Okunması şart makaleler:


Bir süredir Facebook'ta daha aktifim, oradan takibe alın kaynatasızlar.

8 Ekim 2012 Pazartesi

İnsan, Din ve Kuran

Merhaba kaynatasıyla dans ettiklerim.

Bu yazı, başlıktan da anlayacağınız üzere biraz farklı olacak. Eğer önyargı ve önkabullerle yaklaşırsanız, size hiçbir şey anlatamam. Fakat sadece vakit ayırıp, kendinizi savunma moduna çekmeden okursanız anlatacağım şeyler olacak. Bu yazı öyle bol resimli, ifşalı bir yazı falan olmayacak, o bir dahaki sefere artık. Bu yazının konusu Kuran olacak canlar. Biliyorum dünya şu sıralar karışık ve muhtemelen benden de o konular hakkında bir yazı bekliyordunuz, fakat dünya zaten hep karışıktı. Zira tepedeki elit zümrenin "tek dünya devleti" kurmak gibi bir amacı varken, dünyanın karışık olmaktan başka bir şansı da yok.


Burada size en başından beri anlatmaya çalıştığım iki şey vardı. Bunlardan ilki insanların çoğunluğunun hep yanılgı halinde olduğu, ikincisi ise insanların hep rol yaptığıydı. İnsanlar genellikle yanılırlar ve yine genellikle, yanılanlar yanıldıkları gerçeğini görseler de kolay kolay kabul etmezler.


Tabi ki bu yanılan ben de olabilirim, sen de olabilirsin. İnsanların yanılgıda olduklarını bilmek, sizin doğru olduğunuz anlamına gelmez. Fakat bu konulara girmeden önce gelin insanların ne kadar büyük oranlarda yanılabildiklerine bir göz atalım.


Dininiz ne olursa olsun, isterseniz herhangi bir dini görüşe de mensup olmayın, fakat gözle görülen bir gerçek vardır ki o da insan hayatına yön veren en büyük unsurun din olduğudur. Normalde yapabileceğiniz bir davranıştan, sırf dininizin sınırlarını aşmamak adına uzak durabilirsiniz. Eğer yine de sadece kendi doğrularınızı dinleyip o davranışı yerine getirirseniz, bu da dininize olan az bağlılığınızdan veya bir dininizin bulunmuyor oluşundan kaynaklıdır. 30 gün boyunca günün belirli vakitlerinde yemek yememenizi sağlayan şey sizin dininizdir. Dininiz size pazar günleri kilisede toplanmayı emrederse bunu yerine getirirsiniz. Dininiz size yılın belirli günlerinde "hamur" yememenizi emrederse buna da uymaya çalışırsınız. Dininiz size bir solucan olarak reenkarne olabileceğinizi, bu sebeple bir bölgede kazı yaparken soluncanları öldürmemeniz gerektiğini size emrederse buna da uyar ve tek tek elinizle o solucanları toplarsınız. Veya bunların hiçbirini yerine getirmezsiniz, bunları yerine getirmemenizi sağlayan şey de "o dine" mensup olmamanızdır.


Kısacası neresinden bakarsan bak, din insan hayatına yön veren en büyük unsurdur.


Peki şimdi de biraz o kusursuz yaratıcıyı düşünelim. Adına ister Allah, ister Tanrı, ister God, ister Elohim deyin.


O kusursuz yaratıcı, insanlara "aynı anda" değişik dinler gönderebilir mi?


Örneğin Tanrı, aynı zaman dilimi içerisinde yaşayan insanların bir kısmına kendisinin bir çocuk sahibi olamayacağını söyleyip, diğer bir kısmına da İsa'nın kendi oğlu olduğunu söyleyebilir mi? İnsanların bir kısmına eşleriyle istedikleri kadar seks yapmayı serbest bırakıp, bir kısmına da ermeleri için hayatları boyunca hiç seks yapmamayı öğütleyebilir mi? İnsanların bir kısmına kendisinden başka hiçbir şeye tapınmamaları gerektiğini söyleyip, diğer kısmına da Buddha heykellerine tapınmaları gerektiğini söyleyebilir mi?


Hayır, bu durumda o kusursuz yaratıcı kendisiyle çelişmiş olur.


Bu durumda iki ihtimal vardır.


1) Kusursuz yaratıcı vardır ve o şu an için sadece tek bir din göndermiştir.

2) Kusursuz yaratıcı diye bir şey yoktur ve dinler insan uydurmasıdır.

Yani benim açımdan, matematiksel olarak bile sadece bu 2 ihtimal vardır.


Öyleyse bir 20 saniyeliğine dininizin ne olduğunu unutun ve şu an dünyada -yaklaşık olarak- 7 milyar insan olduğunu göz önüne alın.


- Eğer doğru din Hristiyanlıksa, dünyadaki 4.6 milyar insan yanılıyor demektir. Bu, dünyadaki insanların %65'inin hayatlarındaki en önemli konu hakkında yanılgı halinde olduğu anlamına gelir.


- Eğer doğru din İslam ise, dünyadaki 5.35 milyar insan yanılıyor demektir. Bu, dünyadaki insanların %76'sının hayatlarındaki en önemli konuda yanıldığı anlamına gelir.


- Eğer doğru din Hinduizm ise, dünyadaki 6 milyar insan yanılıyor demektir. Bu da, dünyadaki insanların %86'sının hayatlarındaki en önemli konuda hata yaptığı anlamına gelir.


- Eğer doğru din yahudilikse, dünyadaki 6.985 milyar insan yanılıyor demektir. Bu, dünyadaki insanların %99'unun hayati bir hata yaptığı anlamına gelir.


- Eğer yaratıcı ve din diye bir şey yoksa, bu da dünyadaki 5.85 milyar insanın dinlere inanmakla yanıldığı anlamına gelir. Bu durumda dünyadaki yanılan insanların oranı %83'tür.


Gördüğünüz üzere her ihtimalde, insanların çoğunluğu yanılmaktadır. Hem de hayatlarındaki en önemli konuda.


Tabi bu yukarıda kullandığım rakamlar çok iyimser rakamlardı, zira doğru din Hristiyanlıksa bu durumda bu dinin kurallarına uymayan birçok Hristiyanı gözardı etmiş olduk. Veya doğru din İslam'sa, bu durumda yine tüm müslümanların gerçek anlamda müslüman olduklarını varsaydık.


Peki bundan, yani yanılmadan kurtulmanın yolu nedir? İnsan zaten sürekli hata yapmaya mahkûmdur, fakat çok önemli konularda bile, kimi zaman bize göz göre göre hata yaptıranlar nelerdir? Bu konuda hiçbir şeyden memnun olmayan gudubet suratlı emmiler gibi sürekli eleştiri mi getireceğim? Hayır sevgili kaynatasız, hayır.


Bu, en uzun zamandır yazmayı hayallediğim ve muhtemelen de baya uzun süren bir yazım olacak. Aslına bakarsan bu blog'un ilk yazısında ne diyorsam yine aynılarını söyleyeceğim, fakat daha detaylı, daha farklı açılardan yaklaşarak ve daldan dala atlayarak. Ve bu yazının esas konusu da Kuran olacak. Zira ben inancımı sorgulamasaydım, sen bu yazıları okuyamayacaktın. O kafamda derleyip toplayıp ulaştırdığım 3-5 bilgiyi size veremiyor olacaktım. Her şey benim kendimi ve inancımı sorgulamamla başladı, seninki başladı mı veya nasıl başlayacak orasını bilemem, fakat umarım burada anlatacaklarımın bir faydası olur.


"İnsan kendisinin ne olduğuyla asla uğraşmaz. Fakat aynı anda insan, hem başkalarına, hem de kendisine güzel görünmek ister. Bu nedenle insan kendisini de kendisinden gizler. Yine aynı nedenle her insan hem kendine, hem de başkalarına rol yapar. Sıradan bir insan başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle ilgilendiğinin yarısı kadar kendisinin ne olduğuyla ilgilenmez". Bunlar Schopenhauer'in sözleridir ve bana kalırsa bir insan tarafından insanlar hakkında yapılmış en doğru saptamalardan biridir.


Filozofluk taslamayacağım, bu alıntıyı yapmamın tek sebebi, birazdan anlatacaklarıma paralel şeyler söylemiş olmasıdır.


