Okunması şart makaleler:


Bir süredir Facebook'ta daha aktifim, oradan takibe alın kaynatasızlar.

5 Eylül 2011 Pazartesi

F

Anne ve babanızın seviştiğini ilk ne zaman öğrendiniz?

Ben 7-8 yaşlarındaydım bu ilk defa yüzüme söylendiğinde, mahallede yaşça bizden büyük bi piç vardı, o söylemişti. Kabul etmedim, olur mu lan öyle şey dedim, eve gittim bi süre kendi anne-babamdan tiksindim. He zaman geçtikçe ve büyüdükçe anladım ki sahiden de çatır çatır sevişiyolarmış ehehe.

İnsanlar bu tutumlarını hayat boyu üstlerinden atamazlar. Nesneler değişir, fakat kabul edemedikleri şeyler illa ki olur.

Biz şimdi Ortadoğu'daki olaylara daha dışarıdan bakabilen insanlar olarak bu emperyalist ülkelerin oralarda yaptıklarını biliyoruz. Hangi amaçla orada olduklarını biliyoruz. Dışarıda terörist bilinen Filistin'in aslında yıllardır dünyanın en büyük terör devletiyle başbaşa bırakıldığını biliyoruz. Bir Amerikalı'ya göre onlar barış için Ortadoğu'dalardır, yüzlerine terörist olduklarını söylesenize bi nasıl tepki alacaksınız bakalım?

Fakat onlar kabul etmese de, bu anne ve babalarının çatır çatır seviştiği gerçeğini değiştirmez. Orada ölen milyonlarca sivil vardır, bunu da değiştirmez. Petrol için "barış ve demokrasi" ambalajı altında savaşlar yapılıyordur, götü boklu Johnny kabul etmiyor diye bu gerçek de değişmez. Olmayan kitle imha silahları yüzünden dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Afganistan talan edilmiştir, e bu da değişmez.

Sevgili ayakları yere basmayan güzel kardeşlerim, siz kabul edemiyorsunuz diye gerçekler değişmez.

Önceden bana anlattıklarımı yalanlamak ve ciddiyetsizleştirmek için fetocu falan diyollardı ya, baktılar o taraklarda bezim yok, şimdi de şöyle bir savunma mekanizması geliştirdi her şeyin en doğrusunu bilen arkadaşlar: "yalan, olmaz, şizofrensin sen bencaaaa".

Ehehe.

Şu çocuk örneğinden pek bir farkını göremiyorum ben açıkçası.

Valla güzelim, tee nisan ayında, bu blog'un ilk ayında Farkındalık diye bir yazı yazmıştım. Size tek vaadimin biraz farkındalık, biraz da tebessüm olduğunu belirtmiştim. Ötesini yapamam çünkü, siyonizmi bir blog sayfası açarak yok edemem, yıllardır belli bir geleneğe göre yaşayan adamın hayat felsefesini ve tabularını bir anda yıkamam, hayatı altyazılı Cnbc-e dizilerinden öğrenen içi boş kibirli dallamanın kafasına bir şeyler sokamam.

Fakat diğer insanların bu durumun farkında olmalarını, bunları görebilmelerini sağlayabilirim. Elimden geldiğince yapıyorum onu da Allah'a şükür.

İnsanlar çamur gibidir olum, hiç denediniz mi elinize çamur veya balçık almayı?

Yumruk yapıp sıktınız mı peki onu?

Ya avcunuzdan, ya parmaklarınızın arasından, kendine bir delik, bir yol bulup fışkırır illa ki o.

O sebeple "bunu" kabul ettirsen "şunu" anlatamazsın insanlara, "bu" tamam da "şu" olmamış derler, sikim sikim anlamlar çıkarırlar söylediklerinizden, kimseye yaranamazsın ki bu hayatta. Siktir edeceksin o halde, takmayacaksın başkalarını, üniversiteyi kazanır kazanmaz simsiyah pala kaşlarına aldırmaksızın saçlarını kızıla boyatan Selin görünümlü Kezban hakkımda ne düşünür diye şekilden şekle girmeyeceksin. Kendi hayatını yaşıyorsun sen, bırak kendi beğenilerine ve kendi zekana güvenerek yaşa, başkalarınınkine değil.

