Okunması şart makaleler:


Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

25 Şubat 2014 Salı

Düşünceler

Merhaba kaynatasızlar.

Gündemden nefret ediyorum, güncel meseleler hakkında da az yazım vardır bilirsiniz. Duygu patlaması yaşadığım için yazmak istiyorum. Zaten siz de "Ses kayıtları sahte, işte ispatı" tadında AKP'li yazısı okuyacağınıza veya sikimsonik "Ses kayıtları gerçek, işte norveçli montaj uzmanı Tomas Götenberg'in yorumları" yazısı okuyacağınıza bunu okumuş olursunuz, bir şey kaybetmezsiniz merak etmeyin.

Bugün ses kayıtlarının sahte olup olmadığına kafa yoran adam, 2 ay sonra gündem neyse yine ona kafa yoruyor olacaktır, onu siktir et sen. Ben AKP'li bir insan ile empati kurmak istiyorum. Zira bugün AKP'li insan, gerçekten büyük bir iman ile ses kayıtlarının sahte olduğuna inandırmaya çalışıyor kendini. "İnandığın şeyden şüphe duymak" büyük bir acıdır, bunu bizzat yaşamış biri olarak çok iyi biliyorum. Bu inandığınız "şey" dininiz, eşiniz, arkadaşınız, tuttuğunuz takım veya kendinizi ait hissettiğiniz herhangi bir "fikir" bile olabilir. İnandığınız ve sevdiğiniz değere karşı içinizde hissettiğiniz şüpheden kurtulmanın birkaç yolu vardır. Birincisi ve çoğu kişinin sıklıkla başvurduğu yol, bir savunma mekanizması olan "inkâr"dır. İnsanlar günlük hayatlarında dahi inançlarına ters düşen ve işlerine gelmeyen birçok bilgiyi ya reddeder, ya sorgusuz sualsiz yalanlar ya da görmezden gelirler. Allah'ın Nahl 83'te "İnsanların çoğu kafirdir" demesi de bu sebepledir. Zira "inkâr", insanın en çok başvurduğu şüphe bastırma yöntemidir ve uygulaması da çok kolaydır. Kafir kelimesinin anlamı ise "gerçeğin üzerini örten"dir. Yani kâfir olan kişi kesinlikle o gerçeği görmüştür, ardından da o gerçeği yalanlayarak veya görmezden gelerek inkâr etmiştir.

İnsanın inandığı değere karşı hissettiği şüpheden kurtulmasının bir diğer yolu ise sorgulamak ve işin doğrusunu öğrenmek için çabalamaktır. Fakat sorgulamak, inkâra oranla çok daha zahmetli olduğu için pek tercih edilen bir yöntem değildir. Öte yandan sorgulamak, inkar etmek kadar garantili bir yöntem de değildir, zira sorguladıktan sonra vardığınız sonuç sizin gerçeklerinizle çelişebilir. Bu ise hayatı alışkanlıklardan ve "doğru dayatılmış yalanlardan" ibaret olan insan için korkunç bir yüzleşme demektir. Allah ise hem birçok ayette "Hiç mi aklınızı işletmezsiniz?" [1] diye sorgulamaya teşvik eder, hem de sorgulamanın sonucunda ulaşılan gerçeğin ve yüzleşmenin insan için çok "zahmetli" olduğunu ifade eder:

"Sarp yokuşa atılamadı o.

Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?

Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

Yakındaki bir yetimi,

Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.

Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o." [2]

Görüldüğü üzere Allah, önce "aklı" kullanmayı teşvik eder, sonra da aklını kullanan kişiyi bir "sarp yokuşun" beklediğini söyler. Aklını kullanmayan ve sarp yokuşa atılamayan kişi ise, bu sınavı kaybetmiştir.

Şimdi kendini ses kayıtlarının sahte olduğuna inandıran bir insan ile empati kurabiliriz. Böylelikle ortalıkta dolaşan ses kayıtlarının gerçek olup olmadığına kafa yormanın neden gereksiz olduğunu da çok iyi anlayacaksınız.

Büyük bir iman ile kendini ses kayıtlarının sahte olduğuna inandıran kişi, aynı zamanda alçak bir cemaatin varlığını da kabul etmiştir. Bu cemaat, karşısındaki kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı bile olsa onu yok etmek için her yolu mübah sayacak kadar gözükaradır. Bu cemaat, binlerce kişiyi dinleyebilecek kadar derindir. Bu cemaat, bir insan için “odalara sığmayan büyüklükte para çaldı” iftirası atabilecek kadar Allah'tan çekinme duygusu taşımıyordur. Bu cemaat, Türkiye’nin etinden sütünden faydalanma amacı taşıyan dış yapılanmalarla işbirliği yapacak kadar haindir.