Bizler gerçekten de kendimizin ne olduğunu, neyi bilip bilmediğimizi, hangi yanlışları doğru diye bildiğimizi hiç de sorgulamayız. İnsanlar özellikle son yüzyılda "yalnızca gözleriyle gördüklerine inanacakları şekilde" programlandılar. Televizyon kanalları, haber spikerleri, gazeteler, siyasetçiler bize sürekli  neye inanmamız gerektiğini telkinlediler ve bu durumda bizde de şu bilinçaltı oluştu: "Benim yerime doğruları daha önceden gören ve söyleyen insanlar var, o halde benim kendimi sorgulamam bana yeni bir şey kazandırmayacak. Ancak vakit kaybı olacak."


Peki ya size neye inanmanız gerektiğini emreden kişi ve kurumlar dolandırıcıysa?


Doğaları gereği yanılıyor olmalarını geçtim, ya sizin de yanılmanız için kasten yanılıyorlarsa?


Bu durumda bu pislikten kurtulmanın tek yolu kendini sorgulamaktır.


Kendini sorgulayan, yeri geldiğinde kendi hatasını gören ve kabul eden bir insan olmak, size bu konuda çok şey kazandıracaktır. ("Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan benliğe yemin ederim." -Kıyamet/2)


100 metre yarışlarını düşünün. Şimdiye kadar bu mesafeyi en kısa sürede koşan kişi 9.58 saniye ile Usain Bolt olmuş (Google'dan baktım evet).


Herkes Usain Bolt olamaz, fakat bu bilgisayarlara ve fast-foodlara alışmış koca götlü halimizle aramızdan bir insan seçersek, o kişi bu mesafeyi tahmini olarak 20-30 saniyede bitirebilir.


Peki neden 15 saniyede bile koşamıyoruz ki bu kadar kısacık bir mesafeyi? Bana kalırsa herhangi bir engeli bulunmayan sıradan bir insan, buna vakit ve emek harcayarak iyi şekilde hazırlanırsa, 100 metreyi 15 saniyede veya daha kısa bir sürede hiç zorlanmadan koşar hale gelecektir. Hepiniz bu kadarını yapabilirsiniz emin olun.


Seçtiğimiz dal atletizmdi, şimdi bu dalı hayatınız yapın ve kendinizi sorguladığınızda sizin göremediklerinizi gördüğünü iddia eden kişilerden, televizyon kanallarından, gazetelerden, yazarlardan ne kadar daha doğru gözlemler yapabildiğinizin farkına varın. Unutmayın, size neye inanmanız gerektiğini emreden o haber kanallarında ve gazetelerde çalışan insanların %99'u, mağarada yaşayan Arapların 4 tane yolcu uçağı kaçırıp Pentagon'u vurduğuna inanıyor.


İnsan, doğası gereği hata yapmaya mahkûmdur diyorum ya hep. Elinize bir tebeşir alıp tek seferde ve hızlıca asfalta 100 metre uzunluğunda düz bir çizgi çizemezsiniz, bu insan olduğunuz içindir. Peki öyleyse doğruları belirleyen merci nedir veya ne olmalıdır? Seni, onu bilmem fakat benim için bu merci eğer varsa Allah olmalıydı, eğer o yoksa geri kalan tek şey kaos olurdu. Kendimi hatalı yanlarının %100 olacağı insan ürünü fikirlere uydurmaya çalışmaktansa, kusursuz bir yaratıcının belirlediği kurallara uydurmaya çalışmak daha mantıklı geliyordu bana. Zira başkalarının fikirlerini bırakıp sadece kendim fikir üretmeye çalışsam bile bu benim de hata yapacağım ve kendimi, kendi beynimden çıkan hatalı fikirlere uydurmaya çalışacağım anlamına geliyordu.


Neyse sözü çok uzatmadan asıl söylemek istediklerime geçecek olursam, eğer Kuran, yine bu hata yapan insanların elinden çıkmış bir kitapsa şayet, insanların yüzyıllardır hatta binyıllardır tartışmakta olduğu bir konuda kumar oynamış ve tutturmuştur.


Bu kumar, evrenin bir başlangıcının olup olmadığıdır.


Evrenin ezeli olup olmadığı çok eski tarihlerden beri tartışılmıştır ve astronominin gelişmediği çağlarda bu konuda %50'lik bir tutturma şansınız vardır. Zira seçenekleriniz şunlardır: Evren ya yaratılmıştır ve başlangıcı vardır veya kendiliğinden hep vardır ve başlangıcı yoktur.


Kuran, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve buna bağlı olarak sonunun bile olduğunu söyler. ("Yıldızlar söndürüldüğü zaman..." - Mürselat 8, "Yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde" - Tekvir 2, "Gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri hak olarak ve belirlenmiş bir süre için yarattık biz." - Ahkaf 3)


Evrenin hep var olduğu iddiası Kuran'dan sonra da tartışılmıştır elbette. Örneğin İbn Sina evrenin hep var olduğunu, yani kadim olduğunu iddia etmiştir, fakat ayetlere dayanarak İbn Sina'ya karşı çıkan filozoflar da olmuştur. İbn Sina'nın bu yanılgıya düşmesinin sebebi, dönemin bilim kabullerinden kendini soyutlayamaması ve Kuran'a o perspektiften bakamamış olmasıdır.


Ardından Kuran, bu yazının başında örneğini verdiğim konuda da, yani insanların yanılma oranlarında da bir kumar oynamış ve bu kumarı da tutturmuştur.


Kuran, insanların "çoğunluğunun" yanılgıda olduğunu birçok ayette söyler:


"Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar." - Enam 116


"Doğru dinin İslam olduğunu insanların çoğu bilmez." - Rum 30


"İnsanların çoğu kâfirdir." - Nahl 83


"Ölüleri Allah'ın dirilteceğini çoğu bilmez." - Nahl 38


"Doğru ve sabit din budur, fakat insanların çoğu bilmezler." - Yusuf 40


Vs...


Sonra iyice baktım Kuran'a, daha başka "tutturduğu", "isabet ettirdiği" konular var mı diye. Evet vardı ve hem de o kadar çok vardı ki. Bu yazıda da zaten bunlardan bahsedeceğim. Zira benim için bir şey çok fazla tekrar ediyorsa, o şey bir tesadüf olamaz.


Öncelikle şu konuda bir anlaşalım, ben bu yazıda herhangi bir ispat çabasında bulunmayacağım. Hele hele bazı ayetler var ki, ben bu ayetleri asla inanmayan kişiler için birer "inanma sebebi" olarak sunmayacağım. Bu konu bir inanç konusudur ve karşınızdakinin inanası yoksa, ne yaparsanız yapın boşadır.


Karşındakini dinlemek yerine öncelikle karşındakinin dinini veya siyasi görüşünü öğrenme amacında olup, ona göre rafından önceden hazırladığı ezbere cevapları dizen kişilerin yararı için benim kılımı kıpırdatasım bile gelmiyor. Eğer birazdan anlatacaklarıma "hee bunlar 1400 yıl önce Kuran'da vardı zaten diyorsun" şeklinde yaklaşacak olan varsa -ki muhakkak vardır- lütfen burayı terk etsin. Zira bu yazıda küfür etmemeye çalışacağım ehehe.


Ben sadece ayetleri gösterip kendi anladıklarımı anlatacağım. Misal Tarık suresinin 12. ayetinde "çatlayışlarla/yarılışlarla dolu yere yemin olsun" denilir. Eğer Kuran'ın Allah'ın sözü olduğuna inanmayan biriyseniz, bu ayet sizin için sadece şunu anlatmaktadır:




Kurumuş ve çatlamış bir toprak parçasını...


Fakat eğer bu sözün Allah'a ait olduğuna inanan biriyseniz, bu ayet size aynı zamanda şunu da ifade etmelidir:





Yani yeryüzündeki fayları ve levhaları. Zira üstünde bulunduğumuz yer gerçekten de çatlaklarla ve levhalarla doludur.


Tabi bunun yanı sıra çok net olan ve herhangi bir yoruma göre değişmesi söz konusu olmayan ayetler de var. Onlardan da örnek vereceğim. Ama önce bir anlaşalım istedim, ben sadece neden müslüman olduğumun sebeplerini açıklayacağım bu yazıda. Bu sayede belki kafanızda soru işaretleri varsa onlardan birkaçına cevap bulabilirsiniz, belki de yeni soru işaretleri oluşur kafanızda ki bu daha da iyi bir şey bana kalırsa. Burada Kuran hakkında daha önce keşfedilmemiş şeyleri de dile getirmeyeceğim. Sadece bana mantıklı gelen ve aksi ispat edilemeyen ayetlerden örnekler vereceğim, sizin için de kolaylık olacaktır bu kadar şeyin bir arada, tek bir yazıda bulunması. Neyse, ben ufaktan konuya girizliyorum kaynatasızlar.