Şimdi ben şunu anlamıyorum dayı, Chuck Norris diye bir herif var ya, ABD'li karate şampiyonu, filmleri felan var. La bakıyorum "bizden" heriflere, utanmadan Chuck Norris esprileri yapıyolar lan. Ama öyle benimsemiş bir vaziyette konuşuyolar ki sanarsın Chuck Norris ile büyüdü pezevenk.

Sanarsın sabahları corn flakes yiyor, sanarsın adı Caşua, sanarsın en büyük hobisi rüzgarlı havada California sahilinde uzun paltosuyla okyanusa karşı sigara tüttürmek.

Ulan gavat, Cüneyt Arkın seyrederek büyüyen, Bağcılar'da bir apartman dairesinde oturan Cevat değil misin sen? Neyin peşindesin amına kodumun yerinde ya?

Geçenlerde bi Elif Şafak reklamına denk geldim, ya da bir radyo haberiydi emin değilim, hayattan tiksindim yemin ederim. Şunun gibi şeyler söylüyordu bak; "lohusa döneminde geçirdiği yoğun ruhsal depresyon sebebiyle çektiği sıkıntıları bir kitap yazarak dile getiren Elif Şafak..."

Hooop lan bi dur lan, çüş, ohaaa.

Ne yaptın dayı sen? Sanarsın cepheye mermi taşımış, sanarsın Kore gazisi olmuş, sanarsın Nene Hatun anasını satayım.

Hepimiz koştukça koltukaltı terleyen, karıdan siktir yiyince üzülen ama cool görünmeye çalışan, yere düşünce "bi gören oldu mu la" diye sağa sola bakınan, ayakkabı bağı çözülünce bağlamaya üşenip ayakkabısının içine sıkıştıran, az samimi olduğu çocuktan sigara istemeden önce "dur azcık muhabbet edeyim de sonra isteyeyim" diye düşünen mallar değil miyiz?

E daha ne sikime bu "ben farklıyım" çabaları?

He istiyorum ki "farklı" olacam diye götünü yırtan adam sıradanın önde bayrak flama taşıyanıdır, bunun "farkında" olun. Başka da bi şey değil. Bu salak kafa yapısını kırdıktan sonra zaten insanın önünde alacağı upuzun ama tertemiz bir yol olur. Çorap söküğü gibi gelir gerisi.

Bakıyorum adam bir müzik grubu hakkında önce "acaba bunu kimler dinliyo?" diye düşünerek görüş belirtiyor. Kendi beğenmiş, beğenmemiş, sikinde değil adamın ya, yaranmak istediği kesimden insanlar beğeniyosa o da beğenmiş oluyor.

Bu nasıl bir salaklıktır olum lan?

Bizim zamanımızda, 15-16 yaşlarındayken, Nirvana dinleyen ve siyah makyaj yapan karılar olurdu. Odalarının duvarlarında Blue Jean dergisinin posterleri olurdu bunların, daha o yaşlarda başlarlardı "ben çok bohemim yeeaaa" triplerine. Şimdi böyle tiplerin Nirvana dinliyor oluşu, Kurt Cobain'den hiçbir sikim eksiltmez dayı. Senin gözünde eksiltiyorsa eğer senin ta amına koyayım ben. Sığırsın.

Sikkofield'ı sandığın gibi sadece "helal sikko yeeaa" diyen 15-16 yaşındaki çocuklar okumuyo lan, kendini bunla avutuyorsan çok yazık. Hani öyle olsa bile bunun benim yazdıklarıma bir etkisi olmaz fakat madem bu kadar değer veriyorsun söyleyeyim. Yazdığın bi yazıya mail atsa 3 gün halay çekeceğin insanlardan teşekkür mail'leri alıyorum, akademisyendir, doçenttir, gazetecidir, avukattır, şudur budur. İnsanlar görüyor zira güzelim, görüyor, farkediyor bazı şeyleri. Herkes 20 yaşlarında kendini ispat çabasındaki denyolar değil bu hayatta, yaşla ilgili bir mevzu da değil bu zaten, o "ambalajcı" düşünce yapısını kıran insanlar görüyorlar gerçekleri.