Buraya kadar bir sorun yok. Peki, kendini ortalıkta dolaşan ses kayıtlarının sahte olduğuna inandıran kişi nerede "inkar" ve "sarp yokuş" arasında bir tercih yapmalıdır? Şurada: Bu yukarıdaki özelliklere sahip cemaat, 10 yılı aşkın bir süredir AKP ile ittifak halindeydi. AKP iktidar olurken de, iktidar olduktan sonra da bu cemaat ile beraber hareket ediyordu. Yukarıda gördüğümüz üzere "kendisinden olmayana" sayısız iftira atabilecek kadar aşağılık olan bu cemaat, henüz birkaç yıl öncesine kadar Ergenekon, Balyoz vs gibi çeşitli operasyonlarda bazı "deliller" öne sürerek onlarca insanı hapse atmıştı. Yine birçok gazeteci ve yazar hapse tıkılmıştı ki bu insanların birçoğu da hâlâ içerde. Kendisinden olmayana karşı hiç merhameti olmayan bu iftiracı cemaat ile AKP bu operasyonlarda kol kola hareket etmişti. O halde, AKP o davalarda da iftira atılmadığını nereden biliyordu? Ergenekon ve Balyoz davalarını yöneten ve zamanında çok "güvenilir" olan savcılar, şimdi neden sürgün yedi ve güvenilmez oldu? AKP gerçekten cemaatin iyi olduğuna mı inanıyordu, yoksa menfaatleri kesiştiğinde "kendilerinden olmayanın" gözünün yaşına bakmadan iftira mı atıyorlardı? AKP gerçekten cemaatin devlet içine sızmaya çalışmış bir örgüt olduğunu daha yeni mi anladı, yoksa bu örgütle onların ne olduğunu gayet iyi bilerek iş mi yapıyorlardı? AKP gerçekten "masonluk kötü bir şey değildir" diyen Fethullah Gülen'in amacını bilmiyor muydu? FBI'ın kendi resmi internet sitesinden bile partneri olduğunu duyurduğu Gülen Cemaatinin bu derin ilişkilerinden AKP bu tarihe kadar gerçekten habersiz miydi?

(Bu gülünç manzararnın internet'te yayılması üzerine, fbi.gov muhtemelen bazı telefonla gelen ricalar üzerine bu ifadeleri kaldırmıştır) 

Yoksa AKP gayet huyunu suyunu bildiği bu cemaat ile ancak menfaati çatıştığında mı işbirliği yapmayı bıraktı?

İşte inkâr ve sarp yokuş arasındaki tercihinizi burada yapacaksınız.

3 yıl önce yazdığım şu yazıda ADL adlı siyonist teşkilatın, B'nai Brith adlı daha büyük bir siyonist teşkilata bağlı olduğunu ve bu ADL'nin Fethullah Gülen ile sıkı ilişkileri olduğunu yazmıştım. ADL teşkilatının Fethullah Gülen'in kitaplarını değişik dillerle basıp dünyaya dağıttığını, ADL başkanı Abraham Foxman'ın Fethullah Gülen ile sıkı ilişkileri olduğunu yazmıştım.

(Fethullah Gülen ve ADL başkanı Abraham Foxman)

Bunları hatırlatmamın sebebi şuydu. Bu yazıyı yazdığım zaman bana twitter'dan ağzından köpükler saçarak Fethullah Gülen'i savunan kişilerin, şimdi Fethullah Gülen'in derin bağlantılara sahip bir işbirlikçi olduğunu söylediklerini görüyorum.

Tamam, geçmişi unutalım, hepsine bir sünger çekelim hacı. Canınız sağolsun. Gerçekleri şimdi fark etmiş olabilirsiniz.

Fakat yine aynı yazıda, aynı ADL'nin 2005 yılında Abraham Foxman'ın elinden Tayyip Erdoğan'a "hizmetlerinden" dolayı ödül verdiğini de yazmıştım.

(Tayyip Erdoğan ve ADL başkanı Abraham Foxman)

Şimdi az önce sorduğum ve aslında herkesin kendisine sorması gereken soruları, tekrar kendinize sorun. AKP gerçekten cemaatin ne olduğunu bilmiyor muydu? Yoksa aynı yolun yolcusuydular da, ancak çıkarları çatıştığında mı birbirlerinin çamaşırlarını döker oldular?

Peki sen, sana ne oluyor da gözünle gördüklerine rağmen birilerinin bu kadar etkisinde kalıyorsun? Sana ne oluyor da "inandığın" kesimin sana söylediklerine sorgusuz itaat ediyorsun? O kayıtlar sahte olsa ne olur, işte bu cemaat daha 1 sene öncesine kadar bunların can dostu değil miydi?