Allah rüzgârlardan birçok ayette bahseder ve genellikle rüzgârları "yağmurları müjdeleyici" olarak tanımlar. Fakat bir ayet var ki, orada rüzgâra çok ilginç bir sıfat verilmiş durumda.


Hicr suresi 22. ayet:


"Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik..." - Ali Bulaç meali

"Bir de aşılayıcı rüzgarlar gönderdik..." - Elmalılı Hamdi Yazır meali
"Rüzgârları dölleyiciler olarak gönderdik..." - Yaşar Nuri Öztürk meali

Bu ayette "aşılayıcı/dölleyici" manasına gelen sözcük "levâkıha"dır. Benim Arapçam yok tabi, bilen bir arkadaşıma sordum. Bu kelimenin kökü "lagaha"dır ve bu kelimenin de aşılamak, döllemek, hamile bırakmak gibi anlamları vardır. Yani ha aşılayıcı, ha dölleyici, pek de bir farkı yok fakat yine de emin olmak istedim bu kelimede sahiden de spesifik olarak "döllemek" anlamı var mıydı diye. Gördüm ki varmış.


Peki ne demektir aşılayıcı veya dölleyici rüzgâr? Bunu zaten birçoğunuz gördüğünüz anda anladınız fakat yine de izah edeyim sevgili kaynatasızlar.


Çiçekli bitkilerde de cinsiyet vardır ve bu bitkilerin üremesi, polenlerin rüzgârlar aracılığıyla uçuşarak dişi üreme organına yerleşmesiyle gerçekleşir. Tabi böcekler ve arılar da bunu yapabilirler fakat dersimiz fen bilgisi değil evladım, burada kilit nokta, rüzgârın bitkilerin üremesinde bir aşılayıcı/dölleyici görevi görmesidir.


Şimdi size bu blog'da ismini pek çok kez andığım, spiritüalizm ile İslam'ı birleştirme çabasında olan Ahmet Hulusi'nin, hicr suresi 22. ayeti tefsirini vereyim. Aynen kendisinden alıyorum:


"Biz rüzgârları (fikirleri), aşılayıcılar (yeni düşünceler - buluşlar oluşturucu) olarak irsâl ettik. " - Ahmet Hulusi tefsiri


Sevgili Ahmet Hulusi, Batman Dark Knight'ı fazla mı seyrediyorsun arkadaşım sen? Bu nasıl bir hayal gücü?


Ne fikir aşılaması, ne düşüncesi, ne buluşu? Yani Kuran'ı yorumlarken tabi ki de farklı görüşler ortaya sunabilirsiniz, değişik açılardan yaklaşıp minik sürprizler yapabilirsiniz, fakat bu nedir arkadaş? Kuran, bir mecazlar kitabı değildir, söylenenler nettir. Bu sebeple ben "parantez" kullanılan meal okunmasından yana değilim, zira o paranteze çeviren kişi kendi anladığını ekler ve sizi bambaşka yerlere kaydırabilir. Şekil a'da görüldüğü gibi.


Neyse biz konumuza dönelim.


Ve ayrıca Kuran, yine toprakta yetişen bazı canlıların, yani bitkilerin bazılarının cinsiyetinin olduğunu da bir başka ayette vurgular.


"Şanı yücedir o Allah'ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır." - Yasin 36


"Yeryüzünü size beşik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık." - Taha 53


Hicr suresinin 22. ayeti ile Yasin 36 ve Taha 53, aslında birbirini son derece tamamlayıcı ayetlerdir. Zira rüzgârın bitkiler arasında "dölleyici/aşılayıcı" özelliğe sahip olabilmesi, çiçekli bitkilerde erkek ve dişi organlar bulunması sayesindedir.


Fakat unutulmaması gereken nokta şu ki, bu ayetlerde tüm canlıların "çift" olduğu söylenmemektedir.


Şimdi yine "nüansa" dikkat etmeniz gereken bir nokta var. Bu dünya, bir zıtlıklar dünyasıdır. Allah tabi ki de bir şeyi var etmek için onun zıttına muhtaç değildir, örneğin cennette sadece iyi vardır ve kötü yoktur. Fakat bu dünyanın ve evrenin yaratılışında sürekli zıtlıklar vardır. İyi-kötü ile, karanlık-aydınlık ile, güzel-çirkin ile, gece-gündüz ile vardır ve bu böyle sürüp gider. Hatta mikroya indiğimizde atomlarda bile + ve - yüklü tanecikler vardır, zira bu dünya zıtlıklar dünyasıdır. Zariyat suresinde de bu durumdan bahsedilir:


Zariyat 49 - "Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz."


Burada "iki çift" olarak çevrilen kelime "zevceyni"dir. Yukarıda verdiğim Yasin 36 ve Taha 53 ayetlerinde "çift" için kullanılan kelime de yine "zevc"in çoğulu olan "ezvace" kelimesidir. Burada dikkat etmeniz gereken nokta şudur: "Zevc" kelimesi sadece cinsiyet için değil, herhangi bir şey için de kullanılır. Örneğin sol ayağınızdaki ayakkabi, sağ ayağınızdaki ayakkabının "zevc"idir. Yani zevc kelimesi her türlü "çift" için kullanılır. Zevc, cinsiyet olarak çiftliği de kapsar, fakat sadece cinsiyet çiftliği demek değildir.


Zariyat 49 ayetinde de "min kulli şey'in halaknâ" yani "her şeyden yarattık" ifadesi kullanıyor, yani aklınıza gelebilecek her şeyden, her kavramdan, her durumdan... Bu ayette "her canlıdan çift yarattık" gibi bir ifade kullanılmamaktadır. Tek cinsiyetli canlılar bulunduğu için bu ayette hata olduğunu ileri sürenler, konuyu sadece "canlılara" indirdikleri için bu yanılgıya düşüyorlar. Fakat ayette canlılıktan değil, bütün evrenin tabiatındaki "çiftlerden", ikili sistemden ve zıtlıklardan bahsedilmektedir. Bu yanılgıya düşmeleri normal, zira bu ayetin diyanet mealinde bile şu manzarayla karşı karşıya geliyorsunuz:


"Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık"


Oraya kafalarına göre bir parantez ekleyip erkeği dişiyi eklemiş adamlar. Bu ayette erkeklikten ve dişilikten bahsedilmemektedir. Siz zaten diyaneti boşverin, ben Kuran'ı diyanet mealinden okusam ateist olabilirdim.


Neyse.


Sevgili kaynatasızlar, Kuran'da x suresinin y ayetinde sorulan bir soruya, z suresinin t ayetinde cevap verilir. Bunlar Kuran'ın "bütünsel" bir kitap olmasından kaynaklanır. Unutulmaması gereken nokta şudur, Kuran ayrı ayrı, ayet ayet bir kanunlar kitabı değildir. Kuran'da tek bir kanun vardır, o da Kuran'ın kendisidir.


Misal a ve b diye iki ayet olduğunu ve bu ayetlerin de ayrı ayrı surelerde olduğunu varsayalım.


a- Bütün elmalar tatlıdır.

b- Fakat bir tek yeşil elma ekşidir.

Eğer Kuran'daki ayetleri ayrı ayrı kanunlar olarak algılarsanız, bu durumda elinizde çelişki dolu bir kitap olur ki bu durumun adına "ayet cımbızlama" denir. Fakat Kuran'ı ayrı ayrı a ve b olarak ele almak yerine a+b olarak, yani bütünsel bir kitap olarak okursanız, bu durumda göreceksiniz ki Kuran'ın söylediği şudur:


a+b = Bütün elmalar tatlıdır fakat bir tek yeşil elma ekşidir.


Şimdi hayali örnekleri bırakıp, Kuran'ın kendisinden bir örnek vereyim. Birazdan vereceğim ayette "çelişki" olduğu iddia ediliyor:


Enam 151:

De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz."

Bu ayette var olduğu iddia edilen çelişki şudur: Hem haram olanları, yani yasak olanları söyleyip, hem de "Ana-babaya çok iyi davranın" deniliyor. Bu ayetin tamamen "size yasak olanları söylüyorum: x'i yapmayın, y'yi yapmayın" şeklinde olması gerekiyordu. Yani "ana-babaya kötü davranmayın" veya "ana-babaya eziyet etmeyin" şeklinde bir şeyin emredilmesi gerekmez miydi?


