.

Blog'u takip edenlere bir özür ve telafi sözünde bulunayım son olarak. Dikkat ettiyseniz Kubrick yazısından önce birkaç hafta yazı eklememiştim, zira dediğim gibi epey uzun sürmüştü onu yazmam. Ve bildiğiniz gibi, yazdığım uzun Illuminati etiketli yazılardan sonra birkaç tane aha böyle laf olsun torba dolsun yazı yazarım, aslında şu Fight Club yazısı da onlardan biri olacaktı. Sonra baktım anlatacağım şeyler uzadı, twitter'da ve blog'un başlık altında da söyledim "kısa bir yazı olacak" diye. O yazıda anlattıklarımı tabi ki hala savunuyorum, şahsi fikir ve gözlemlerimdi onlar, fakat içeriğin diğer yazılara göre yavan olmasının sebebi de budur. 2-3 saatte yazdığım bir yazıydı o, yoksa ben de diğer uzun yazılarımla kıyaslamam bile son yazdığım yazıyı içerik olarak, farkındayım durumun. Yazmaya başlayınca bi dahakine şu Satanizm ve New Age yazısının 2. kısmını yazacam, telafi edecez onda hatamızı, Karagümrük çocuğuyum sözüm senettir. Yalnız ne zaman yazmaya başlarım, ne zaman biter bilemiyorum.

He gitmeden önce, nurcu kardeşlerimizin kuyruğuna basayım da az daha saydırsınlar bana ehehe.

Hacılar ya, Stv'de yeni bi program başlayacakmış Bediüzzaman ile Tutamıyorum Zamanı diye, doğru mu?

Ehehehehe.

Sevgiler saygılar.

Not: Karagümrüksporluyum.


12 Temmuz 2011 Salı

Stanley Kubrick, Zihin Kontrolü ve Illuminati

Selam kaynatasızlar.

Açık konuşayım Kubrick'in şu ana kadar hiçbi filmini beğenmedim. Kıytırık bi mesaj verecem, sikindirik bi gönderme yapacam diye uzatır da uzatır konuyu anasını satayım. Öyle ana karakterin yarım saat tek kelime etmeden uzaklara baktığı filmlere kıl olurum zaten, Nuri Bilge Ceylan'ı da sevmem, ayıyım ve düz adamım evet. Ama ne yalan söyleyeyim Kubrick son filminde gönlümü aldı lan, adam öyle manidar ve öyle cesur detaylar sıkıştırmış ki filme, seyredince saygı duruşuna geçtim, dağ başını duman almış gümüş dere durmaz akar diye bağırıp evi Türk bayraklarıyla donattım. Zira Eyes Wide Shut (Gözleri Tamamen Kapalı), Illuminati deşifresinin bokunu çıkarmış bir film ve bu filmin tarihi 1999. Onun öncesinde böyle bir deşifre henüz ne sinemada, ne medyada yapılmadı. Kubrick abimiz birnevi düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin olmuş bu konuda yani. Filmi detaylı bi şekilde anlatacaz zaten, ama önce sevgili sığırlara birtakım laflar hazırladım. Ekşici, gel buraya evladım yine senden şikayet var.

Acaba bu dalyaraklar neler demişler film hakkında diye merak ettiğimden öncelikle ekşiye baktım,  2-3 entry dışında hepsi bu film için "üstad, kadın erkek ilişkilerini çok zekice ve ustaca diyaloglarla işlemiş, ilişkiler hakkındaki klişelere ağır bir tokat indirmiş ve entel filmlerinin vazgeçilmez yönetmeni İsmail Türüttino'ya selam çakmış swh swh :))))" gibi dangalakça yorumlarda bulunmuşlar. Biliyorum ki bu filmi seyredenlerin %90'ı da arkadaş ortamında aynı sikimsonik lafları ettiler bu filmle ilgili. Lan kasıntı dalyaraklar, gelin 2 şey okuyun da belki Selin'e artistlik yaparsınız bu öğrendiklerinizle. Kadın-erkek ilişkisiymiş, amına kodumun malları sizi.

Bu film için kadın erkek ilişkilerini anlatan bir film demek, Fight Club için "dövüşlü mövüşlü aksiyon filmi, Brad Pitt adama yumruk felan atıyo" demekle aynı şey. Yemin ederim abartmıyorum bak, bir porno filmin amacı ne kadar kadın erkek ilişkilerini anlatmaksa, bu filmin amacı da ancak o kadar kadın erkek ilişkilerini anlatmak olabilir. Ama bu beğenilme kaygılı götverenler sırf "Kubrick" filmi olduğu için, hiçbir sikim anlamamış da olsalar o filmi anlamış rolü yaparlar, seyrederken sıkıntıdan patlasalar da çok beğendim ayağına yatarlar.

Neden? Çünkü bu bir Kubrick filmi. Çünkü Selin'in amına giden yol Kubrick'ten geçer. Çünkü çok elit, cool, zeki ve entelektüel olan bir insan Kubrick filmini sevmek zorundadır. Hıyarağaları sizi... La şu Eyes Wide Shut'ı Kudret Sabancı çekmiş olsaydı acaba yine filmden hiçbir sikim anlamamış halinizle "üstad döktürmüş yeeaa" der miydiniz? Nah derdiniz, etiketçi götoşlar sizi. Siz tıpatıp aynı 2 pantolonun etiketinde fiyatı daha yüksek olanını alan embesillersiniz, çünkü siz kendi beğenilerinize ve kendi görüşlerinize göre değil, toplumun değer yargılarına göre yaşayan sığır sürülerisiniz. Kendinize ait hiçbir boku dile getirmeye cesaretiniz olmadığı gibi, bunu yapabilen insanları da oturduğunuz yerden eleştirir, şu hayatta hiçbir sike derman olmazsınız. Lan olum, akıllı olun bak patır patır sıçarım sizin suratınıza.

Neyse ufaktan konuya girizgahı yapalım artık.

Şu filmi seyrettiğimden beri yemin ederim gece yatıyorum Kubrick, sabah uyanıyorum Kubrick, bi sigara yakıyorum Kubrick, tuvalette sıçarken deterjan ambalajı yazılarını okuyorum yine Kubrick... Sıçtın ağzıma be Kubrick. Böyle film mi yapılır lan şerefsiz? Şimdi Eyes Wide Shut'a geçmeden önce kameralarımızı İstanbul gecelerine çevirecez. Şaka lan şaka, Clockwork Orange'ın afişlerine bakacaz.

Piramit ve her şeyi gören göz işte, açıklama yaptırmayın lan.


Clockwork Orange'ın yayınlanma tarihi 1971. Bu sembolleri kullanması ışığında Kubrick'in Illuminati bağlantısı olduğunu, 48 IQ'ya sahip bir sincap bile rahatlıkla anlayabilir. Tek gözler hadi neyse tesadüf eseri olabilir derdim ama filmin afişi alenen piramit ve Horus'un her şeyi gören gözü olunca diğerlerinin de maksadının ne olduğu netleşiyor. Kaldı ki mevzu bahis Kubrick ise zaten o gördüğün şey tesadüf değildir hacı.

Kubrick bu sembolojiyi Dr Strangelove'da da çok fazla kullanmış, o baya baya eski bi film. Kendisinin Illuminati ile bir ilişkisinin olduğu aşikâr, yüksek mertebeden (30 veya üstü) mason olduğu söyleniyor ki doğru olma ihtimali de mevcut. Kubrick gibi bi adam çırak mertebesinde mi mason olacaktı zaten anasını satayım? Fakat son filmi Eyes Wide Shut'ta "yeter artık ulan Allah mısınız ipneler" diye celallenen bir Polat Alemdar, bir Michael Jackson gördüm ben.

Şimdi baştan anlaşalım, bu yazı blog'daki diğer yazılardan biraz farklı olacak. Zira bu sefer bir film analizi yapacam, hem de bir Kubrick filmi. Yani bu da demek oluyor ki yoruma açık bir konu olduğundan, kesinlikle şahsi yorumlamalarım için "%100 doğrudur" iddiasında bulunamam. Gerçi ben hiçbir yazım için böyle bi iddiada bulunmuyorum ama yazdığım siyasi içerikli yazılarda sizlere bilgi sunduğum için o bilgilerin doğruluğunun garantisini verebilirim, zaten mümkün mertebe kaynak sunuyorum bilgi verdiğimde. Fakat bu sefer bir film yorumlayacağım için aynı netlikte konuşamam, sonuçta bu bir sanat eseri ve herkes değişik şekillerde yorumlayabilir. He bu demek değildir ki bu yazıda ben her şeyi götümden sallayacam, tabi ki yine mantık ve tutarlılık içerisinde yapacam bu sikimsonik saptamalarımı. Ayrıca Kubrick'in, en azından bu filmini de iyi analiz ettiğimi düşünüyorum hakkımı yemiyim, ama siz yine de ona göre geçirin süzgecinizden tamam mı canolar, yerim sizi ehehe.

Şimdi biraz ön bilgilendirme yapacaz taşaksızlar.

Filmin senaryosu Traumnovelle (Dream Story) adlı romandan uyarlanma. Roman ile film çok örtüşüyor fakat birebir aynı değiller. Romanda olup filmde olmayan pek fazla şey yok, fakat filmde olup romanda olmayan birçok detay var. Kubrick bu romana kendi farkını katmış, roman ile film arasındaki farkı belirleyen en önemli şey ise konunun işlenişi ve odak noktası. Roman tamamen kadın-erkek ilişkileri üzerine kurulu Kavak Yelleri dizisi tadındayken, Kubrick filmin odak noktasını gizli topluluklara yönlendiriyor. Okült sembolizme anasının amı kadar ağırlık veriyor filmde (iddia ediyorum hayatınızda daha önce "okült sembolizm" ve "anasının amı" kelimelerini hiç aynı cümle içinde duymamıştınız ehehe). Romanla filmin en önemli farklarından biri de neredeyse tüm karakterlerin isimlerinin değişmiş olması. Bu değişiklikleri yapan adam Kubrick olunca "alt tarafı isimleri değiştirmiş yea" diyemiyoruz tabi, görecez sebeplerini yazının ilerleyen kısımlarında..

Filmin ortalarında, yaklaşık 15 dakika süren bir ayin sahnesi var.


Filmdeki her şey bu sahne ile ilgili. Ayin sahnesinden önceki sahneler de (şerefsiz Kubrick çok iyi bağlıyo bunları), sonraki sahneler de hep bunun etrafında dönen olaylardan ibaret. Bu film açık seçik bir Illuminati deşifresi, bunu bilin de sonra bu sahneye gelene kadar gösterdiğim şeyler için "ne alaka yeeaa, nerden anladın" demeyin. Kubrick bu, boru değil, adam 3 senede çekmiş bu filmi, çekimleri 400 gün sürmüş. Detay manyağı psikopatın teki zaten Kubrick, siz daha iyi bilirsiniz ekşici entel kardeşlerim. Hatta Eyes Wide Shut, Guinness Rekorlar Kitabı'na da girmiştir çekimlerinin bu kadar uzun sürmesinden dolayı. Anlayacağınız bu filmin her sahnesi, her detayı büyük bir titizlikle çekildi. Hiçbir sahne, hatta hiçbir obje boşu boşuna yer almadı bu filmde.

Kubrick filmin çekimlerini 3 Mart 1999'da tamamlayıp Warner Bros'a teslim ediyor. 4 gün sonra, 7 Mart 1999'da "kalp krizi"nden vefat ediyor. Bak sen şu işe. Filmin bizlere ulaşmış şeklinin biraz kesilip biçilmiş olma ihtimalini de oldukça güçlendiriyor bu 2 tarih arasındaki yakınlık.