İnkar etmek de, sarp yokuşa tırmanmak da sizin elinizde. Sizin elinizde olmasa bu hayatın bir gayesi olmazdı, benim inancım Allah'ın bizleri boş yere bu dünyaya göndermediği yönündedir.

AKP'ye inanan arkadaş ile yeniden empati kurmaya çalışıyorum. Sanırım Tayyip Erdoğan'ın vatanın iyiliği için zaman zaman cemaatle işbirliği yaptığına, siyaset yaptığına ve onların "iyi taraflarından" faydalanmaya çalıştığına inandırmaya çalışıyor kendisini.

Bak birader, sen müslüman adamsın di mi? Müslümansan açık konuşacağım senle, zira beni anlayabileceğini umut ediyorum. Bana peygamberin zalimle işbirliği yaptığı tek bir örnek bulsana. Eğer o örneği bulursan, sana söz veriyorum ki ben dinimi değiştireceğim ve intihar edeceğim. Yani hem bu dünyadan, hem de ahiretimden vazgeçeceğim. Hadi bul bu örneği.

Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: "Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu." De ki: "Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?" [3]

Ve hatta ve hatta:

"Şunların hiçbirine uyma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,

Alaycı/gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,

Hayrı engelleyen, sınır tanımaz-saldırgan, günaha batmış,

Kaba/obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı." [4]

Zalimle işbirliği yapan, en az o zalim kadar zalimdir. Zalime alkış tutan, en az o zalim kadar zalimdir. Kendinizi "bir yere ait olma" hissiyatınız yüzünden tehlikeye atmayın, bu işin şakası da olmaz, siyaseti de olmaz. Kimseye ait olmak mecburiyetinde de değilsiniz, zira:

 "Allah kuluna yetmez mi?" [5].

Yazıklar olsun size ki hâlâ bu insanlar arasında bir taraf tutuyorsunuz. Yazıklar olsun size ki "bu milletin amına koyacağız" diyen iş adamları olan ve onları savunan bir iktidarı destekliyorsunuz. Ve yazıklar olsun ben ve benim gibilere ki "halk cahil yaa" diye söylenip o halkı uyarmıyoruz! Biz hepimiz kötüyüz. Biz hepimiz aşağılık, rezil, bu dünyayı daha kötü bir yer haline getiren ve aynı zamanda "özünde iyi biri olduğuna" inanan gerizekalılarız. Biz iyi falan değiliz. Biz kötüyüz kötü. Çok kötüyüz hem de. Allah bizi affetsin. Ancak benim inandığım Allah bir insanı ancak "çabalarsa" ve o sarp yokuşa tırmanmaya gayret ederse affeder. Benim inandığım Allah kötüyü ödüllendirmez.

İnsanların çoğu cehennemin varlığından şüphe eder. "Bir insan ne kadar kötülük yapabilir ki sonsuza kadar cehennemde yanmayı hak etsin?" diye düşünür. Fakat hiç kimse bu sorgulamaya cennet üzerinden başlamaz. Sen, ne yapmış olabilirsin ki sonsuza kadar cennette yaşamayı hak edesin? Pew'un yaptığı bir ankete göre 1977 ve 1981 yılları arasında doğan insanların %74'ü cennete inanırken, sadece %59'u cehenneme inanır. [6]



Hatta gördüğünüz üzere "ahiret" inancına sahip olan bir dine mensup kişiler bile cennete inanırken, cehenneme inanmayabiliyor. Hiçbir dini inançta cehenneme inanan insan sayısı, cennete inanan insan sayısından fazla değildir. Zira tüm insanlar veya abartılı bir genelleme yapmayayım, insanların çoğu, içten içe iyi olduklarına ve ödülü hak ettiklerine inanırlar. Fakat insanlık tarihi iyi olduğuna inanan kötülerin hüküm sürmesiyle doludur. Herkes Hitler’in caniliğinden ve kötülüğünden dem vurur da, koskoca Almanya’nın çok büyük çoğunluğunun samimiyetle Hitler’i desteklediğini dile getirmez. Biz eğer iyiysek, dünya neden bu halde? Sen, eğer iyiysen, dünya neden bu halde lan? Allah hepimizi kahretsin. Biz çok kötüyüz. Böyle bir ülkede yaşamaktan utanıyorum. Kendimden de, başkalarından da utanıyorum.

Hadi eyvallah. Blog kapatılırsa da sikimde değil. Allah belanızı versin.





Kaynaklar: 
[1]: Enam suresi, 50. ayet. Enam suresi 80. ayet. Araf suresi 169. ayet vs.
[2]: Beled suresi, 11-17. ayetler.
[3]: Araf suresi, 28. ayet.
[4]: Kalem suresi 10-13. ayetler.
[5]: Zümer suresi, 36. ayet.
[6]: Pew, Religion Among the Millennials. http://www.pewforum.o/2010/02/17/religion-among-the-millennials/