Bu ayeti eğer ÖSS'de anlatım bozukluğu sorusu çözme kafasıyla okursanız, böyle bir çelişki olabileceğini düşünebilirsiniz. Fakat gelin Kuran'ın diğer ayetlerinden ana-babaya nasıl davranılması gerektiğin bulalım.


Nisa 36:  "Ana-babaya iyi ve güzel davranın."

İsra 23: - "... anaya-babaya çok güzel davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle.

Kuran'ın öğütlediği, ana babaya iyi davranılması ve onlarla ilgilenilmesi gerektiğidir. Bu hem yukarıdaki ayetten, hem de Kuran'ı okuduğunuzda göreceğiniz diğer ayetlerden görülebilir. Hatta anne ve babaya bir "of!" demek bile yasaklanıyor, daha ne olsun? Anne ve babaya itaat etmemenizi gerektiren sadece tek bir durum vardır, o da anne ve babanızın sizi yanlış bir dine yönelmeniz için üstünüzde baskı uygulamalarıdır. Fakat böyle bir durumda bile onlara iyi davranmak zorundasınızdır:


Lokman 15 -  "Anne ve baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse ikisine de uyma. Ancak dünyada onlara iyi davranmalısın..."


Şimdi çelişki olduğu iddia edilen ayete yani Enam 151'e ve o ayette haram kılınanlara bakalım.


1- Allah'a ortak koşmak: Bir insan Allah'a ya ortak koşar, ya da koşmaz. Bu durumun bir "ortası" yoktur. Bu nedenle "Allah'a ortak koşmayın" denilebilir.

2- Çocukları veya insanları öldürmek: Bir insanı "biraz öldürmek" gibi bir şey mümkün değildir. Bir insanı ya öldürürsünüz, ya da öldürmezsiniz. Bunun da bir "ortası" yoktur, bu nedenle "haksız yere bir insanı öldürmeyin" denilebilir. Tabi ki bir insanı ağır şekilde yaralayabilirsiniz de, fakat burada sakınılması gereken fiil "öldürmek"tir ve onun bir ortası yoktur, bu nüansa dikkat.
3- Ana-babaya kötü davranmak: Bu durumun bir ortası vardır. Eğer anne ve babanızı hiç arayıp sormaz, yüzlerine bile bakmazsanız, bu durumda onlara bir kötülük, bir eziyet yapmış olmazsınız. Yani Kuran eğer sadece "ana-babaya kötü davranmayın" deseydi enam suresinin 151. ayetinde, bu durumda ana-babaya karşı "nötr" olmak, onların haliyle hiç ilgilenmemek de öğüt verilmiş gibi olacaktı. Halbuki bu, Kuran'ın bütününe bakıldığında tavsiye edilebilir bir şey değildir.

Yani sizin anlayacağınız, içerisinde çelişki olduğu iddia edilen ayet, aslında Kuran'ın ne kadar zarif olduğuna bir örnektir.


Zaten Kuran'da da, hayatta da bir konu hakkında sadece 1 doğru vardır. Birbiriyle zıt şeyler aynı anda doğru olamaz. Gerisi insanların farklı bakış açılarından kaynaklanır. Eğer doğru bakış açısını tutturursanız, söylenilen tek doğruyu da fark edebilirsiniz. Tıpkı enam suresinin 151. ayetinde olduğu gibi.


Kuran için "bir bilim kitabı değil" denilir ki ben de katılıyorum buna. Neden olsun ki? Kuran öncelikli olarak bir yol gösterici ve rehberdir. Burada önemli olan husus, Kuran'ın getirdiği izahların veya verdiği örneklerin, gerçeklere uygun olmasıdır. Bu bilim ile dini karşı karşıya getirme merakı hakkında da bir iki çift laf edeceğim zaten, fakat önce söylemem gerekenler var, uzun bir yazı olacak az bekleyin hele.


Şimdi gelelim Kuran'ın gerçeklere uygun olarak verdiği örneklerden birine:


Neml 88: "Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Her şeyi güzel ve yerli yerinde yapan Allah'ın sanatıdır bu! Yaptıklarınızdan gereğince haberdardır O!"


Hani diyordum ya bakış açısına göre farklı yorumlanamayacak ayetler var diye, işte bu ayet de onlardan biridir. Zira dininiz veya görüşünüz ne olursa olsun, durgun gözüken dağlar hareket etmektedir.




Solda Dünya'daki kara parçalarının bundan milyonlarca yıl önceki hali vardır. Tabi yukarıdaki şekiller "tahmini"dir, fakat bunun konumuz üzerinde bir rolü yoktur. Sonuç olarak dağlar ve karalar hareket halindedir.

Kuran'ın getirdiği izah, yani "dağların durgun göründüğü halde bulutlar gibi hareket halinde olması" gerçeklere birebir uymaktadır.


Eğer bakış açısı katmak istiyorsanız, dağların hareket halinde oluşuna getirilecek bir ek yorum da, dünyanın dönüyor olmasıdır. Fakat bana kalırsa bu durumda İLK olarak vurgulanan şey, karaların hareket halinde olmasıdır.



Ankebut suresinden 2 ayet örneği vereceğim. "Ankebut" dişi örümcek demektir, bunu bir aklınızda bulundurun sevgili kaynatasızlar:


Ankebut 41: "Allah'ın berisinden veliler edinenlerin durumu, bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ve evlerin en güvensizi/en zayıfı elbette ki, dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!"


Ankebut 43: "Bunlar bizim, insanlara vermekte olduğumuz örneklerdir ki ilim sahiplerinden başkası onlara akıl erdiremez."


Allah ankebut 43'te neden böyle diyor sizce? Allah anlaşılmak mı istemiyor yoksa? Hayır, Allah burada, birkaç ayet önce verdiği örneğin sadece onun ne olduğunu bilenler tarafından anlaşılabileceğini söylüyor.


Karadul örümceği neden o ismi almıştır? Eğer bunu biliyorsanız, yukarıdaki 2 ayette neyin kastedildiğini de biliyorsunuz demektir. Karadul örümceğinin dişisi cinsel birleşmeden sonra erkeğini yer. Evet, bildiğin yer. Kuran'daki "evlerin en güvensizinin dişi örümceğinin evi olması" lafı ile örneklenen durum budur. Ankebut suresinin 41. ayetinin öylesine verilmiş ve hasbelkader doğru tutmuş bir örnek olamayacağının delili ise 43. ayettir. Zira bu 43. ayette açık açık "bu örneğin sadece ilim sahipleri tarafından anlaşılabileceği" söylenir.


Eğer bu durum ankebut 43'te belirtilmeseydi, karadul örümceğiyle bir paralellik kurmanın "zorlama" olacağını düşünebilirdim. Fakat bu haliyle taşlar yerine o kadar güzel oturuyor ki.


Şimdi konuyu bambaşka bir yere çevireceğim. Zamanın izafi/göreli olması nedir bilir misin kaynatasız? Ben de fizik profesörü değilim ama iki kelam da edebilirim bu konuda.


Einstein'a kadar zamanın her hâl ve koşulda aynı hızda aktığı zannediliyordu. Fakat bugün biliyoruz ki, ışık hızında hareket eden bir cisim için zaman durur. Hatta zaman farkının olması için ışık hızına da gerek yoktur, zira hareket hızı arttıkça zaman daha yavaş akar. Şöyle bir örnek vereyim, Einstein'dan önce evindeki yatakta uzanan bir insanın 1 saati ile, uçakta yolculuk yapmakta olan bir hostesin 1 saatinin aynı olduğunu zannediyorduk. Fakat bu iki kişi için zaman aynı hızda akmamaktadır. Uçakta yolculuk yapan hostes, evinde yatmakta olan kişiye göre daha az yaşlanır. Tabi buradaki fark saniyenin bilmem kaç milyarda biri gibi bir farktır, önemsenmez. Sürekli uçak yolculuğu yaparak/hareket ederek az yaşlanmak gibi bir şey söz konusu değildir, en azından şu an için. Fakat önemli olan nokta, çok az da olsa bu iki zaman akışı arasında farkların olmasıdır. Bu, Einstein ile ortaya çıkmış bir gerçektir.


Yani bu durumu bir örnek ile özetleyebilirsek şöyle diyebiliriz, eğer ben ışık hızına yakın bir hızda veya ışık hızında hareket edebilseydim, benim 1 yılım, dünyada günlük işlerini yapmakta olan insanların kat ve kat fazla yıllarına denk düşecekti. Yani benim 1 yılım, sizin saymakta olduğunuz uzun yıllara denk gelecekti.