Evet ön bilgilendirmeyi yaptığımı düşünüyorum. Artık filme geçebiliriz sevgili kaynatasızlar, siz keyfinize bakın ben üstüme rahat bi şeyler alıp geliyorum.



Filmin afişinde tek göz olması da tesadüfi değil, birazdan göstereceğim onlarca şeyi üst üste koyduğunuzda "anaaaa" diyeceksiniz zaten.

Filmin ilk sahnesi de aha şu, böyle başlıyor film;


Nicole Kidman 2 kolonun arasında. Peki what the fuck is 2 kolon?



Masonlukta Hz Süleyman'ın Tapınağı'ndan alındığına inanılan bu  2 kolon, mistisizme girişi sembolize eder. Yani dış aleme ait olan bu kolonlar, onların gizli alemlerine açılan bir kapının sembolüdür.

Filme 2 kolon arasında giriyor olmamız ise tabi ki koca bir tesadüf. Kubrick ne bilsin iki kolonu, masonluğu, sembolizmi... Kadırga Anadolu Meslek Lisesi torna tesviye bölümünden mezun bi herif lan Kubrick, bilmiyo musunuz ehehe.

Ayrıca 11 Eylül İkiz Kule ritüelinin de bu 2 sütun mevzusu ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. O olay zaten bir terör saldırısı değil ayindi, bunları konuşmuştuk piçirikler.

Şimdi filmin ilk 1 saati açıkçası tırışka muhabbetlerden ibaret. Tamam güzel diyaloglar felan var, filmin ilerisinde bağlıyor Kubrick bunları konuya ama benim pek ilgimi çekmedi buralar. Size filmin ilk 1 saatini özet geçeyim,

Nicole Kidman'ın götü.
Evet filmin ilk 1 saati Nicole Kidman'ın götü ve memesi etrafında dönüyor, başka da pek bi olay yok. O yüzden buraları hızlı geçmeye çalışacam. Birazdan göstereceğim sahneler "bu ne amına koyim yea" dedirtebilir size, ben de filmi seyrederken ilk 1 saat çok sıkılmıştım, fakat sonra en tırt detayın bile bir anlama geldiğini ve konuların nasıl bağlandığını görünce Kubrick'in sakalını yalayasım geldi şerefsizim. Neyse hadi başlıyoruz, altyazıları da okuyun taşağını yediklerim önemli zira.

Bill (Tom Cruise) ve Alice (Nicole Kidman), arkadaşları Victor'un Noel balosuna gidiyorlar, film böyle başlıyor. Soldaki sekizgen yıldız ve güneş sembolojisi, birazdan da göreceğiniz üzere malikânenin heryerine serpiştirilmiş durumda. Sekizgen yıldız, Sümerler'deki gök tanrısı Anu'nun sembolüdür. (buraya gelirken de damalı zeminden geçiyorlar, Alice'in arkasındaki koridorıun zeminine bakın). Bu malikânenin, arkadaşları Victor'un mekanı olduğunu da tekrar edeyim.
Malikanenin heryerinde var bu sembolden.

Ve Kubrick ısrarla çoğu sahnede kadraja alıyor bu sembolleri.

Bu piyanist şantör de bizim Bill'in arkadaşı.
Bill o elemanla muhabbet etmeye gidiyo ve karısı boşta kalıyo. Karı boşta kalınca hemen biri yazıyo karıya. Yazan eleman Sandor Szaost adında bir Macar'dır. Kendisi ismini, Church of Satan (Satan Kilisesi)'nin kurucusu Anton "Szandor" LeVey'den alır. Ayrıca bu Sandor da, tıpkı Anton LeVey gibi Macar'dır. Kubrick, adamın Macar olduğunu özellikle belirtiyor ki, Anton LeVey'e yaptığı gönderme daha iyi anlaşılsın. Sahnede de arka plandaki pentagramlar bunu pekiştiren bir başka detaydır.
Bu sırada Bill de başka 2 karıyla karşılıklı yazışıyo. Aileye bak anasını satayım, Karaköy keranesi gibi. Karılardan tekinin ismini birkaç kez tekrarlattırıyor Kubrick. İsmi Nuala Windsor; Windsor bugünki İngiliz kraliyet ailesinin soyadıdır biliyosunuz. Windsorlar aslen İrlandalıdır, Nuala da bir İrlandalı ismidir zaten.
Reisin ismi geçmezse olmaz tabi ehehe. Dur ekşici lisanıyla konuşayım da tüm karılar bana hasta olsun, "üstad burada Illuminati'nin yetkin ailelerinden Rockefeller'a selam çakmış swh swh". Ve bu blog'da sık sık bahsettiğim 2 elit ailenin ismini peşpeşe zikrettirdi Kubrick dikkat ederseniz. İngiliz Kraliyet Ailesi ve Rockefeller ailesi. Bonus olarak satanist Anton LeVey'i de ekleyin.

Karıların kafa 2 milyon, Bill "nereye gidiyoruz hanımlar ehe mehe" dediğinde, karı "gökkuşağının bittiği yere" diyor. Bu lafı unutmayın, sonradan dönecem bu konuya. Rainbow (gökkuşağı), Oz Büyücüsü ve Alice Harikalar Diyarı'nda da işlenen bir temadır ve bir zihin kontrolü (mind control) yöntemidir, delillerim ile gelecem fakat henüz yeri değil, ileride bağlayacam bu konuyu. Ve dikkat, Kubrick bu filmde bazı kelimeleri peşpeşe, defalarca tekrar ettiriyor. Bu ısrarla tekrarlanan kelimelerde hiç boş geçmemiş abimiz, ısrarla gözümüze soktuğu kelime ya da cümlelerin hepsi manidar anlamlara sahip. Bakın "gökkuşağının bittiği yer" tamlaması kaç kere tekrarlanıyor 3 yaşında bir çocuğa laf anlatıyormuşcasına.

Sırf "gökkuşağının bittiği yer" tamlamasının birkaç defa söylenmesi, vurgulanmasıi için uydurulmuş zoraki diyaloglar bunlar. Dediğim gibi gökkuşağı mevzuna sonra gelecez, filme devam edelim şimdilik. Bu esnada bizim Bill'i, yukarıdan arkadaşı Victor çağırtır. 
Sevgili dostumuz Victor mala vurmuş ama fazla yüklenmiş heralde karıya, karı baygın vaziyette yatıyor. Bizim Bill de doktor olduğu için onu yanına çağırıyor hemen, yoksa işi düşmese aramaz pezevenk ehehe.
Bill, Victor'a kadının ismini sorduğunda pompacı dostumuz biraz duraksayarak "eeöö Mandy" diyor, abazanlar memeye odaklanmayın laf anlatıyoruz şurda sikerim tahtanızı.
Haroini fazla kaçırmış karı, ondan bu hale gelmiş. Bu arada bundan 2 önceki karede ucu gözüken tabloyu Kubrick burada tamamen arka plan yapıyor. Dikkat ederseniz tablodaki kadın ile bizim baygın Mandy'nin durumu ve uzanışı aynı. Kubrick bu resmi film için, daha doğrusu filmin bu sahnesi için özel olarak çizdirmiş, ahanda resmin orijinali: http://www.christianekubrick.com/paiMed/ck0305b.php. Resmin çizeri ise Kubrick'in eşi Christiane Kubrick. Ayrıca sadece bu tablo değil, aşağı yukarı filmdeki tüm tablolar film için özel hazırlanmış. Bunlar da Stanley Kubrick abimizin nasıl psikopatlık derecesinde detay delisi biri olduğunu size iyice gösteriyordur heralde.

Atiker sıralı otogaz sistemlerinin sunduğu Eyes Wide Shut reklamlardan sonra devam edecek.

Bu sahneler önemli diye anlattım, ileride işimize yarayacak bunlar. Diğer Kavak Yelleri tadında geçen sahneleri anlatmayacam zira konumuz o değil amına koyim.

Neyse aynı gece Bill dışarı çıkıyor ve bi fahişe bizim Bill'e yatma teklif edip bunu eve atıyo, çünkü yılların en meşhur geyiğinin de dediği gibi "Amarika'da kızlar teklif ediyür olum".

Bunlar yiyişirken Bill'i karısı arıyor, Bill de vicdan yapıp çıkıyor fahişenin evinden, sevişmeden terkediyor mekanı. Fakat tam Bill'in telefonu çaldığı sırada önemli bir detay gözlere takılıyor (algıda seçicilik);

Duvarlarda pagan maskeleri ve güneş sembolü var. Bu birazdan oluşacak olaylara bir gönderme (entelcesi: foreshadowing). Yani olaylar buradan sonra bu çerçevede ilginçleşecek demek istiyor Kubrick.
Dönüş yolunda şu deminki piyanist arkadaşı vardı ya, aha işte bi mekanda onu görüp içeri giriyor Bill. Ve bu piyanist eleman bizi şu ana kadar izlenilen 1 saatten alıp bambaşka diyarlara götürecek olan bombayı patlatıyor.

Piyanist, bu gece değişik bir mekanda "gözleri bağlı bir şekilde" piyano çalacağını söylüyor. Bizim Bill de meraklanıyor tabi, ben de gelecem senle diyo. Piyanist eleman da Bill'in neden onla gelemeyeceğini şu şekilde açıklıyor;


Tatataaammmm.

Atiker sıralı otogaz sistemlerinin sunduğu Eyes Wide Shut esas şimdi başlıyo mına koyim.

Bunun üstüne Bill gecenin o vaktinde kostümcüye gidiyo maske ve pelerin almak için. Kafaya koydu yani, gidecek oraya. Şimdi bir süre daha pek semboloji göstermeden filmi anlatacam, birazdan tespitlerim ile geliyorum az sabredin canlar.

Kostümcü de burası, "rainbow" yine çıktı karşımıza, iyi ki sembol göstermeyecez dedik amına koyim ehehe. Buradaki dükkan sahibi emmi biraz tuhaf, şöyle ki bizim Bill kostüm alacakken kızını dükkanda 2 japonla sikişirken yakalıyo bu herif ve tepkisi şu oluyo:
"Gentlemen" (beyler) diye hitap ediyo la kızını sikenlere. İnsanoğlunun gavatlıkta ulaşabileceği son nokta. Sonra bu herifleri dükkana kilitliyo ve diyo ki;
"Lütfen" ne ulan eşşoğlueşşek, kızını orgazmdan orgazma uçurmuşlar, threesome yapmışlar, facial cumshot attırmışlar, sen hala lütfen diyosun, e bi de promosyon olarak kendini de siktirseydin bari. Cingılbört müsün ulan Allahsız?
Ve işte, bu tek cümleyi kaçırırsan şu 10 dakikalık sahnenin tüm amacını da kaçırırsın. Kız hangi pelerinden alması gerektiğini söylüyor Bill'e. Bak sen şu zilliye, neler de biliyor... Sanki bu karı ve babası durumdan haberdarlar gibi he? Sanki az önceki basılma sahnesi de yapmacık bi mizansendi? Buraya çentik atıyoruz geri dönecez, filmle aynı seyirde devam edelim.
Bill kostüm kiralayıp gidiyo malikâneye, buranın adresini ve giriş için gerekli parolayı piyanist arkadaşından almıştı.