Bi süre ateisttim ben, bundan en fazla 1-2 kişiye bahsetmişimdir zamanında. Çekindiğimden mi? Ehehe sikimde olmaz, gerek görmedim. Fakat bakıyorum dayı, adam kendi için bile ateist olamıyor ya, var mı böyle bir şey? Bağırıyor, çağırıyor, "2011 yılında hala din var yea" kafasında bir şeyler sıçıyor. Lan olum, onu da kendin için ol ya, lütfen. Başkaları tarafından kabul görmek için değil. Zira şu girdiğin skindirik ÖSS'de bile sen tek başınaydın, tek başınasın bu hayatta. Kendin için ol, kendin için yap, ne olacak ve ne yapacaksan...

İnsanlar sinema salonunda Cem Yılmaz filmine anıra anıra gülerler, o sinema salonundan çıktıktan sonra da "bu ne böyle, osurarak güldürüyo, olmamış" derler.

İnsanlar pisliktir kaynatasızlar, yemin ederim bak ehehe.

Ekşi'nin ilk sayfalarına bak benle ilgili ne demişler deyu, ilk sayfalarda sanarsın ki dünyanın en mükemmel insanıyım, Alex'in koşanıyım. E son sayfalara bak, bu sefer de sanarsın ben gerizekalı bi götverenim.

Valla ikisi de değilim, kusura bakmayın ehehe. Düzgün ve mantıklı eleştirinin hastasıyım, ama sığır istedi diye ben "öyle" ya da "böyle" olmadım, ben hep aynı olduğum şeydim.

Şu blog'u açtığım süre zarfı içerisinde hep üzerine yeni şeyler ekleyerek aynı şeyleri anlattım. Ben değişmedim, üslubum değişmedi, duruşum değişmedi. Ne değişti biliyo musun? Ekşici denyonun azıcık popüler olana bakış açısı değişti, olay bundan ibaret.

He bu sikimde mi? Yüooo.

Klasik toplum içgüdüsü işte. Beni dinleyen "1 kişi"ye bakarım ben, Avare Sözlük'te 10 kişiye laf anlatırken de öyleydim, içki masasında beni dinleyen Hasan'a karşı da öyleydim.

İnsanlar ne diyecek diye düşünen biri olsaydım burada sadece komikli şakalı yazılar yazardım, ne babadan görme dinciyi, ne dışardan görme özenti enteli karşıma almazdım. Otobüste bile ayaklarını götünün altına sıkıştırarak oturan bi herifim la, yanımdaki masada 2,5 saat boyunca Survivor Taner'in muziplikleri ve "ben şu mezeden yemem, ama şundan yerim, bak çok güzel sen de ye" tadında muhabbetler ediliyorsa, ben o kadar da siklemem dayı başkalarını.

Çok süper bi insan olduğumdan değil, frekanslar zerre kadar uyuşmadığından siklemem.

Zaten bu başkalarına yaranmak veya ekmek yemek için yapılacak bir iş değil. Siz çok değer veriyor olabilirsiniz bunlara, ama size yemin ederim ki sikimde değil bunlar. Parayla bile yapılacak bir iş değil ki bu, içimden gelmese nah konuşurum bunları. Çok merak ediyorsanız ne geçti elime diye söyleyeyim, şu blog'u açtığımdan beri 2-3 aklı başında insanla tanıştım, bi de şu bazı fesat denyolara çok batan google reklamlarına günde 50-60 kişi tıklıyor ve oradan elime günde 3-4 dolar sigara parası geçiyor, bu. Onun dışında "madde" olarak yaftacı pezevenklerin ağız kokusu ve tükürük karışımından oluşan lafları dışında bir şey geçmiyor elime, sandığınız gibi Rockefeller'lar ile şampanya yudumlamıyorum amına koyayım ehehe.

Bak mesela geçen aylarda şu Arda Turan'ın antrenmanda bi video'su düşmüştü piyasaya. Bu Galatasaray her sene mor, pembe felan gibi abidik renklerde forma yapıyor ve dalga geçiliyor ya, Arda da antrenmandayken yanındaki arkadaşlarıyla beraber "her sene bi orospu rengi var formalarda, madara oluyoruz heriflere" diyordu.

Ne dediler Arda için?

"Sen nasıl futbolcusun lan terbiyesiz, senin ben mına koyim" dediler.