Peki şimdi size Kuran'da, zamanın izafi oluşuna örnekler verildiğini söylesem?


Secde 5: "İş ve oluş, sizin 1000 yıl saymakta olduğunuz 1 günde yine O'na yükselir."

Mearic 4: "Melekler ve Ruh, süresi 50.000 yıl olan bir günde O'na yükselir."

Bu ayetleri "ne yani, ben 2012 yılında bir suç işlesem, Allah bu olaydan 3012 yılında mı haberdar olacak?" şeklinde yorumlayan akıl küpü insanlar var, ciddiyim ehehe. Fakat bu iki ayet, zamanın göreceli oluşuna verilmiş mükemmel örneklerdir. Mearic 4'te "ruh" denilen şey Cebrail'dir. Fakat esas dikkat edilmesi gereken nokta, burada 50.000x365,25 büyüklüğünde bir zaman farkı vardır. Yani bu, Cebrail'in ve meleklerin çok yüksek hızda hareket ettiği anlamına gelir. Aynı şekilde Secde suresinin 5. ayetine göre, iş ve oluşun Allah'a ulaşma hızları da çok ama çok yüksek hızlardır. Allah, iş ve oluşlar ile meleklerin kendisine ulaşma hızını, zaman üzerinden açıklamıştır ve bu sürelerin bize 1000 yıl veya 50.000 yıl gelen 1 gün olduğunu söylemiştir. Einstein'ın özel izafiyet teorisine uygun olarak, hızlar yükseldikçe zamanlar arasında da farklar oluşmaktadır. Ve buradaki hızlar çok yüksek olduğundan, farklar da çok yüksektir.


Bu ayetler de pek fazla yoruma açık ayetler değildir, yani inancınız ne olursa olsun, bu iki ayette zamanın izafi oluşuna örnekler verildiğini onaylamak durumundasınız.


Neyse, şimdi konuyu biraz değiştiriyorum. Sonra ben incil'e de baktım bunun gibi ayetler var mı diye. Her ne kadar tahrif edilmiş de olsalar, aralarında Kuran'la benzer ayetler çıkmakta incil versiyonlarının. Tüm incilleri teker teker tarayamadım doğal olarak, fakat şunu buldum:


2 Peter 3:8 But do not forget this one thing, dear friends: With the Lord a day is like a thousand years, and a thousand years are like a day.


Meali: Bir şeyi unutmayın dostlar, Tanrı ile bir gün 1000 yıl gibidir ve 1000 yıl da bir gün gibidir.


Sizce bu ayette zamanın izafiliğinden mi bahsediliyor?


Ben bu incil ayetinde, yukarıdaki Kuran ayetlerinde olduğu gibi zamanın izafi oluşuna dair net bir açıklama, örnekleme vs göremedim. Bu incil ayetinde söylenmek istenen şey açıkçası şudur: Tanrı'nın gücü her şeye yeter.


Yukarıdaki incil ayetine benzer bir Kuran ayeti de var aslında, fakat kesinlikle aynı şeyden bahsetmiyorlar. Hemen ayeti veriyorum


Hac 47: "... Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir."


Bu ayette, ahiret evrenindeki bir günün, dünyadaki 1000 yıla denk olduğu izah edilir. Bu tabi ki Allah'ın kendisini kapsamaz, bu durum Allah'ın yaratmış olduğu kullar için geçerlidir. Allah zamanın ötesindedir (zamandan münezzehtir). Yani bu noktada "her şeyi Allah yarattı, peki Allah'ı ne yarattı?" sorusunun mantıksızlığı da ayyuka çıkar. Zira bu soru, zamanı Allah'tan üst bir konumda tutar. Oysaki zaman da Allah tarafından yaratılmıştır ve dolayısıyla Allah'ın öncesi veya sonrası yoktur. Yani zaman ve mekân da birer yaratıktır. Her neyse, ayete geri dönecek olursak... Cennet veya cehennemdeki kullar için 1 gün, bu dünyadaki 1000 yıla denk düşer. Ve işte, lütfen buradan sonrasına dikkat edin ve zihninizi açık tutun. Zira bambaşka surelerdeki bambaşka ayetlerin nasıl birbiriyle anlam ve mantık olarak örtüştüğüne kendi gözlerinizle şahit olacaksınız.


Yunus 45: "Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler"


Ahkaf 35: "Tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, gündüzün sadece bir saati kadar yaşamış gibi olurlar."


Ahirette yeniden yaratıldığımızda, bize dünyadaki tüm hayatımız "gündüzün 1 saati kadar"mış gibi gelecektir. Zira o an içerisinde bulunduğumuz ahiret evreninin 1 günü, dünyanın 1000 yılına bedeldir. Yani bu durumda insanların dünyada kaldıkları süre, "1000 yılın sadece çok ufak bir kısmı" şeklinde tanımlanıyor Allah tarafından. Bu da bir insan ömrünü makul düzeyde açıklıyor.


Yalnız yine dikkat etmeniz gereken bir nokta var ki, yukarıdaki yunus 45 ve ahkaf 35 ayetlerini, Allah kendi ağzından söylemektedir. Yani bu ayetlerdeki bilgi kesin ve net doğrudur, insanların büyük bir kısmı kendilerinin gündüzün 1 saati kadar yaşadıklarını zannedecektir. Şimdi gelin bu durumu, Allah'ın "kulların ağzından" aktardığı ayeti görelim. Bu ayet müminun suresinin 113. ayetidir.


112 (Allah) Buyurur: "Yeryüzünde yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız?"

113 (Kullar) Derler: "Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor."
114 (Allah) Buyurdu: "Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız."

Burada ahirette sorguya çekilen kullar, kendilerinin bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldıklarını söylemektedirler. Tabi ki burada, bu dünya ve ahiret evreni arasında bir paradigma kayması yaşayan kulların yanılma payı olabilir ve verdikleri cevap "kısmen" doğru olabilir. Verdikleri "bir gün veya bir günün bir kısmı kadar" cevabını ise Allah, yukarıdaki yunus 45 ve ahkaf 35 ayetlerine uygun olarak "Sadece birazcık kaldınız, keşke biliyor olsaydınız" şeklinde yineliyor.


Fakat eklenmesi gereken bir nokta var, burada birden fazla kula soru soruluyor ve cevap veren kullar da halilyle birden fazladır. Bu durumda bu kullardan bazılarının "bir gün kadar kaldık", bazılarının ise "günün bir kısmı kadar kaldık" şeklinde cevap verdiği de anlaşılabilir.


Peki "bir gün kadar kaldık" diye cevap veren insanların olması saçma değil mi? Bu durumda dünyada 1000 sene kadar yaşamış olduklarını mı zannediyorlar? İşte şimdi dikkat:


Ankebut 14 - "Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna göndedik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar."


Nuh, toplumu arasında 950 yıl kadar yaşamıştır.


Buradan iki sonuca varılabilir:

1- Bu, Nuh'a özel bir durumdur ve sadece o bu kadar uzun süre yaşamıştır (ki bu düşük bir ihtimal)
2- O dönemin insanları gerçekten de 1000 yıl kadar yaşayabiliyorlardı.

Eğer 950 yıl yaşamak sadece Nuh'a özel bir durum olsaydı, bu durumda o toplumda Nuh'un herkes tarafından peygamber kabul edilmesi gerekmez miydi? İlk ihtimali doğru kabul edersek ortada bir tuhaflık olmuyor mu? Bu durum muhtemelen önceki toplumlarda yaşam süresinin daha uzun olabildiğine işaret eder. Kuran'ın bazı ayetlerinde de geçmiş medeniyetlerin bilim, sanayi ve yapı olarak ileri seviyelere ulaştıkları belirtilir.


İşte bu nedenle Kuran'ın "bütünsel" bir kitap olduğu unutulmamalıdır. "Kuran'da detay yoktur" diyenler de bir zahmet çay demlesinler ki o konuya daha sonra geleceğim. Çaya değil yani, Kuran'ın detaycılığına.


Kuran'ın bütünselliğinden devam ediyorum. Farklı iki suredeki, farklı iki ayet arasındaki bütünlüğe bakın şimdi sevgili kaynatasızlar.


İsra 42 - De ki: "Eğer onların dediği gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı."