Bill'in geldiği köşkü dışarıdan bize de gösteriyor Kubrick. Neden biliyor musun, çünkü bu köşkün ismi gerçekte Mentmore Towers'tır ve Rothschild ailesine aittir... Hö? Nasıl yani? Rothschild kendi elleriyle mi çektirdi bu filmi? Danışıklı dövüş mü bu film? Buraya da çentik atıyorum, açıklayacam hepsini, biz filme devam edelim.
Ehehe aklın Rothschild olayında kaldıysa onu bi kenara bırak şimdilik, dönecez o konuya. Neyse Bill parolayı söylüyo ve içeri kabul ediliyo. Parola "fidelio" (sadakat)  kelimesi. İçerde Bill'i maskeli elemanlar karşılıyo, Bill de takıyo maskesini, yalnız Bill'in şu sıfata bi bakar mısın ya sihirbaz Mandrake gibi olmuş Allahsız ehehe.
Son aşama, Bill 2 kolonun arasından geçiyor dikkat ederseniz. Çünkü birazdan başka bir "aleme" giriş yapacak.
Ahanda işte o alem. İçerde Trt halk oyunları ekibinin çayda çıra gösterisi varmış meğersem. Bizim Bill de partide tanıdığı tek arkadaşı tuvalete sıçmaya giden her sap gibi bi köşede tek başına sessiz sessiz bekliyo.
Arkada bizim Bill'in arkadaşı piyano çalıyo, mekânda canlı müzik var. Ayrıca 50'lik + tekila shot 8 lira, perşembeleri halk günü.

Ayinde çalan ilahi ise şu: http://fizy.com/#s/12o3wb. Açın dinleyin hemen şimdi, iyi tribe sokuyo ehehe. Zaten öyle bi müzik ki bunun çaldığı ortamda 3 dakika dur "ben tanrıyım" dersin mına koyim. Burada Kubrick bir Ortodoks ve bir Hindu ilahisini mix'lemiş. Ve Kubrick ayin sahnesinde bu ilahiyi bize TERSTEN dinletiyor, kelime sonlarındaki garip telaffuzdan farkedebilirsiniz siz de ilahinin tersten çaldığını. Bildiğiniz gibi satanist ayinlerde ritüeller tersten yapılır, Tanrı'ya ters gitmekle alakalı bi durum bu. Filmdeki müziği ters çevirip dinlediğinizde ise aslında müziğin düz ve sözleri anlamlı halini dinlemiş oluyorsunuz, buyrun burda çevrilmişi var: http://www.youtube.com/watch?v=-7fZ28GeQi8.  Ve neden Hindu ilahisi kullanılıyor biliyor musunuz? Çünkü Kubrick olayı çözmüş abicim, uyduruk spiritüalit Hindu inanışlarının da, tanrılarının da temelinde satanizm olduğunu biliyor adam. Nazi svastikası bile spiritüalist bir Hindu inanışına aittir, kaynağı orasıdır. Valla zeki adam şu Kubrick, okur bu çocuk.
Filmi henüz seyretmemiş olanlar için biraz gösterecem bu ayin sahnelerini. Bu arada bizim pelerinliler soyunuyo.
Am mı lan o?
Valla am.
Bizim Bill de Show Tv'deki Şans Kapıyı Çalınca yarışmasında aile reisi yarışırken arkada ayetel kürsi okuyan babaanne gibi içinden bildiği duaları okuyo, aklı çıktı la garibanın ehehe.

Reis sırayla kızları bir eş seçmeleri için görevlendiriyo. Illuminati'de kızlar teklif ediyomuş lan, biz de mi girsek ehehe.
Karı aklı işte, öyle tek başına cool takılıyo diye gitti Bill'i seçti. Yok lan yoki, onu seçmesinin bir sebebi var.
Karı bizimkinin yeni gelin gibi hareketlerinden anladı buraya yabancı olduğunu ve iyi niyetli de bi karı çıktı.

Karı uyarıyo bizimkini.
Buradan sonra Bill odaları geziyo ve Kubrick bize orgy sahnelerini gösteriyor, arka planda başka bir Hindu ilahisi çalıyor.  Ve bu filmin yapım yılı 1999... Öncesinde sinema ya da televizyonda yok böyle bir elit ifşası.
Şimdi maskelerle sevişmenin manası nedir biliyor musunuz? Alevilere atılan pislik bir ifita vardır, "mum söndü gecesi" diye. Neymiş yok efendim ışıklar kapatılıp karanlıkta herkes tuttuğunu skermiş, bu bir ayinmiş. Peki Kubrick'in bize gösterdiği bu ayin de aynı mantıkla işlemiyor mu? Maskeler olduğu sürece kimin kim olduğu belli olmuyor ve insanlar karşısındakinin kim olduğunu bilmeden birbirleriyle cinsel ilişkiye giriyorlar. Şimdi bu mum söndü palavrasının nereden ve kimlerden geldiğini görüyor musunuz? Türkiye'de kimlerin bu ayinlerini Alevilere malettiğini görüyor musunuz? Yaa...
Eşcinsel ilişki de var tabi aiynlerde. İbneliğin lüzumu yok beyler.

Bizim karı tekrardan buluyo Bill'i, hala vaktin varken git, sana daha fazla yardımcı olursam ikimizi de sikerler diyo.
Bu sırada bizim Bill'den işkillenmişler, bizim karı bile Bill'in saf hareketlerinden orada yabancı olduğunu çaktı zaten. Diğer abiler de eşek değiller ya, farkedip çağırıyorlar hemen Bill'i. (Adam Bill'i götürürken Frank Sinatra'nın "Strangers in the Night" (Gecedeki Yabancılar) şarkısı çalmaya başlar)
Bill'i sorguya çekerler.
Kaçarı yok, sikecekler bizim Bill'i. Kırmızı pelerinli ayin liderinin oturduğu tahttaki çift başlı kartal sembolü var ya, işte o size girsin ehehe. Yok yok girmesin, bakın şimdi sizden 2 resim arasındaki 7 farkı bulmanızı isteyecem.
Bu da 33. dereceden mason sembolü, yani kırmızı pelerinli dayının tahtındaki sembolün aynısı. Hee neymiş, bu öylesine sıradan bir grup seks partisi değilmiş. Masonik bir ayinmiş. Ve o kırmızılı abimizin yerinde olanlar, reel hayatta benim bu blogda isimlerini defalarca zikrettiğim saygıdeğer ailelerimizin liderleri oluyorlar. Bu ayinlere size bu blogda tanıttığım kişiler katılıyor, Rockefeller, Rothschild ve elit çevreleri... Aklınız almıyo di mi? Hepsi takım elbiseli efendi iş adamları gibi görünüyo normalde di mi? He he.
Bizim karı fedai çıkıyor, "onun yerine beni alın" deyip kendini feda ediyor. Bir başka deyişle bu kadın kendi hayatıyla Bill'in kefaretini ödüyor ve Bill özgür kalıyor. Yani bırada amaç ritüelistik bir şekilde birini kurban etmek, Bill ya da başkası, sorun değil.
Şşşş indir o eli. Bizim Bill'i azad ediyorlar fakat "burada gördüklerinizi birilerine anlatırsanız kaynatanızı sikeriz sevgili kardeşim :)" uyarısında bulunuyorlar. Kubrick bunların yapma dedikleri şeyi yapmış olmuyor mu la?
Şimdi az mola hocam.

Kubrick neden bu sahneleri Rothschild'in kendi mülkünde çekti? Madem bu film yüzünden öldü ya da öldürüldü, öyleyse buna nasıl izin verdiler? Zaten bundan önceki esas soru şu, eğer Kubrick bu filmi iyi niyetle çektiyse (ki %99 öyle) neden Tom Cruise'u oynattı? Tom Cruise bildiğiniz gibi tarikatçinin, cemaatçinin önde bayrak flama taşıyanı. Scientology denen spiritüalist dine inanıyor ve bu oluşumun 2 numaralı adamı kendisi. Ayrıca eşi doğum yaptığında onun plasentasını yemişti, haberlere falan konu olmuştu bu "aa ne kadar ilginç ehehe :)))" diye, fakat aslında o bir pagan ritüeliydi. Ayrıca Nicole Kidman da Eyes Wide Shut'ın çekimleri esnasında Tom Cruise ile evliydi ve scientology üyesiydi.

Bir Scientology toplantısında Tom Cruise.

Kanye West ve Tom Cruise.

Piramit dememe lüzum?
Kubrick'in önceki filmlerinde bu Illuminati piramidi ve sembolojisini kullandığını biliyoruz. Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki, Kubrick muhtemelen onlardan biriydi. Bu ayin sahneleri ancak orada bulunmuş ya da ciddi bilgiler sahibi olan biri tarafından bu kadar detayıyla ve onları rahatsız edebilecek bir şekilde canlandırılabilirdi.

Ama durun bakalım, bu film onların korku politikalarına hizmet eden bir film ise, Kubrick'in filmi teslim ettikten 4 gün sonra kalp krizi sebebiyle ölmesi nedir? Bu nasıl bir danışıklı dövüş ki sonunda Kubrick gibi birisinin hayatına mal olsun? Üstelik karısı Christiane Kubrick onun kalp krizi yüzünden öldüğü iddialarını hala kabul etmez...

Teşekkürler Fikret. şimdi kameralarımızı New York'tan bir dram manzarasına çeviriyoruz.

En son bizim Bill'i yakalayıp göndermişlerdi ayinden. Ayinden sonraki ilk sahnede, Bill kapıyı açıyor ve eve giriyor. Şimdi bu 10 saniyelik sahneyi seyrediyoruz. 5. ve 7. saniyeler arasında Bill'in sırtına iyi bakın, "her şeyi gören göz" belirecek. Bildiğin insan gözü beliriyor orada, ben tırstım lan bunu ilk gördüğümde.


Farkettiniz umarım, youtube'a ekleyince video kalitesi yarak gibi düşüyomuş onu öğrendim ama elinizde DVD'si varsa 1:26:42'ye odaklanın daha net farkedeceksiniz. Bu kesinlikle bir ışık, yansıma, göz yanılgısı vs değil, oraya doğru vuran bir ışık yok, fizik kurallarına aykırı amına koyim.

Kubrick reyiz gözü Bill'in üzerine kasten yerleştirmiş, zira Bill artık "her şeyi gören göz"ün takibindedir ve onlar tarafından mimlenmiştir.

Valla göze geldi çocuk ehehe.

Ertesi sabah Bill kiraladığı kıyafetleri geri götürmek için tekrar Rainbow denen dükkana gider.

Gündüz vakti daha iyi görürüz ki Rainbow'un yanındaki bina bir mason locasıdır. Bu eklediğim resimde net görünmemekte fakat DVD Player'da zoom yaparak bunu daha net görebilirsiniz. Ayrıca bu binanın bir mason locası olduğu benim keşfim değil, internet'teki diğer kaynaklarda buldum ve bu mekânın yerlileri de böyle diyor.
Bill'in maskesi çıkmaz kiraladığı eşyalar arasından. Ve bizim orospu karı belirir orda.
Gavat baba dün kızını siken herifleri uğurluyor, çıkışta ellerine kolonya dökmediği kaldı pezevengin. Bizim babanın, kızını sattığını söylememe gerek yok heralde artık ehehe.
Kız uzun süre boş boş bakıyor bizim Bill'e.
Bakın hala o boş bakışlar... Kız bir seks kölesi ve o ayinlere de katılıyor, hatırlayın bu söylemişti Bill'e hangi pelerinden alması gerektiğini. Yani muhtemelen dün geceki ayinde bu karı da vardı.
Hala hipnotize olmuş gibi bakıyor. Bu filmin yönetmeni Kubrick, bir sahneyi 90 kere çektiği olmuş bu filmde, Guinness Rekorlar kitabına girmiş. Her detayın bir anlamı var, bunu unutmayın.
Baba bizim Bill'e de satmak istiyor kızını. Kız hala çamaşır makinası seyreden otistik çocuklar gibi Bill'i seyrediyor lan.