Bunu diyenler de "ulan sahiden pembe forma ne ya, taşak malzemesi oluyor millete amağagoyim" diyen tiplerin arasından çıktı.

Olum bırakın lan başkalarını bu kadar farklı yerlerde görmeyi, mal mısınız siz? Hepimiz aynı bokun farklı renkleriyiz diyorum işte, daha ne diyeyim. Arda da öyle, erkekler kendi aralarında -kadınlar kadar olmasa da- sikiş sokuş muhabbeti yaparlar genelde, bilginiz olsun ehehe.

Hani şöyle şeyleri görün, görüyorsanız da farkında olun diye anlatıyorum bunları. Başka da bi sikim değil.

He bunu niye mi yapıyorum? Bilmiyorum dayı ama şu sebepten olabilir bak;

Baya bi ufaktım, bizim peder beyin işyerine gittim. Gece dönüşte Beşiktaş'tan otobüse binecez, o zamanlar bi büfe vardı durağın tam yanında. Çıplak ayakla dolaşan bi çocuk geldi, babamla konuştu ve konuşmalarından babamı tanıdığını anladım, pek bi samimiydiler. Tost ayran aldı babam buna, sonra akbil doldurmaya mı, bilet almaya mı ne gittik, o zamanlar akbil var mıydı onu da hatırlamıyorum. Babam yüzünde hafif bi hassiktir ifadesiyle "param kalmamış" dedi. Neyse sonra bindik bi şekilde otobüse, "baba o çocuk kim?" dedim, hiçbi şey söylemeden kafasını salladı. Her akşam o çocuğa bir şeyler alıyordu. Ve o zamanlar beş kuruş da paramız yoktu.

Aha bu yüzden yapıyorum galiba. Enayilik olabilir ama engel olamıyorum kendime. Cızırdayan televizyonun volume'ünü kısmadığınız sürece hayat çekilmez olur, o cızırtıları kale almasam da sesini kısana kadar duymak zorunda olan biri olarak şu yediğim bokun kolay bir şey olduğunu sanmayın. Valla değil, ama yapıyorum, keyif benim değil mi amına koyayım ehehe.

Ve son bir şey anlatayım, bak hep gördüğünüz ama pek de farkında olmadığınız hoş detaylardır bunlar.

Geçen tatildeyken hasta olunca 1-2 gün televizyon seyrettim, BBC'de "Dünya nereye gidiyor? Liberal mi sosyalist mi?" başlıklı bir tartışma programı vardı.

Görüyor musun pezevenkliği?

Sana "al birini seç" diyorlar lan, sana hiçbir şey bırakmıyorlar.

Ve sen de o sana sunulan seçeneklerden birini seçince kendini özgür sanıyorsun, çok bir sikim başarmış gibi hissediyorsun kendini.

Alışmışsın zira küçüklüğünden beri içinde "a, b, c, d, e" seçenekleri olan sorular çözmeye, elinle oraya bi F yazmaya götün yemiyor, sana sunulan çerçevenin dışına taşamıyorsun be kaynatasız.

Zaten Che'dir, Atatürk'tür, geriye baktığında hayranı olduğun bu adamlar da hep elleriyle yeni seçeneği yazmış olan adamlardır. Saltanatı mı kurtaralım, İngiliz mandasına mı girelim diye deliriyordu millet, n'aptı Atatürk? Bambaşka bir seçenek yazdı, kendi elleriyle getirdi cumhuriyeti. 

Bu sebeple bunları önce kendiniz görün, sonra da anlatın istiyorum.

Anlatın zira hayatında eliyle çukur kazıp misket oynamamış olan, saklambaçta yanan arkadaşını kurtarmak nedir bilmeyen, sığır bir jenerasyon yetişiyor.

Tanımadığı kişiler hakkında atıp tutan, yaşamadığı duygular hakkında ahkâm kesen, nutella'ya bulanmış içi boş heriflere kalıyor bu dünya. Anasını sikiyorlar insanlığın, anasını. Şuna elinizden geldiğince bir dur deyin istiyorum, yoksa Rockefeller'mış, Rothschild'miş, bunlar sonraki mesele. Bu heriflerin en büyük besin kaynağı bu gerizekalı insan nesli zaten.

Çobanı bulamıyorsanız sürüsünü alın elinden.

Hayatta seçenek çok.

Sevgilerimle.