İsra 42'de, Allah'tan başka ilahlar olduğunu ileri süren insanların, bu ilahları gökte arama yanılgısına düştükleri belirtiyor. Allah'ı gökte aramak için yollara başvurmanın da saçma bir yanılgı olduğunu Allah bir sonraki ayette (isra 43) "O, onların dediklerinden münezzeh, yüce ve hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksektir" şeklinde belirtiyor. Yani bu ayette Allah'ın yüksekliğinin uzunluk cinsinden bir yükseklik olmadığı söyleniyor. Tamam, buraya kadar şaşılacak bir şey yok, bu sadece çok tanrılı dinlere inanan insanlara yapılan ve Allah'ın maddeleştirilmemesi gerektiğini söyleyen bir uyarıydı. Esas aradaki bağlantıyı kurmanızı istediğim ayet, Mümin suresinin 36 ve 37. ayetlerindedir.


Mümin 36 - Firavun dedi ki: "Ey Hâmân, sebeplere ulaşabilmem için bana yüksek bir kule yap!"

Mümin 37 - "Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Mûsa'ın tanrısına da ulaşırım." ...

isra 42 ayetinde söylenenleri, mümin 36 ayetinde firavunun aynen yaptığını görüyoruz. Yani insan aslında öyle sade bir şekilde programlanmıştır ki, çok tanrıya inanıyorsa, göklerin tanrısına ulaşmak için birtakım yollara başvuracaktır. Tıpkı firavun örneğinde görüldüğü gibi.


Bu son verdiğim örnekler tabi ki de bir ateist veya agnostik için Kuran'ın Allah'ın kitabı olduğunu ispatlamaz. Zaten bu yazıda herhangi bir ispat çabasında bulunmayacağımı söylemiştim. Bu son iki örneği Kuran'ın "bütünsel" bir kitap oluşunu izah etmek için verdim. Zira bu ayetlerin iniş süreleri arasında muhtemelen senelerce farklar vardır ve detay konular olmalarına rağmen aralarında kusursuz bir anlam bütünlüğü vardır.


İnsanlardaki göklerin Tanrısı'na ulaşma merakının bir göstergesi de Babil Kulesi'dir.




Bu, Babil Kulesi'nin temsili resmidir ve Babil Kulesi, "Tanrı'ya ulaşmak için" inşa edilmiştir.


Peki Firavun'un Kuran'da yaptırılmasını emrettiği kule Babil Kulesi midir? Bilmiyorum, zira coğrafi olarak bu kulenin Mısır dolaylarında yaptırılması daha mantıklı olurdu. O nedenle Kuran'da Babil Kulesi'nden bahsediliyor diyemem, fakat yine de emin olamayız. Sonuç olarak Babil Kulesi, çok tanrı veya pagan inancına sahip kişilerde görülen Tanrı'ya ulaşma merakının bir sonucudur. Yani İsra 42'de belirtildiği gibi.


Şimdi yine konuyu değiştiriyorum ve Ay'ın hem Güneş'ten, hem de yıldızlardan farklı bir yapıda olduğunu gösteren ayetlere geçiyorum.


Nuh Suresi 16 "Ve Ay'ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş'i bir kandil haline getirdi."


Kandil nedir hepimiz biliyoruz sanırım. Bu ayette açıkça Güneş'in bir ısı ve ışık kaynağı olduğu söyleniyor ve bunu bilimden bihaber bir insan bile gözlemle fark eder. Fakat neden Ay için "ışık kaynağı" denmiyor da "nur" ifadesi kullanılıyor? Nur, burada "yansıtılan ışığı" temsil etmektedir.  Fakat esas ilginçlik, yıldızlar ile Ay çok farklı sıfatlarla anılırken, yıldızlar ile güneşin çok benzer sıfatlarla anılmasında yatıyor.


Saffat Suresi 6    Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık. (bu ayette en yakın göğü süsleyen şeyin yıldızlar olduğu bilgisi veriliyor, fakat en yakın göğü süsleyen bu yıldızların özelliklerinin ne olduğu aşağıdaki ayette)


Mülk 5 - Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık.


Mülk 5 ayetinde yıldızlar için "kandiller/lambalar" anlamına gelen "bi mesâbîha" sözcüğü kullanılıyor.


Bu ayette yıldızların ısı ve ışık kaynağı vurgusu öyle bir yapılıyor ki hatta "biz o yıldızları şeytanlara ateş taneleri yaptık" denilerek yıldızların cehennemi andıran bir alevli yapıya sahip oldukları belirtiliyor.


Evet, Ay'ın Güneş'ten gelen ışığı yansıttığı, astronomiden habersiz bir toplumda ufak bir ihtimal de olsa sadece gözlemle de ulaşılabiecek bir sonuç olabilir. Fakat nasıl oluyor da yıldızlara Ay ile benzer sıfatlar verilmiyor ve aksine, yıldızların güneş ile benzer olduğu söyleniyor, ben bu noktada tıkanıp kalıyorum.


Neyse, daha aldığım çok not var, o yüzden bu yazıyı dikkatle okuyun kaynatasıyla dans ettiklerim.


Enbiyat 30 - "... Her canlı şeyi sudan oluşturduk..."


Her canlı suya muhtaçtır ve her canlının yapısında su vardır. Bu ayet için uzun uzun fikir yürütmeye gerek duymuyorum açıkçası. Her şey olabildiğince açık.


Yasin suresinin 39. ayeti üzerinde biraz beyin fırtınası yapacağım canlar. Şimdi aynı ayeti birkaç farklı mealden vereceğim, lütfen üşenmeden okuyun.


"Ay'a gelince, biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döner." - Ali Bulaç meali

"Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner." - Diyanet meali
"Ay'a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/birtakım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner." - Yaşar Nuri Öztük

Burada diyanet mealini ibret-i alem olsun diye koydum. Ben kesinlikle "parantez" kullanılmayan meallerin okunmasından yanayım, zira o parantezlerde çeviriyi yapan insanlar "kendi" anladıklarını, "kendi" yorumlarını kullanıyorlar ve bu kimi zaman yanlış sonuçlar doğurabiliyor. Zira diyanet mealinde belirtildiği gibi bu ayette hilalden falan bahsedilmemektedir.


Şimdi, öncelikle ayetin ilk cümlesini ele alalım "Ay için bir takım durak noktaları/evreler belirledik" deniyor. Peki Ay'ın durak noktalarını birleştirdiğinizde ne elde edersiniz? Aynı soruyu değişik şekilde sorayım: Ay'ın evreleri ne zaman oluşur?


Ay, yörüngesinde tam bir tur döndüğünde.


Peki şimdi sizlere Ay'ın yörüngesini göstermek istiyorum, Google'da karşıma çıkan ilk resimlerden birini aldım:





Gördüğünüz üzere Ay'ın evreleri (dolunay, hilal, ilkdördün, hedehödö vs) Ay, dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken oluşur. Esas dikkatinizi çekmek istediğim nokta, Ay'ın yörüngesinin şeklidir. Bu yörünge kesinlikle tam bir daire şeklinde değil, eliptiktir.


Peki ayetin ikinci kısmındaki "Ay, eski ve eğri bir hurma dalı gibi geri döner" ifadesi neyi anlatmaktadır?


Eski ve eğri hurma dalı demek, ağacından koparılmış, kurumuş, odun haline gelmiş eski bir dal değildir. Eski ve eğri hurma dalı; meyveleri yeterince olgulanmış ve bu meyvelerin ağırlığından ötürü sarkmış dal demektir.


Bu durumda yine Google'da karşıma çıkan ilk hurma dalı resimlerinden bazılarını göstermek istiyorum.






Eğer bu "eski ve eğri" hurma dallarını, gövdelerinden ilk çıktıkları noktadan uç noktalarına kadar alıp, aynı gidişat şekilleriyle 360 dereceye tamamlayacak olursanız, Ay'ın yörüngesinin şeklini elde edersiniz.


Şimdi ben bu ayeti eski dönemlerde "hilal" diye tefsir edenlere bir şey demiyorum. Adam ne bilsin Ay'ın yörüngesini. Bakıyor Ay'a, sonra da ayete bakıyor, "hmm galiba burada hilali anlatıyor" diye düşünüyor, eyvallah. Fakat artık 2012 yılında bu ayette hilalin anlatıldığını söyleyenlere de yuh diyorum, ayıptır la. Şunu da belirtmek isterim ki, sadece bu ayetten yola çıkarak söylemiyorum, Kuran'ı diyanet mealinden okumayın. Lütfen. Yani durum o kadar komik ki, Arapça bilmeyen halimle bile zaman zaman çeviri hatalarını yakalayabiliyorum diyanetin mealinde.