Bakın şimdi anlatacaklarım asla teori değil, %100 eminim bunlardan, kafayı yedim artık onlarca yabancı sitede, blog'da, Kubrick fan sayfalarında fink atmaktan ve oralarda da birebir düşündüğüm şeyleri görünce defalarca hasssssiktir dedim. Aklın yolu bir zira.

Parçaları birleştirecez taşaksızlar, iyi dinleyin.
  • Kız bir seks kölesi.
  • Illuminati ile, daha doğrusu seks içerikli Illuminati ayinleri ile bağı var.
  • Boş ve donuk bakışları, hipnozdaymış gibi hareketleri var.
  • Ve dükkanın adı RAINBOW (Gökkuşağı).
Sonuç: Kubrick burada bas bas bağırmış, "zihin kontrolü var, MKULTRA diye bir yöntem var" diye. Ey sığır ekşici, teması kadın erkek ilişkisi değil bu filmin. Senaryonun esinlenildiği "Traumnovelle" adlı romanda tek bir masonik sembol, masonik ima yok, sadece elit kesimin yaptığı grup seks partisi var romanda. Kubrick kendisi ekledi bu filme masonik temayı. Adam filmin başında bile 50 kere bağırdı sana "gökkuşağının bittiği yer" diye, defalarca şu dükkanın girişindeki "rainbow" yazısını ve gökkuşağı resmini gösterdi o kıt kafana girsin diye, mesajı al diye. Ama sen hala "kadın-erkek ilişkilerindeki şehvetli tutkular ve rasyonel çıkarımlar swh swh" gibi sikimsonik anlamlar peşindesin amına kodumun fularlı çakma enteli. Boş beleş orospu çocuğu seni.

Oz Büyücüsü
Gökkuşağı ve aynalar zihin kontrolünde kullanılan birer semboldür. Oz Büyücüsü ve Alice Harikalar Diyarı'nda adlı kitaplarda da bu gökkuşağı ve aynalar sık sık kullanılır. Bu çocuk kitapları, çocukları kitlesel biçimde programlamak için yapılmış birer zihin kontrolü projesidir ki çocuklar üzerinde ne kadar fazla oynadıklarını biliyorsunuz. Walt Disney dahi 33. dereceden masondur, sikip atıyorlar körpecik beyinleri bu adamlar. Çocuklar onlar için çok önemli, zira bir çocuğu etkilemek çok daha kolaydır. Çocukluğunda cinsel istismara maruz kalmış, aşırı düzeyde seksüel içerikli sübliminal mesajlar almış bir genci, erginlik çağında ve yetişkinliğinde oyun hamuru gibi şekillendirmek, uzaktan kumandalı oyuncak araba gibi yönetmek çok daha kolaydır.

Tabi ki gökkuşağı ve ayna görünce hipnoz olmayacak çocuklarınız, bunlar sadece birer sembol. Belki Pavlov'un köpeklerini harekete geçiren zil sesi gibi birer tetikleyici bunlar, belki de çok başka anlamları var... CIA'de görevli uzman değilim o kadarını bilemiyorum ve bilmek de istemiyorum, fakat gözlerim ve beynim var, şunu görüyorum: Wizard of Oz ve Alice in Wonderland birer zihin kontrolü programıdır, gökkuşağı ve aynalar bu sembolojinin birer parçasıdır. Hatta Wizard of Oz ile Aleister Crowley arasında bir esinlenme dahi vardır.

Bakın ben ekşicilere çok söverim o ayrı konu ama ekşi'yi ekşi yapan yazarlara saygım sonsuzdur. Zaten 2000'li yılların başında dial-up interneti olan biz ergenler için bir Pokeimam vardı, bir Ekşi Sözlük vardı, başka da bi sikim yoktu internette. Ekşi'nin birinci nesili ve İnci'nin birinci nesili iyi çocuklardır ayrıca, kaliteli adamlardır çoğu. Bakın Oz Büyücüsü hakkında ne demiş Ekşi'nin en eski yazarlarından Cyrano, MUHAKKAK okuyun;


Ben bu sözlük entry'sini bilimsel bir veri olarak önünüze sunmuyorum. Sadece az kafanızı çalıştırıp fikir sahibi olun diye gösteriyorum. Oz Büyücüsü'nün kitabını okumadıysanız, filmini seyretmediyseniz, çocuklar üzerinde yarattığı etkileri görün istiyorum. Sizlere olaya tarafsız bir insanın bakış açısını gösteriyorum.

Kubrick romandaki tüm karakterlerin isimlerini değiştirerek filme aktardı demiştik, Nicole Kidman'ın canlandırdığı karakterin isminin "Alice" olması da bir tesadüf mü sizce?

Şimdi birazcık filmde flashback yapacaz, şu ayin sahnelerinden önce Bill bi orospu karıya gitmişti hatırlarsanız. Bill'in telefonla konuştuğu sahnede bu kadının evindeki 2 kitap, isimleri gözükecek şekilde kadrajda kaldı yaklaşık 1 dakika boyunca.


Sanırım dünyanın en kültürlü orospusuyla karşı karşıyayız, kızın evinde Introducting Sociology (Sosyolojiye Giriş) kitabı var. Öbür kitabın adı ise Shadows of the Mirror (Aynanın Gölgeleri). Bendeki filmin kalitesi çok sikkoydu, DVD'niz varsa daha net görürsünüz.

Bu kızın evindeki pagan maskelerini hatırlayın, belki o da ayindeydi. Tıpkı Rainbow Shop'taki diğer kız gibi, fahişe ve elitlerin seks kölesi. Ve ne gariptir ki yine seks kölesi olan bir kadın ve yine onun olduğu mekânda bir zihin kontrolü göndermesi var; "ayna".

Size elitlere ve siyasetçilere pazarlanan bir seks kölesi ismi vereyim günümüzden, kabalistik öğreti ile yetiştirilmiş bir yahudi kızı; Natalie Portman. Şimdi kendisiyle ilgili apayrı dökümanlar sunacam size, bir tanesine bakıp "siktir lan bu ne" deme sıçarım suratına, göstereceklerimin hepsini üst üste koy ve azıcık analiz yetin varsa öyle bir değerlendir.

Devendra Banhart adlı okultist elemanın Carmensita klibine bir bakalım, o zamanlar beraber oldukları Natalie Portman da oynuyor klipte.

Lucifer abimizi anarak başlıyoruz.

Om işareti, a-ok işareti ya da nam-ı diğer 666 sembolü.
Natalie hanim kızımız.
Güneş sembolojisi
Birader alnında piramit çıkmış.


Gökkuşağı (hadi canım?)


Güneş sembolojisi.
"Gökkuşağının bittiği yere gitmek istemez misin?"

Mısır konsepti olduğunu mu düşünüyorsunuz bu klibin? Lucifer? 666 sembolleri? Gökkuşağı? Zihin kontrolündeki seks kölesi Natalie Portman?

Görmeyeli amma değişmiş la bizim Mısır konsepti.

Bir ara beraberlerdi bu herifle.
Aha da bununla.
Seks kölesi Natalie Portman'ın eski tokmakçılarından biri kimdi dersiniz acaba...

Yanındaki adam kim biliyor musun?

Kendisi pek zengin, pek elit bir abimiz.

Nathaniel ROTHSCHILD

Nathaniel Rothschild ile Natalie Portman'ın ilişkileri vardı... Google diye bir şey var, kendiniz de bakabilirsiniz.

Rothshild ve Rockefeller ailelerinin her taşın altından çıkıyor olmaları ve bunun aksine medyada oldukça az haberlerinin veriliyor olması dikkatinizi çekmediyse zaten, ananız sizi doğurmamış sıçmıştır kusura bakmayın.

Natalie ablamızın siyasetçilerle de arası çok iyidir.

Hillary Clinton ve Natalie Portman.

Bill Clinton ve Natalie Portman.
Ve kendisi bir zamanlar Obama'nın da seçimlerdeki reklam yüzüydü...

Bakınız: Bu video. Ya da kendisinin ne alakası varsa 2008'deki "erken seçim" oylamasında insanları "evet" oyu kullanmaya teşvik ettiği bu video ya da bu video.

Fazla söze lüzum?
CIA'in geliştirdiği MK Ultra projesi ile, böyle pilli bebekler yaratıyorlar işte. Seks kölesi, reklam yüzü, propaganda aracı, çok fonksiyonlu Yahudi mutfak robotu Natalie Portman.

MK Ultra'nın sonuçlarından bahsetmiştim Lady Gaga başlıklı yazılarda. Röportajın ortasında gelen birilerini (?) görüp sağa sola bakarak "hello oh my god hellooo" diye hayali arkadaşlarına selam veren Britney Spears'ı, 7 aylık hamile haliyle kendinden geçmiş bir şekilde karnını gösterip "sanırım biraz gazım var" diyen, hamile olduğunun farkında olmayan ve 3 sene önce vefat eden Anna Nicole Smith'in %100 gerçek görüntü kayıtlarının olduğu video link'leri vermiştim.

Boş bir vaktinizde muhakkak seyredin bu video'yu: http://www.youtube.com/watch?v=0vSver59BsU

Muse'un son albümünü de bir inceleyin, MK ULTRA adında bir şarkıları var tamamen bu konuyla ilgili. Yine Muse grubunun "Uprising" şarkısının da sözlerine bir bakın, "onlar bizi yönetemeyecekler, onlar bizi zorlayamayacaklar, galip gelen biz olacağız" diyerek Illuminati'ye nasıl meydan okuduklarını görün (umarım samimilerdir bu tavırlarında). He tabi ekşici entel kardeşlerimiz bu "uprising" şarkısında Illuminati'ye göndermeler olduğunu zerre anlamadan "aay çok güzeeaaal şarkıııaa" entry'leri giriyorlar o ayrı konu. Uprising başlığındaki 60 küsür entry'de tek bir "illuminati" kelimesi yok Ekşi Sözlük'te, hani en entelektüel, en zeki kesimimiz onlar ya, o yüzden oradan örnek veriyorum.

Bak tamamen ANTİ-SİYONİST mesajlar veren Uprising şarkısı için girilmiş bir ekşi entry'si,


Bizim üniversitelerimiz öküz yetiştiriyor.

Cehalet esas kendini "elit" sanan öküz kesimin arasında kol geziyor.

Bu sebeple bu dangalaklara karşı bildiklerinizi savunmaktan çekinmeyin. Ben bu blog'da bazı şahsıma ait tespitler dışında, zaten genel olarak bilinen şeyleri anlatıyorum, fakat sizi buraya çeken şey okudukça "aa evet lan şerefsizim aklıma gelmişti" diye içinizden geçiriyor olmanız, haksız mıyım? Size çok farklı şeyler anlatmıyorum, sadece amele toplum baskısı sebebiyle söylemeye cesaret edemediklerinizi sizin adınıza dile getiriyorum, tek esprim de orda. O yüzden beni aynştayn da yapmayın, kahraman da yapmayın, zaten bi sik olmaz benden. Kendi sikkofield'ınız olun, kendi gerçeklerinizi dile getirmekten çekinmeyin, tamam mı canlar ehehe. Dininizi, milletinizi ve görüşünüzü savunduğunuz için size faşist ya da şakirt gözüyle bakacak Selin'in ben ta amına koyim. Bırak o Selin görünümlü Kezban'ın sidikli amını sikecem diye şekilden şekle girme, kişiliğinden ve duruşundan ödün verme sen. Çok zorda kalırsan ben veririm sana, bi aloya bakar (siktir lan o kadar da değil ehehehe).

Eyes Wide Shut'a devam edelim biz, filmdeki zihin kontrolü göndermeleri bunlarla sınırlı değil, filmin seyri esnasında tekrardan dönecem zihin kontrolü göndermelerine.

Bill ayinden çıktıktan sonra "her şeyi gören göz"ün takibine alınmıştı hatırlarsanız, "bu konuyu araştırırsan ananı sikeriz" diye de uyarılmıştı.

Ama bizim Bill dayanamayıp o ayinin yapıldığı malikâneye geri dönüyor bir gündüz vakti. Sap sap kapıda bekliyo.
Fakat "big brother is watching you".
İçeriden bir emmi beliriyor, Bill'e bir zarf veriyor.
Çoktan biliyorlar bizim elemanın meraklanıp geri geleceğin, uyarı mesajını bile hazırlamışlar. 
Hatta bir başka sahnede Bill'i takip ediyorlar, ve takip eden adam kasıtlı şekilde uzun uzun Bill'e bakıyor. Yani amaçları gizli bir takipten daha çok, bizim Bill'e "seni izliyoruz orospu çocuğu" mesajı vermek. Başka bir deyişle amaç, korku politikası ile gözdağı vermek. Hay amına koyim o kadar şey yazıyom beni de takip etsenize piçler :(  Edin de ananızı sikeyim bi ehehe.
Bu adamlar bu boku zaten şu anda da yapıyorlar. "Biz her şeye hakimiz, tüm güç bizde" mesajı vermek istiyorlar, bu yüzden kendilerini bilerek deşifre ediyorlar.

Öyle mi sizce?

Birçok şeye sahipler, birçok şeye hakimler, fakat ASLA her şeye sahip değiller.

Şunu unutmayın ki bu adamlar henüz istedikleri ölçüde her şeyin hakimi olsalardı bu korku politikasını medya yoluyla insanlar üzerinde uygulamaya çalışmazlardı.

Seni yıldırmak istiyorlar ki sen örgütlenemeyesin diye.

Sana korku salıyorlar ki "artık iş işten geçti, yarağı yedik" diye umutsuzluğa kapıl diye.

Fakat hiç de öyle değil. Senden korkuyor olmasalar seni korkutup güvenini kırmaya çalışmakla vakit kaybetmezlerdi.

Kardeşinizin de var bikaç projesi, Allah kısmet ederse sizin de desteğinizle gücümüz yettiğince elimizi taşın altına sokacaz. Ve taşaksızlar, gücümüz çok şeye yeter, yemin ederim ki kuru sıkı laflar değil bunlar, ben bilmediğim şey üzerinden atıp tutmam.

Toplu halde yapılmış ciddi ve büyük bir boykot, bir ay boyunca Coca Cola tüketmemek, Shell'den benzin almamak, onlara müthiş bir "biz buradayız" mesajı olur. Ve zaten onların esas çekincesi de bizim birlik olmamız... Bu yüzden bizim kültürümüzü, insanlığın ahlak anlayışını dejenere ediyorlar ki birlik olamayalım, sikim sikim görüş ayrılıklarıyla bölünelim diye...

1 ay boyunca Türkiye'de Coca Cola satışları %90 düşse, Coca Cola iflas etmez, maddi olarak belki de hiçbir sikim kaybetmezler. Maddi olarak kaybetmezler fakat, başka birçok şeyi kaybederler. Korktukları şey tam olarak başlarına gelmiş olur ki onların esas korkusu da zaten karşılarında örgütlenmiş ve bilinçli bir halk görmek.

Bundan çekinmiyor olsalardı Kubrick öl(dürül)mezdi, Michael Jackson öldmezdi, John Lennon ölmezdi, araştırmacı John Todd 30 yıl hapse çarptırılmazdı. Böyle tek tabanca gidersem belki bana da yaparlar bi boklar, sana da yaparlar, hayat bu belli mi olur? O sebeple "tek tabanca" olmayacaz, "birlik" olacaz. Coming soon, konuşacaz bunları kaynatasızlar ehehe.

Neyse filme dönelim şimdi biz.

"Gökkuşağının bittiği yere gitmek istemez misin?"

Şu bizim sosyoloji okuyan kültürlü orospu vardı ya, Bill onun evine gidiyor fakat onun yerine ev arkadaşı var evde. Dikkat ettiysen gökkuşağının bittiği yer burası, Bill ve kızın üzerinden geçen gökkuşağını gördün di mi evladım? Bu kız da resimde gördüğünüz üzere orospu, seks kölesi ve yine bir gökkuşağı ibaresi...  Kızın eteğindeki pentagramlar ise satanizmden ziyade zihin kontrolünü temsil etmekte. Herneyse, Bill bu kadından, o gün yatmaktan son anda caydığı fahişenin AIDS olduğunu öğreniyor. Ballı pezevenk ucuz yırtmış.

Bi kafeye girip gazete okuyor Bill. Gazetenin manşeti gördüğünüz üzere "lucky to be alive" (hayatta kaldığı için şanslı). Kubrick abimiz burada sadece Bill'in AIDS muhabbetinden yırtmasına göndermede bulunmuyor, bir taşla kuş sürüsü vuruyor bu manşet üzerinden. Şöyle ki...
Dünki ayinde Bill için kendisini feda eden kadının ölüm haberi var bu gazetede. Aynı zamanda güzellik kraliçesiymiş kendisi, ve ismi de Amanda.
Yani manşetinde "hayatta kaldığı için şanslı" yazan gazetede, Bill bu şansını borçlu olduğu kadının ölüm haberini okuyor.

Bu, filmin başında Bill'in yardımına koştuğu Mandy.
Bu da ayinde Bill için hayatını veren kadın, yani Mandy.
Bu da Mandy (Amanda)'nın ölüm haberi.
Filmi bilmeyenler için hızlıca izah edeyim, bu 3 kadın da aynı kişi; Mandy. Zaten Bill birkaç sahne sonra morga giderek Mandy'nin ayinde kurban edilen kadın olduğunu görecek. Mandy de Amanda'nın kısaltması, bizdeki Fatma ve Fatoş gibi işte.

Peki şimdi Mandy'nin ya da Amanda'nın hayatını bir özet geçelim,
  • Seks kölesi
  • Güzellik kraliçesi / ünlü birisi
  • Genç yaşta overdose'dan ölü bulunuyor
Mandy mi?

Marilyn Monroe olmasın bu?

O da 36 yaşında overdose'dan hayatını kaybetmişti.

Şimdi bi sigara yakın, arkanıza yaslanın, gözlerinizi iyi açın.

Ben bi şey söyleyip öyle havada bırakmam onu, huyum değildir. 

Kubrick reisin neden bu filmi 400 günde çektiğini, neden Guinness'e girdiğini daha net göreceksiniz şimdi.

Biraz flashback yapacaz. Ayin sahnesine dönelim, en son Mandy kendini feda etmişti, kurban edilmek üzere götürülmüştü ve ayin sahneleri orada bitmişti. Ayinden sonraki hemen ilk sahnenin bir kısmını görmüştük, hani Bill eve dönüyordu ve mimlendiği için sırtında her şeyi gören göz beliriyordu. Şimdi Bill'in eve girdiği ve yatak odasına doğru yürüdüğü bu gayet sikko sahnelere Kubrick reisin serpiştirdiği diğer mesajlara bakacaz.

Bill ayinden eve döner, kapıyı açar ve kapıyı açınca bir süre duraksar. Sebep? Kapı numarası olan "5A" yeteri sürece kadrajda gözüksün diye. Kubrick 5A'nın gözükmesi için önünü de hiç kapattırmamış ve film elinizde varsa bakın, kapı bu şekilde açıkken Tom Cruise bir süre bekliyor, adeta poz veriyor.

İçeri doğru yürürken duvardaki HELENA yazısının önünde bir sire bekliyor Tom Cruise. Helena filmdeki kızının adı bu arada. Ve unutmayın, bunlar ayinden hemen bir sonraki sahneler. Yani bu esnada Amanda henüz kurban edildi ya da edilmek üzere.

Amanda kurban edildikten hemen sonra gözümüze sokulan bu 5 A ve HELENA ne anlama geliyor?

Marilyn Monroe, 5 AĞUSTOS 1962'de, 5. HELENA Drive'da ölü bulundu.

Ve ölüm sebebi yine overdose'du.

Dayı diyorum ya işte haftalardır kafayı yiyorum bu nasıl film diye, manyak olum bu Kubrick. 

Marilyn Monroe'nun bildiğiniz gibi zamanın ABD başkanı Kennedy ile ilişkisi vardı. Seks ikonasıydı. Genç bir yaşta öldü.

Kubrick burada atıfta bulunmak için konu mankeni olarak Marilyn Monroe'yu seçmiş, fakat onun işarettiği sadece Marilyn Monroe değil. O, zihin kontrolünde tutulan tüm seks kölesi kadınları işaret ediyor.

Zihin kontrolünde, yarı hipnoz halinde olduğu çok belliyken çekilmiş video'ları olan Anna Nicole Smith de 3 sene önce overdose'dan hayatını kaybetti. Bu MK ULTRA zihin kontrolü yönteminde haplardan ve uyuşturucu maddelerden faydalanıyorlar tabi ki, fakat bu insanların davranışları öyle "hacı kafa 2 milyon yea" gibi değil. Hipnozdalar. Bu bir zihin kontrolü yöntemi.

Bu karı Miley Cyrus.
Disney'in bir yarışmasında "keşfediliyor", "yetiştiriliyor" ve ortaya seks kölesi bir kadın çıkıyor. 16-17 yaşında kucak dansı yapıyor yönetmenine, çıplak pozlar veriyor.

Tek bu karı değil tabi, çok var bunun gibi yeni yetme fahişe ünlü şimdilerde, Selena Gomez, Demi Lavato, Vanessa Hudgens vs vs... Bunların hepsi de Disney çıkışlı. Ama "ne var hacu Abd'de kızlar çatır çatır sikişiyür o yaşlarda, altında bi şey arama yea" diye düşünüyorsanız sizi şöyle alalım,

Sağdaki çocuklar kimler biliyor musunuz? Britney Spears, Christina Aguilera ve Justin Timberlake.

Disney'in Mickey Kulübü'ne üyeler çocuk çağlarında, Disneyland'deki bir yarışmada keşfediliyor bunlar.

Bu 3'ünün daha o yaşlarda, beraber, Disney'in fotoğrafında aynı karede olmaları tesadüf di mi? Mına kodumun sığırları sizi...

Bunları o yaşlarda seçiyorlar.

O yaşlarda başlıyorlar zihin kontrolü uygulamalarına, programlanıyor bu çocuklar.

Bunu DISNEY yapıyor.

Ne kadar iğrenç bir sistem görüyorsunuz di mi?

Ve bu insanlar aşırı yetenekli oldukları için ünlü olmuyorlar. Britney, Christina, J. Timberlake, Lady Gaga, bunların bir esprileri yok, şarkıları bile kendilerine ait değil. Bu kişileri ünlü "yapıyorlar".

Lady Gaga'nın gerçek ismi Stefani'dir, o Stefani denilen kız çok yetenekli olduğu için Lady Gaga olmadı. Lady Gaga zaten planlanmış bir karakterdi, birinin Lady Gaga olması gerekiyordu ve Stefani'yi Lady Gaga yaptılar. Bir başka deyişle bu rolü ona verdiler.