Şimdi biraz Tarık suresinden ayet örnekleri vereceğim. Kuran'daki en ilginç surelerden biri Tarık suresidir zira.


Tarık 1 - Göğe ve Tarık'a (vuruşluya) andolsun,

Tarık 2 - Tarık'ın ne olduğunu nereden bileceksin?
Tarık 3 - Delen yıldızdır.

Tarık suresinin 3. ayetini çoğu mealci parantez kullanarak "ışığıyla karanlığı delen yıldız" şeklinde çevirmektedir. Fakat bu ayetin orijinal halindeki kelimelere baktığımızda ne ışıktan, ne de karanlıktan bahsedildiğini görüyoruz.


Tarık suresi 3. ayet: En necmus sâkıb


Arapça sözlükten kelimelerine baktığımızda ise yine karanlıktan ve ışıktan bahsedilmediğini göreceğiz:


en necmu (necm): yıldız

es sâkıbu: delen

Bu "en necmu es sâkibu" ifadesinin tefsirlerde/yorumlarda birçok kişi tarafından "ışığıyla karanlığı delen yıldız" şeklinde yorumlanmasının sebebi, tefsir yapan kişilerin "delmek" ve "yıldız" arasında başka bir bağlantı kuramamasından kaynaklanmaktadır. Şunu unutmayın ki "tefsir" demek, Kuran çevirisi demek değil, Kuran'ın kişi veya kişilerce yorumlanmasıdır. Bu da tefsirlerin Kuran olmadığı, sadece bir yorumdan ibaret olduğu anlamına gelir. Nasıl ki ben burada kendi çapımda yorumlarda bulunuyorsam...


Peki gerçekte delen yıldız nedir?


Büyük kütleli yıldızlar ömürlerini tükettiklerinde ya pulsar olurlar, ya da kara delik.


Ayrıca "Tarık" birçok mealde özel isim gibi "Tarık" olarak bırakılmış ve anlamıyla çevrilmemiştir. Oysaki Tarık "vurmak, çarpmak" anlamlarına gelir.


Şimdi bu 3 ayette "Tarık" adı verilen gök cisminin özelliklerini sıralayalım


1- Vuruşlu olmak

2- Yıldız olmak
3- Delmek

Bu sıfatlara uyan tek gök cismi pulsarlardır.


Eğer eski bir yıldız olan pulsardan bir avuç madde alıp dünyaya bırakırsanız, bu madde dünyayı delip geçecek güce sahip olabilir.


Şimdi böyle anlatınca, insanlarda şu tepki doğuyor "peki Kuran bunları 1400 sene önce açıkladıysa, neden Pulsar diye bir gök cisminin var olduğu 50 yıl önce bulundu?". Kuran size iPhone'un nasıl üretileceğini açıklayan bir bilim&teknoloji dergisi değildir. Önemli olan husus, Kuran'ın getirdiği izahların gerçeklere uygun olmasıdır. Ve Kuran'daki bu pulsar tanımını okuyan birçok mealci, çevirici de zaten durumu anlamamış "herhalde burada yıldızın ışığıyla karanlığı delmesinden bahsediyor" şeklinde düşünmüştür. Zira ek olarak olarak 2. ayette de Tarık'ın (pulsar) zaten insanlar tarafından zor anlaşılabileceği vurgusu yapılmaktadır.


Yani ben aylarca, yıllarca ateist kaynakları okumuş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, bu ayete anti-tez olarak sunabildikleri tek kaynaklar eski tefsirlerdir. Eski tefsirlerde pulsar'ın "ışığıyla karanlığı delen yıldız" anlamı olduğu sonucuna ulaşan yorumcuların yorumlarını, bu ayette pulsarın değil, göğe baktığımızda görebileceğimiz sıradan yıldızların anlatıldığına delil olarak sunuyorlar.


Ben eski yıllarda bu tefsirleri yapanları ayıplamıyorum, dönemlerinin bilimi içerisinde bu ayetleri o şekilde yorumlamış olmaları normal. Fakat artık yanlış olduğu alenen ortada olan bu yorumların anti-tez olarak piyasaya sürülmesinde büyük bir artniyet görüyorum. O nedenle siz kimseye kendiniz kadar güvenmeyin canlar, bu da bir dönem kafaları sıyırma noktasına gelen bir maykıl'ın tavsiyesidir.


Bu arada Tarık'ın pulsar değil, kara delik olduğunu iddia edenler de vardır, böyle bir görüş de var yani. Fakat "vuruşlu" ve "delici" özelliklere sahip olan bir yıldız daha çok pulsar tanımına uygundur. Son olarak bu konuda emin olduğum tek bir şey varsa, o da Tarık'ın havaya baktığımızda görebileceğimiz sıradan yıldızlardan biri olmadığıdır ehehe.


Yine Tarık suresinden devam ediyorum kaynatasızlar,


Tarık 11 - Dönüşlü olan göğe andolsun. (Ali Bulaç meali)

Tarık 11- Yemin olsun o, dönüşle/döndürümle dolu göğe, (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Bu ayette gökteki gezegen ve uyduların yörüngelerinden bahsedildiğini düşünüyor olabilirsiniz. Fakat "dönüş, döndürüm" ile ifade edilen şeyden ben "yörünge" anlamından ziyade bir "döngü" anlamı çıkarıyorum. Bu ayette bahsedilen esas şey, gökteki su döngüsüdür. Dünyadaki sular asla ama asla yok olmaz, biçim değiştirip halden hale hale geçerler, buharlaşıp göğe yükselirler ve yağmur olarak yağarlar. Ardından yeryüzüne yağmur olarak damlayan bu sular tekrar halden hale geçer, en sonunda buharlaşır ve yağmur olarak yağmak üzere yeniden göğe yükselirler. Su döngüsü, dünyamızda -veya evrende- bulunan bir kısır döngüdür. Kuran'da göğün bu şekilde "dönüşlü" olduğunun belirtilmesi, çok ama çok büyük ihtimalle gökteki gezegenlerin yörüngelerinden ziyade, dünyamızdaki su döngüsünü anlatmaktadır.


Şimdi birazdan alıntı yapacağım ayeti, inançsız bir insan benim yorumlayacağım gibi yorumlamayabilir. Bu normaldir, fakat Kuran'ın Allah'ın gönderdiği bir kitap olduğuna inanıyorsanız bu açıdan da yorumlamanız gerekecek:


Yasin 80 - "O size, o yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz."


Farklı mealler vermeye gerek duymuyorum, zira bu ayetteki çoğu çeviri böyle.


Bu ayette sizce bir odunu yakarak ateş elde etmek mi betimleniyor?


Ben hiç öyle düşünmüyorum.


1- "Yeşil" ağaç vurgusu yapılıyor, bu da demektir ki bahsedilen ağaç yeşil yapraklı, klorofillere sahip bir ağaçtır.

2- "Yeşil ağaçtan oluşan ateş" ifadesi oksijeni temsil eder. Zira ortamda oksijen yoksa, yanma reaksiyonu da gerçekleşmez. Oksijenin olmadığı yerde bir çakmak bile yakamazsınız.
2- "Yakıyorsunuz/yakarsınız/tutuşturup duruyorsunuz" ifadelerinde bir süreklilik vurgusu vardır. Yani insanların sürekli bu işlemi uyguladıkları belirtiliyor.

Peki solunum nedir? Besinlerin oksijen sayesinde yakılması ve enerji elde edilmesidir.


Diyeceğim o ki, yasin suresi 80. ayet, insan solunumunu ve bu solunum için gerekli oksijeni anlatır.


Fakat dediğim gibi, bu bir yorumdur, isteyen bu ayetin sadece ağaçtan elde edilen odunun çakmakla yakıldığı anlamına da ulaşabilir. Fakat "yeşil ağaç" vurgusu yapılmışken ben böyle bir yorum yapmayı pek de doğru bulmuyorum.


Şimdi müminun suresinden 2 ayet vereceğim ki bu ayetler daha önce ne Tevrat'ta, ne İncil'de bulunur (orijinal hallerini bilemeyiz tabi). İnsanın ana rahminde oluşumunu açıklayan ilk ve tek kutsal kitap elimizdeki Kuran'dır. Özellikle altını çizdiğim kısımları lütfen dikkatle okuyun.


Müminun 13 - Sonra onu çok dayanaklı bir karargâhta bir damlacık yaptık.