Kubrick tüm bu dönen dolapların farkında, tabi o hayattayken Lady Gaga felan yoktu ortada eşek evladım isimlere takılma, bu zihin kontrolü programlamasının, seks kölesi edilen diğer kadınların, bunların hepsinin farkındaydı adam. Eyes Wide Shut'ta bunları anlattı.

Eyes Wide Shut, 2 senaryosu, 2 kurgusu olan bir filmdir.

Bunlardan birincisi sığır ekşici kesime hitap eden senaryodur ki onlar insanların %99'unu falan oluşturur. Bu filmi seyredip şöyle derler; "Üstad adın erkek ilişkilerini anlatmış yeeaa swh"

İkinci ve esas senaryo ise zihin kontrolü programlaması başta olmak üzere bu elit ailelerin ne boklar karıştırdığını ifşa etmektir. Kubrick bu filmi tamamlayıp teslim ettikten 4 gün sonra öldüyse bunun altında bir şey arayacaksın kuzum. Bu anasını siktimin hayatı o kadar da tesadüflerle dolu değil zira. Onlar bunları sana gayet normal, tesadüfi olaylarmış gibi kakalıyorlar ama öküzün bacağı hiç de öyle değil. Kubrick abimizin buna da müthiş bir göndermesi var filmin devamında, birazdan gelecez oraya.

Şimdi inançlı birine kafir, kafir birine inançlı demek, etik olarak da dini olarak da doğru değildir. Fakat sadece elde ettiğim işaretleri toplayarak bir varsayımda bulunacam, yazının buradan sonrasını iyi okuyun uçuşa geçecez ehehe.

Önceki filmlerinde gayet onların piramit, göz ve güneş sembollerini kullanan bir Kubrick vardı. Görünen o ki abimiz Michael Jackson gibi sonradan doğru yolu bulmaya başlamış ve Eyes Wide Shut gibi onlara büyük bir darbe indiren bir film çekerek kapanışı yapmış.

Şimdi Lady Gaga'nın çok ilginç bir şarkı sözünü yazacam buraya, sadece bir dörtlük. Lady Gaga başlıklı yazıları okuyanlar biliyordur, Gaga da durumunun boktanlığının farkında fakat birtakım sebeplerden dolayı bırakamıyor sahip oldukalrını. Hatta son kliplerini genelde ağlayarak bitiriyordu, hatırladınız di mi? Heh, şimdi Gaga'nın "Dance in the Dark" şarkısından bazı kısımlar sunacam size.

Marilyn, Judy, Sylvia, tell'em how you feel girls,
Work your blond Benet Ramsey will haunt like Liberace
Find your freedom in the music
Find your Jesus, find your Kubrick.

Meali:
Marilyn, Judy, Sylvia, onlara nasıl hissettiğinizi anlatın kızlar

Özgürlüğünü bul (müzikteki)
Kendi İsa'nı bul, kendi Kubrick'ini bul.


Şarkıda ismi geçen bu kişiler (Marilyn, Sylvia, Judy, Ramsey) genç yaşta şaibeli şekilde ölen ünlü kadınlar. Tüm bu isimleri zikredilmiş kadılar onların seks kölesidir demiyorum, zira aralarında 6 yaşında bir kız çocuğu da var birazdan açıklayacam, bu isimlerin ortak paydaları "intihar" mı "cinayet" mi hala bilinmeyen bir şekilde hayatlarını kaybetmiş olmaları... Flash tv gazeteciliği iş başında, işte o kadınlar:
Marilyn Monroe: 36 yaşında overdose'dan ölü bulundu.
Judy Garland: 47 yaşında overdose'dan ölü bulundu. İlginçtir, sinema kariyerine çocukluğunda Oz Büyücüsü filminde oynayarak başladı.
Sylvia Plath: 31 yaşında zehirlenerek öldü. Öncesinde overdose'dan intihar teşebbüsünde de bulundu.
JonBenet Ramsey: 6 yaşında faili meçhul cinayete kurban gitti, çocuk güzellik kraliçesi. Dünyalar tatlısı da bi kız, görseniz fotoğraflarını...

Ve şarkının devamında Prenses Diana'yı da anıyor, o da malum bir senaryo sonucu çok genç yaşta öldürülmüştü.

Tüm bu şaibeli şekilde, genç yaşta hayata veda eden kadınların isimlerini anıyor Gaga ve sonra şunu diyor "Kendi özgürlüğünüzü bulun, kendi İsa'nızı bulun, kendi Kubrick'inizi bulun"

Hatırlayın Lady Gaga, Judas şarkısında "Jesus is my virtue, but Judas is the demon i cling to" (İsa benim erdemim, fakat Judas takılıp kaldığım şeytanım) diyordu.

Erdemi olarak gördüğü İsa gibi örnek gösterdiği bir diğer kişi de Stanley Kubrick.

Kubrick'in yaptığı gibi, siz de özgürlüğünüzü bulun diyor bu şarkıda Gaga. Bu mesajı veriyor.

"Find your Jesus, find your Kubrick.", bu nasıl şarkı sözü lan? Bizim Serdar Ortaç'ın sözlerine hiç benzemiyor anasını satayım. Buralara buralara we dont need no buralara...

Ve bu Dance in the Dark şarkısı hangi sözlerle başlıyor biliyor musunuz?

Silicone, saline, poison inject me,
Baby, I'm a free bitch.

Meali:
Silikon (silisyum), ilaç, zehir enjekte et bana
Ben özgür bir fahişeyim bebeğim

Zehir, yabancı maddeler, ilaçlar, enjekte etmek? Fahişe? N'oluyor lan?

Lady Gaga bu sözlerle başlıyor şarkıya. Ve bu şarkıda daha sonra "overdose" alarak ölen/öldürülen kadınları anıyor.

Afedersin ama, her şey anasının amı kadar açık.

Zihin kontrolü ile pilli bebek haline getirilen, seks kölesi yapılan kadınlardan bahsediyor Lady Gaga. Tıpkı Kubrick'in yaptığı gibi... Ve Lady Gaga bu olayların zaten içerisinde olduğu için, Kubrick filmlerini (başta Eyes Wide Shut) sığır ekşici bakış açısıyla seyretmiyordur muhtemelen. Kubrick'in ne uğruna öldüğünü, neler yaptığını biliyor bu kadın. Çünkü kendisi zaten Kubrick'in bahsettiği bu olayların tam ortasında.

Zihin kontrolü...

Bunu sadece ilaçlarla değil, başta çocuk hikayeleri, filmler, televizyon, klipler, kısacası medya ile bizlere de uyguluyorlar. Ahlak anlayışımız günden güne değişiyor. Ahlaksızlıkları normal karşılar hale geliyoruz gittikçe. Normal olmayan şeyleri normal karşılamaya başlıyorsak eğer işte orada sıkıntı var demektir.

Johnny Depp kendi filmlerini kendisi seyretmiyor, "merak etmiyorum nasıl göründüğümü ya da filmin neye benzediğini" diyor. Bunları kendi ağzıyla söylüyor, seyredin şu yukarıda link'ini verdiğim amına kodumun video'sunu, anlatılıyor hepsi. Zihin kontrolüne maruz kalıyoruz yıllardır, ufak ufak, bilinçaltı mesajlarıyla, dejenere edilen hayat görüşlerinin bize güzelmiş gibi dayatılmasıyla mahfediliyor hayat anlayışımız.

1 yıldır odamdaki televizyonu açmıyorum. En ufak bir eksikliğini hissettiysem orospu çocuğu olayım.

Kapatın şu amına kodumun cihazını. Fatmagül'ü kim sikmiş öğrenmeyiverin, hiçbi sikim kaybetmezsiniz, aksine çok şey kazanırsınız, inanın bana.

Neyse filme devam edelim artık. En son Bill gazetede Mandy'nın ölüm haberini okuyordu, ve doğru olup olmadığını görmek için yattığı morga gidiyor.

Bakın şimdi çok uçuk bir tespitte bulunacam, hazır olun tekrardan uçuşa geçecez.

Yazının başlarında da söylediğim gibi Kubrick bazı kelime veya kelime gruplarını ısrarla tekrarlamış bazı sahnelerde. Ve bunu yaparken de genelde çok boş, saçma diyaloglar kurmuş ki, esas amacının kelimeyi tekrar ettirmek olduğunu, tekrarladığı kelimeyi vurguladığını görelim diye.

Windsor (Kraliyet ailesinin soyadı) ve "gökkuşağının bittiği yer" örneklerinde olduğu gibi, bu tekrarlanan kelimeler hep bir anlama geliyordu, hiçbiri boş yere tekrar ettirilmedi. Kafamıza kafamıza kaktı bu mesajları Kubrick.

Şimdi Bill ile Mandy'nin cesedinin bulunduğu morga gidecez beraber. Ve Amanda'nın gerçek ismini biz ilk defa burada öğreniyoruz filmde, zira o gazete haberinin detayları bize gösterilmedi, Bill kendisi okudu o haberi. Ben filmi zaten seyretmiş olduğum için o kişinin Mandy olduğunu açıkladım size. Şimdi bakalım Mandy'nin gerçek ismi kaç kere tekrar ettiriliyor.

Bill morga gider, ve görevli bayana görmek istediği kişinin, yani Mandy'nin ismini söyler.

Amanda Curran.
Görevli kadın "pardon ismi neydi" diye tekrar soruyor.
Üstüne heceliyor...
Israrla tekrar tekrar soruyor...
20 saniyede "Amanda Curran" tam 5 kez tekrar edildi. Özellikle Curran hecelerine dahi ayrıldı.
Aklıma gelen şey sizin de aklınıza geldi mi?

Curran -> Kuran?

Olabilir mi?

Filmi ilk seyrettiğimde yanımdaki arkadaşıma "ehehe karının ismi Kuran la" dedim, fakat bir sonraki sahneye bakınca benim "ehehe" oldu sana "ehehehhöaaskkkk".

"Üzerinde on dokuz vardır" - Müddesir suresi, 30. ayet.

Kuran'ın 19'a dayalı bir matematiksel düzen ile indiği söyleniyor son yıllarda, ve bu 19'daki sırdan etkilenerek müslüman olan birçok yabancı kişi var. Ben bu konuda agnostik takılıyorum biraz, yani olabilir de olmayabilir de, bilemeyiz. Neyse siktir edin şimdi beni, filme dönelim biz. Curran (Kuran)'ın defalarca tekrarlandığı sahneden sonraki sahneye bakalım, Bill morga girer...





Yaklaşık 1 dakika boyuncao Curran'ın üzerindeki 19 kadrajda tutuluyor.

Kubrick Kuran'la ilgili bir mesaj vermek istiyor olabilir mi? Ahaha kim bilir... Bu son gösterdiğim şey teoriydi işte, fakat tesadüf olması çok zor olan bir teori. Zira söz konusu yönetmen sembollerin ve detayların hastası olan Kubrick, bu film onun hayatına mal oluyor, ve Curran'ı ısrarla defalarca tekrar ettirdikten sonra, ayette de dendiği gibi üzerine 19'u yerleştiriyor.

Amanda Curran...

Ve "Amanda" ne demek biliyor musunuz?

Latince Amanda; "fit to be loved, lovely" (sevmeye yaraşır, sevilmeye değer) demektir.

Ehehe...

Lady Gaga'nın "Kendi İsa'nızı bulun, kendi Kubrick'inizi bulun" demesinin tüm bunlarla bir alakası olabilir mi? Kubrick kendini onların arasından çekip çıkarmış olabilir mi? Bilemiyorum, elimizde bu gösterdiklerim var sadece, fakat bunları tesadüfe yorasım da gelmiyor pek.

Kubrick'in sembolojiye ne kadar önem verdiğini daha net göstereyim şimdi size, hoş sıkı hayranları biliyordur zaten bunu.

CRM 114 muhabbetini duymuş muydunuz Kubrick'le ilgili?

Bu CRM 114, Kubrick'in birnevi imzası, entel deyimiyle "trademark"ı. Kubrick bu CRM 114'ü ilk önce Dr. Strangelove filminde kullanıyor, bir cihaza CRM 114 ismini veriyor. O filmin de sembolojiyle iç içe olduğunu söylemiştim. Ardından bunu Clockwork Orange filminde de kullanıyor ve hastaya verilen bir ilacın ismini "CERUM 114" olarak koyuyor, yani "CRM 114".

Bu sembolojiyi son olarak Eyes Wide Shut'ta da kullanıyor. Nasıl mı?

Curran ve 19 sahnelerinden hemen bir sonraki sahneye bakalım.

IMDB'de de aynı bilgiyi bulabilirsiniz. Curran'ın yattığı oda, hastanenin C koridorunun 114 numaralı odasında. Yani C Room 114. Yani CRM 114.
Size Kubrick detaylara ve sembollere hastalık derecesinde önem verir demiş miydim?

Meraklısına, Kuran'da 114 sure vardır ve 114, on dokuzun katıdır. Ve bu CRM 114, iki buçuk saatlik filmin sadece "Curran ve 19"lu sahnelerine sıkıştırılıyor.

Garip şeyler bunlar ehehe.

Velhasıl kelam özet geçeyim size: Allah diyen Kubrick bulundu, Darwinciler panikte.

Ben gözlemlediklerimi sundum size, isteyen istediği anlamı çıkarmakta serbest... Kubrick hacı oldu, geçen gün sabah namazını beraber kıldık gibi bir iddiam yok, fakat kendisinin Kuran'ı okumuş olması ve bize bir mesaj bırakmak istemiş olması muhtemel.

Ulan valla bizim Mustafa Altıoklar'ın daşağını yiyim ya... Adam ne güzel 2 sevişme sahnesi, 3 entel diyaloglu tırışka sahne koyuyor, al sana film. Bi de şu Kubrick'e bak, matematiksel kod fışkırıyor filmden anasını satayım, Bim Dost Yoğurt'un barkodu bile bu kadar karışık değil ulan.

Filmin sonlarına geliyoruz, Bill morgda Amanda'yı (Mandy'i) gördükten sonra arkadaşı Victor kendisini çağırıyor. Hani şu filmin başında Amanda'yı sikip bayıltan herif ehehe.

Elit arkadaşımız Victor'un odasına giderken damalı zeminden geçiyoruz.
Bu sembolü hatırlamışsınızdır herhalde, filmin başındaki mekâna döndük zira, Victor'un malikânesine.
Ve beklenildiği gibi, Victor o ayindeki maskelilerden biri olduğunu itiraf eder. Malikanesindeki tüm o semboller sırf dekor olsun diye değilmiş yani di mi sevgili sığır ekşici? "Ayy üstad bu filmde kadın erkek ilişkilerini anlatıyoooooo" diyen çemçük ağzına kepçe kepçe sıçarım senin orospu çocuğu.

Victor pişkin pişkin konuşur Bill ile. Ve Victor'un bu filmde "zengin" ve "elit" işadamlarından birisini temsil ettiğini söylememize bile yok sanırım. Bill bir doktor, Victor diye bir arkadaşı var, ve böyle bir işin içinde olduğunu öğreniyor Victor'un, hiç aklına bile gelmezdi. Emin olun sizin de aklınıza gelemeyecek kişilerin onlarla ilişkileri var. Dış görünüşe aldanmayın, kimseye inanmayın, her zaman -abartmamak koşulu ile- belli ölçüde bir şüphe payı bırakın.

Victor tam da bu meseleden bahsediyor işte. Devamında şöyle diyor; "sana oradakilerin isimlerini söylesem gece uyuyamazsın, ama zaten söylemeyecem."
Orada bulunan kişiler takım elbiseli bakanlar, iş adamları, oyuncular, sanatçılar, ünlüler ve elitlerdi... Dışarıdan baktığınızda "siktir lan olamaz" diyeceğiniz kişilerdi. 

Ve Bill'in orada yabancı olduğunu anlamalarında, Bill'in oraya taksi ile gelmiş olması da etkili olmuş. Zira oradaki herkes zaten limuzini ile gelmiş ayine (bunu Victor söylüyor). Hepsi elit kesimden varlıklı insanlardı anlayacağınız, zaten öyle bi ayinde tornacı Hüseyin'in ne işi var amına koyim ehehe.

Victor arkadaşımız pişkinliğini sürdürerek Bill'e yapılan tehditlerin, kadının kendini kurban etmesinin ve her şeyin bir "kurmaca" olduğu söylüyor. "Yersen" çekiyor yani Bill'e.
Tüm bunları sırf Bill korksun diye tezgâhladıklarını söylüyor...
Of of of, bunların hiçbiri boş sahneler değil abicim, dikkatli okuyun şimdi.

Bill tüm o olanların kurmaca olduğuna inanmıyor haliyle, zira morga gidip orada kurban edilen Amanda'nın cesedini kendi gözleriyle gördü.

Fakat Victor neden tüm bunların kurmaca olduğunu söylüyor Bill'e, neden böyle bir şey uyduruyor?

Bill "paranoya" yapsın diye... Ya tutarsa diye... Yani Bill'e vermek istediği duygu şu: "Aslında orada gayet olağan şeyler yaşandı, her şey normaldi, sırf sen kork diye biz tezgah yaptık sana, aslında yok öyle şeyler ehehehehe..."

İşte şimdi Illuminati dediğinizde size "ne saçmalıyosun amına koyim, biz lisedeyken konuşurduk bunları, komplo teorisi onlar heyecanlı ergen seni heh heh heh" triplerine giren dalyaraklar var ya, işte onlar bu oltayı yemiş olan orospu çocuklarının ta kendileri. Victor'un yalanlarına kanan dangalakların ta kendileri onlar...

Size her şey normalmiş hissiyatı verdiler bugüne kadar, "heeey hayat gayet normal akışıyla sürüp gidiyor" dediniz içten içe, fakat hiçbir şey normal gitmedi, hep onlar şekillendirdi bu dünyayı.

Ve bu filmin çekildiği yıl 1999'du.

Yakın bir tarihe kadar bu böyleydi, fakat artık bu politikayı bile uygulamıyorlar, yalanlama ihtiyacı bile hissetmiyorlar artık. İyice yüzsüzleşerek "biz buradayız" diyorlar şu an, benim size bu blogda defalarca gösterdiğim gibi...

Size onlarca tarihi gerçek sundum, medya deşifresi yaptım, klip ifşası yaptım, fakat inanmak istemeyen sığır yaradılışlı gerzekler bunları anlatmaya kalktığınızda size hala "paranoyak" gözüyle baktılar di mi? Olum bakın, size bir ayet verecem şimdi bu konuyla ilgili, fakat inançlı olmasanız bile söylenilmek isteneni kapmaya çalışın siz. Amına koyim şuraya Konfiçyus'un bir sözünü alıntılasam taocu olmasanız bile "vay bee adam demiş abi ehehehehe" dersiniz dalyaraklar, hiç değilse en azından şu objektifliği Kuran için de gösterin, fazlasını beklemiyorum şu an;

"27. Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: "Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek."

"28. İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu, onlar, tam yalancıdırlar." - En'am Suresi.

Anladın mı taşağını yediğim? Bazıları var ki, bu hayatı 3 milyar yıl da yaşasaları aynı boku yiyecekler, o karakterdeler... Bazı insanlar var ki anneleri orospu olmasa bile orospu çocuğu olmayı tercih ediyorlar. O yüzden siktir edeceksin onları sen, onlara yapacak bir şey yok, taşa hayat veremezsin ya sen? Çoğunlukta bile olsalar takmayacaksın onları sikine. Kimse bilmiyor bile olsa doğru yine doğrudur, bunu unutma.

Valla güzelim başından beri diyorum ben hümanist değilim diye, götü boklu sığırın peşinden koşamam ben aman beyimiz bir şeyleri anlasın, farketsin diye. Bu kadar sığırlık yapan zaten uyanmasın amına koyim, siktirsin gitsin hayatı boyunca sömürülsün pezevenk. Sen elinden geleni yap tabi yine de onun gözünü açmak için, ama abartma, o çaba göstermezse biryerden sonra bırak. Bırak o senin götünde dolansın "gerçeği" öğrenmek için, sen onun değil... Dolanmıyorsa o zaten olayı da anlamamıştır, treni de kaçırmıştır... Sığır olmaya mahkum bir pezevenktir o, kusura bakmayın ben Mevlana değilim, herkesin hakkı neyse o. 

Hani bazen şunu düşünüyorsunuzdur, "iyi de dayı, bazıları bu dünyaya cennet gibi bi hayatı yaşamak için doğuyo, o adamla fakir adam aynı cennete mi gidecek şimdi?"

İyi de hacım, 400 metre yarışlarını düşün, atletleri düşün.


Bu yarışın başlangıç anı, bak görüyo musun pistin merkezine yakın konumdaki atlet en geriden başlıyor. Yarıçapı yüksek kısımdaki atlet en ileride başlıyor. Fakat aslında onların hiçbiri ne ileride, ne de geride başlıyor, hepsi eşit mesafe koşacaklar birazdan. 

İnsanoğlu bile sikimsonik matematik hesaplarıyla bu adaleti sağlayabiliyorken, Tanrı bunu sağlayamaz mı sanıyorsun?

Pistin uzak çaplı bölümünde koşan atlet zengindir, önde başlıyor gibi gözükür fakat onun da koşacağı mesafe diğer "fakir" atletlerle aynıdır.

Şöyle düşün amına koyim, milyoner ve mutlu mesut bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelmiş adamdan belki de 100'lük sınav kağıdı vermesi bekleniyordur bu dünyada. Ama cahil, fakir ve imkânları kısıtlı olarak dünyaya gelmiş olan adam 50'lik kağıt verse de geçiyordur belki, ehehe kapiş?

Ben kendi çabalarımla ilahi adaleti size ancak bu kadar açıklayabilirim, haşa ehehe. Neyse filme devam edelim biz.

Victor "tüm bunlar oyundu laa, sen kork diye yaptık ehehe" diye sıkınca bizim Bill yemiyor bunu tabi. "İyi de yarram, ben gittim gördüm bu beni kurtaran kadını öldürdünüz, nasıl bi oyun ki bu sonunda bir insan öldürüyorsunuz" diye çıkışıyor.
"Sevişmekten yorgun düştü, senin için kendini feda etmedi o kadın, o olayla bir ilgisi yok ölümünün, tesadüfi bunlar" diye sıçıp sıvıyor Victor.
Hala ısrarla sana tüm bu olanları "olağan" şeylermiş gibi kakalamaya çalışıyorlar... Görüyor musun? Ey öküzün toprağa sıçtığı bok kadar aklı olmayan ekşici, görüyor musun Kubrick'in sana vermek istediği mesajı?

İyice yerleşti mi kıt kafana? Kubrick dahi bir adam ama karşısındaki sığır sürüsü iyice anlasın diye bu sahneleri tekrar tekrar veriyor... Kubrick burada diyor ki: "Madem elinde yeterli sayıda delilin/işaretin var, hala onların salak yalanlarına inanma. Onlar sana her şey normalmiş gibi hissettirmeye çalışsa da inanma".

İşte sen sığır ekşici, sen önyargılı yobaz ekşici... Sen bu yüzden gözünü açan insanlara "komplocu" diyorsun, çünkü sen her şeyin en doğrusunu bildiğini sanan fakat özünde hiçbir bok bilmeyen kibirli bir öküzsün. Sen Victor'un gerizekalıca yalanlarına ikna olan bir dangalaksın. Sen Kubrick'in bu imalarla ve mesajlarla dolu filmini "kadın erkek ilişkilerini anlatıyo üstad yeeeaaa :))))" diye yorumlayan bir sik beyinlisin. Başka da hiçbir bok değilsin. Sana yemin ederim ki sen bundan fazlası değilsin.

Sen sistemin sana yutturmaya çalıştığı hapı yutmaya dünden razı olan bir öküzsün, çünkü keyfinin yerinde olduğunu düşünüyorsun. Fakat senin "sürekli" bir keyfin yok, sen hiç savaş görmedin, sen hiçbir sikim görmedin 80'li jenerasyonun sığır ekşicisi... 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmayı bir marifet sanıyorsun ama senin jenerasyonun şu amına kodumun hayatında hiçbir sikim görmedi ekşici (istisnalar kaideyi bozmaz ulan, Bosnalı kardeşlerimize saygılar sevgiler). Sen bir sığırsın ekşici, bunları göremiyorsun, amına kodumun Pink Floyd dinleyen yobazı seni... Yobazlık sadece sarık takmakla olmuyor.

Bak şimdi o ayindeki kadının, yani Mandy'nin ölümünü nasıl açıklıyor farmason arkadaşımız Victor;


İşte bir insanı yaftalamak bu kadar kolay. "O zaten uyuşturucu bağımlısıydı, o yüzden öldü amına koyim bizle ne alakası var?".

Gerçi ben o kadar ünlü değilim ama yine de birilerinin dikkatini çekmişimdir muhakkak, belki yarın öbür gün başıma bir şey gelirse benim için de şey derler "babasını kaybetmiş, intihara da teşebbüs etmiş, manyaktı bu zaten kafayı yemiş işte".

Yaparlar bunu ehehe. Valla olur bak, hayat bu, belli mi olur?

John Lennon bile ne dedi; "Başıma bir şey gelirse bilin ki bu bir kaza değildir".

Ve gencecik yaşında bir cinayete kurban gidiyor bu adam...

İşte insan hayatı bu amına kodumun dünyasında bu kadar ucuz, çünkü bizler bir birlik değiliz, planlı ve örgütlü hareket edemiyoruz bu ibnelerin yaptığı kadar. Kuru kuruya iyi niyet hiçbir sikim ifade etmez, biz de şerefsiz olan bu götler kadar planlı hareket etmeliyiz. Tamam mı taşağını yediklerim?

İşte o ayinde kurban edilen kadının yani Amanda'nın ölümünü böyle açıklıyor Victor. Bir gece önce o karıyı sikip bayıltmıştı hatırlarsanız ehehe, şu soğukkanlılığa bakın.
Size "normal olmayan şeyleri normalmiş gibi kabul ettiriyorlar" dediğimde ne demek istediğimi anladınız mı şimdi? İşte amına kodumun aklı bir, Kubrick de onu diyor, hem de bu gerizekalı sikko'dan 12 yıl önce diyor bunları Kubrick.

Filmin son sahneleri... Bill kiraladığı kostümleri geri verirken maskesi bunların arasından çıkmamıştı. Ve eve döndüğünde bu maskeyi karısı Alice'in yanı başında görüyor. Yani adamlar diyor ki "senin götündeki donu alırız haberin bile olmaz", bunun üzerine Bill ağlıyo zırlıyo işte.
Tamam her şeyi gören gözünüz ile her şeyi görüyorsunuz, eyvallah. Görün tamam da ne sikim yapabilirsiniz ulan amına koduklarım? Yiğidin malı meydandadır amına koyim, gelin beni de görün, ip numaramı bulursunuz Google'dan ehehe.

Ben bunları siz korkun diye anlatmıyorum ciğerler, "ciddi"ye alın diye anlatıyorum. Çünkü insanoğlu göttür, yumurta kapıya dayanmadan hiçbir bok yapmaz, azcık korkutmak gerekir onu. Ama azcık stres bile iyi bir şeydir, zira o stres seni Öss'ye çalışmak için motive etmiştir lise yıllarında. Azcık enflasyon bile iyi bir şeydir ekonomide, zira o enflasyon hareketlilik ve dinamizm getirir ekonomiye. Ekonomi okuyorum sikerim ananızı bana laf anlatmayın. Bu "Illuminati" korkusunun da birazı iyidir, çünkü onları ciddiye almanızı sağlar, zira ciddiye alınmaya değecek güçteler. Hatta çok güçlüler. Fakat "bir" olduk mu, "birlik" olduk mu onların anasını sikeriz, no problem ehehe.

"Fuck", kibar çevirmenlerimiz bunu "düzüşmek" olarak çevirmişler. Kubrick'in son filmi olan Eyes Wide Shut'ın son cümlesi "Fuck"... Kubrick sinema kariyerini "fuck" kelimesi/cümlesi ile sonlandırıyor.
Filmi seyredenler bilir ki filmin bu sahnesi bir alışveriş merkezinde geçiyor, ve Alice'in etrafında tonlarca yıldız beliriyor bu sahelerde. Evet tüm bu yıldızlar zihin kontrolü sembolojisi, fakat ben konuyu "komplo teorisi" olarak görmeyin diye bu tür yoruma açık sembolleri katmadım bu yazıya. Yoksa bana bıraksanız daha neler neler çıkar bu yazıdan da neyse ehehe.

Canolar, benim kafa da kıyak şu an, yazıyı bitirmek mecburiyetindeyim ve filmin son sahnelerini biraz hızlı geçtim o yüzden. Fakat siz Kubrick abimizin bize bırakmak istediği mesajı aldınız sanıyorum.

Ve şimdi size son olarak birkaç fantastik bilgi daha veriyorum...

Kubrick, Eyes Wide Shut'ı esinlendiği Traumnovelle adlı romanı 1960'lı yıllarda, "2001: A Space Odyssey" adlı kült filmi çekerken okuyor ve Eyes Wide Shut'ı çekme kararını da o zaman alıyor.

Kubrick'in kült filminin adı: 2001: A Space Odyssey
Kubrick'in ölüm tarihi: 7 Mart 1999

Peki tahmin edin bu iki tarih arasında kaç gün var?

Kubrick'in ölüm tarihi olan 7 Mart 1999 ile, en ünlü filmlerinden birine konu olan 1 Ocak 2001 tarihi arasında tam tamına 666 gün var...

Buyrun hesaplayın isterseniz, tam 666 gün: http://iki-tarih-arasindaki-gun-sayisini.hesaplama.net/ (bu da nasıl bir site ismi amına koyayım)

İşin içinde sanki ritüelistik bir hava var di mi? Yok canım... Bu yazıda dile getirdiğim 1209485 şey gibi bu da bir tesadüf... 

Bakın canını yediklerim, ben kendim ikna olmadığım, inanmadığım hiçbi şeyi sizinle burada paylaşmıyorum, fakat bu demek değildir ki ben yanılmam, tabi ki yanılırım amına koyayim. Ben kimim? İyi güzel de, buraya kadar yazdığım 70 küsür yazıda, 500 sayfalık kitap olacak kadar yazıda, ben sürekli mi yanıldım amına koyayım ya?

Anlattıüğım her şey mantık çerçevesinde değil miydi? Her şey birbiriyle tutarlı değil mi? Be amına koduklarım ben daha size muhtarlıktan imzalı mühürlü ikametgâh belgesi mi getireyim neyi bekliyorsunuz ulan benden? CIA ofisine mi sızayım? Be ağzına bacağımı soktuklarım, ben her insanın ulaşabileceği bilgileri bir araya topluyorum ve puzzle'ın parçalarını birleştirmenize yardımcı oluyorum. Ananızı sikeyim sizin eğer hala bunları göremiyorsanız, ananızın bi günahı yok belki ama yine de sikeyim onu ben.

Ve size son olarak bir şey daha söyleyeyim.

Söyleyeyim ki bu amına koduklarım bu sistemi nasıl oturtmuşlar görün, söyleyeyim ki bu sistem nasıl yalanlar üzerine bir sistemmiş görün.

Tom Cruise'un evine gittiği bir orospu karı vardı hatırlayın, evinde sosyoloji kitabı vardı ve 1 dakika kadar kadrajda kalıyordu o kitap.

Olum bakın, bu adamlar dünyaya ne makina mühendisleriyle, ne genetik mühendisleriyle, ne de tıpçılarla yön veriyorlar. Dünyaya yön veren bilim sosyolojidir.

Sosyoloji nedir? En basit ifadeyle "toplum bilimi".

Bu dünya üzerindeki insanların yönelimlerini, psikolojilerini, sürü psikolojisine yön veren etmenleri inceleyen bilimdir sosyoloji.

O yüzden bu anasını siktimin dünyasında "sosyoloji" denen bölüm üniversitelerde rağbet görmez.

Rağbet görse ne olacak? Mezunları iş bulamayacak... Zaten iş bulamasınlar ki diğerleri de bunu görüp bu dala yönelmesin, toplumda bu bilim dalı istihdam edilemesin. Herkes mühendis olsun ki uzaya çıkalım, çağ atlayalım, he amına koyayım he.

Neden tüm zeki çocuklar "sayısal" bölümüne yönlendirilirler lisede? Müyendiz olsun, doktur olsu diye di mi? E amına koyim artık sikini sallasan mühendise denk geliyor amına kodumun toplumunda, ee noluyor? Uzaya mı çıkarıyor bizi bu sığır mühendisler?

Bu adamlar dünyayı, toplumları, insanları "sosyoloji" bilimi vasıtasıyla yönetiyorlar. Medyayı ele geçirirlerse dünyayı da ele geçirmiş olacaklarını bu sayede keşfettiler 20. yüzyılın başında.

48 tane çocuğum olsa tekine bile mühendis ol demem, kendi çok can atıyorsa o ayrı, ama ben özellikle mühendis olsun istemem. Mühendisler alınmayın olum sizi kötülemiyorum lan, oyunun kuralı buysa elbette ki kuralına göre oynayacaz biz de. Bu dünya "burada sürün, ahirette kralsın boolum" dünyası değildir, fakat elinden geldiğince hayata SEN şekil vermeye çalış. Birilerinden bir şeyler bekleme sürekli. 

Bu son dediğimi ekşiciler şu yolla yapıyorlar: "olmamış, saçma, beğenmedim."

Ulan orospunun sıçtığı, başkalarının dayattığına uymamak bu değildir. Başkalarının dayattığına uymayacaksın fakat kendin yapacaksın bir şeyler, kendin çabalayacaksın. Oturduğun yerden sikini taşağını yaya yaya elini taşın altına sokan insanlara "olmamış" demek EN BÜYÜK orospu çocukluğudur. "Sözde" filozoflara ihtiyacı yok bu memleketin, elini taşın altına sokabilen, yürekli ve bilinçli insanlara ihtiyacı var...

Bu memleketin de, dünyanın da, insanlığın da oturduğu yerden ahkâm kesen orospu çocuklarına ihtiyacı yok.

Amatör ruhla profesyönel işler çıkaracak insanlara ihtiyacı var bu dünyanın.

Bizim de çabamız bu yöndedir.

Anlayana.

Sevgilerimle, öperim kaynatanızı.