Müminun 14 - Sonra o damlacığı bir embriyo halinde yarattık, sonra o embriyoyu bir et parçası halinde yarattık, sonra o et parçasını bir kemik halinde yarattık ve nihayet o kemiğe de bir et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratılışta yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah'ın kudret ve sanatı ne yücedir!

İstediğiniz meale bakabilirsiniz. Allah bu ayette bir çiğnemlik et parçası olarak "mudga" kelimesini kullanır. Yani bu ayet o kadar nettir ki, bu ayetin yanlış bilgi verdiğini iddia etmek adına "mudga" kelimesinin "bir çiğnemlik et" demek olmadığını iddia edenler vardır. Ben bu tartışmaya hiç girmeyeceğim canlar, etimoloji profesörü değilim anasını satayım. Zira bu ayetteki esas şaşmaz ve kimse tarafından aksi ispat edilemez gerçek şudur:


Kuran'a göre anne karnındaki embriyonun oluşum sıraları şunlardır:


Et > Kemik > Et


Evet, embriyo önce bir et halindedir ve yapılan "bir çiğnemlik et" benzetmesi son derecede yerindedir.


Et halindeki embriyoda sonra kemikler oluşmaya başlar ve en nihayetinde bu kemikler de "kas etleri" ile kaplanır. Ve yine ne tuhaftır ki Allah, kemiklerin en son etle kaplandığı evreyi anlatırken "et" anlamında "lahm" kelimesini kullanır. Zira son evrede kemiklere kaplanan kas eti (lahm), ilk evredeki etten (mudga) farklıdır.


Bu oluşum sırası yakın tarihe kadar eski kitaplarda -ve hatta okullardaki ders kitaplarında bile- yanlıştı, fakat bugün bu oluşum sırasının Kuran'daki şekliyle doğru olduğu ispatlanmıştır. Lütfen "yeni" ve "doğru" kitaplardan bu durumun kontrolünü yapın. Ben yaptım, çok mutluyum, sabahları düz koşu yapıyorum.


Neyse, konumuzda dönecek olursak. Bir insanın veya dönemin bilim adamlarından oluşan bir insan topluluğunun, o yıllarda kendi başlarına böyle bir bilgiye ulaşmaları için, yeni hamile olan en az 3 kadını öldürmeleri ve rahimlerindeki embriyoların şekillerini %100 doğru bir şekilde incelemeleri gerekir. Tabi henüz embriyo halinde bir canlıya hamile kalan kadınların hamile olduklarını tespit etmek de ayrı bir hüner gerektirir. Ayrıca embriyonun uzunluğu ilk 5 haftada ancak 2-3 milimetre, 6. haftada ise 5 milimetre kadardır. Böyle bir canlıyı nasıl gözlemleyebilirler?


Bütün bunlar benim gözümde zorlamanın da zorlaması bir ihtimaldir. Ben şahsen eğer inançsız bir insan olsaydım bile sanırım hiçbir zaman %100 eminlikte bir ateist olamazdım. Özellikle bu ayet, bir ateist olsaydım benim için daima "büyük bir şüphe" sebebi olacaktı. Neyse, ben esas bu şüphe konusundan bahsetmek istiyorum bu yazıda fakat önce anlatmam gereken çok şey var sevgilisi kaynatasızlar. Buraya kadar anlattıklarımın tümünü daha sonra toparlamaya çalışacağım zaten, şimdilik relax.


Buraya kadarki yazdıklarımın esas sebebi "Kuran'da o zaman bilinmeyen hiçbir şey söylenmiyor" iddialarına cevap vermekti. Kuran'ın daha önceki Süryani ve Yunan eserlerinden derleme bazı bilimsel çelişkiler içerdiği de iddia ediliyor. Hayır arkadaşım, Kuran'da "gerçekle" çelişen tek bir bilgi dahi yoktur ve Kuran'daki her şeyin binlerce yanlış ve uydurma bilgi içeren Antik Yunan eserlerinden toplanması gibi bir ihtimal de akıl dışıdır. Fakat buraya ben daha çok "net" bir şekilde tutarlı olanlarını eklemeye özen gösterdim. Örneğin hadid suresinde "demiri indirdik" denir ve bunu demirin aslında dünyada bulunmadığı, sonradan dünyaya bir şekilde indiği bilimsel gerçeğiyle açıklamaya çalışanlar var. İyi de güzel kardeşim, Araf 26'da da Allah "sizin için giysi ve süs kıyafeti indirdik" diyor, şimdi her "indi" gördüğün yere bir "abuuu mucize işte" ekleme. Mucize arayışındaysanız eğer, esas mucizenin Kuran olduğu bilincinde olun derim.


Neyse, dönelim konumuza. Ebu Leheb'ten bahsedilen Tebbet suresini bilirsiniz sanırım. Bu ayette peygamberimize ve müslümanlara yapmadığını bırakmayan, firavunvari bir karakter olan Ebu Leheb'ten bahsedilir. "Kişiye özel ayet mi olur?" mantığıyla eleştirilen bu ayet, genellikle tişört üstüne gömlek giyen üniversiteli ateistler ve entry'sinin sonuna "enjoy!" yazınca çok sempatik gözüktüğünü zanneden ssg'ler tarafından dalga konusu edilir. Oysaki bu ayet benim için %100 özgüven ve kararlılık içeren bir Allah lafıdır.


Nasıl olduğunun izahını yapacağım ama önce Tebbet suresini veriyorum:


1 - Elleri kurusun Ebru Leheb'in; zaten kurudu ya!

2 - Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı.
3 - Alevli bir ateşe yaslanacaktır o;
4 - Karısı da,
5 - Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden...

Ayetleri okudunuz. Şimdi bir süreliğine hayal gücünüzü kullanın. Peygambere ve müslümanlara yapmadığını bırakmayan, her fırsatta onu yalanlayan ve İslam'ı bitirmeye çalışan bir Ebu Leheb olduğunuzu varsayın. Ebu Leheb ile empati kurun yani.


Bu ayetlerin üstüne, siz Ebu Leheb olsanız ne yapardınız?


Düşünün düşünün.


Sizi bilmem ama, ben hemen müslüman olurdum.


Evet evet, müslüman olurdum. En azından bir süreliğine rol yapardım. Müslüman olduğumu açıklar, göstermelik de olsa namaz kılardım.


Eğer böyle bir şey gerçekleşseydi ne olurdu biliyor musunuz?


Kuran'ın bütün sistemi çökerdi.


Zira Tebbet suresinde, o an hala yaşamakta olan bir insanın asla tövbe etmeyeceği ve kendisine yapılan o kadar teklife rağmen müslüman olmadan öleceği söylenmektedir. Önceden müslümanlara kötü gözle bakmasına rağmen, belki de onlara karşı savaşmasına rağmen müslüman olan yüzlerce hatta binlerce insan varken, Ebu Leheb'in bunlardan biri olamayacağı söylenmiştir. Eğer Ebu Leheb sahiden müslüman olsaydı, Kuran'daki sistem çökerdi. Veya eğer Ebu Leheb müslüman rolü yapsaydı ve bir Allah olmasaydı, bu zaten anlaşılmayacak ve kimse henüz yaşamakta olan ve son nefesini müslüman olarak verme ihtimali bulunan bir insan için "sen cehenneme gideceksin" ithamında bulunamayacaktı. Sizce Kuran'ı kendisi yazan bir insan, böyle bir kumar oynayabilir mi? Ya Ebu Leheb müslüman olsaydı?


Bir başka soru daha, peki sizce Ebu Leheb bunu akıl edememiş midir? En azından müslüman rolü yapmayı düşünememiş midir? Veya etrafındaki hiç kimse bu fikri ona vermemiş midir?


Ebu Leheb'in veya etrafındakilerin böyle bir şeyi akıl edememesi, bir insanın tuvaletini yapmak için pantolonunu indirmeyi akıl edememesi kadar aptalcadır.


Ebu Leheb belki de müslüman olmayı veya müslüman rolü yapmayı akıl edebilmiştir, fakat Ebu Leheb'in karşı koyamayacağı bir şey vardı: Allah'ın kalbine yerleştirdiği mühür.


Bakara 6 - Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen uyarsan da uyarmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler.

Bakara 7 - Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların kafa gözleri üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür.

Ara sıra yazılarımda büyük resmi değiştirmeyen ufak tefek hatalar yapabiliyorum, fakat eski yazılarımdan birinde "Allah iradeye karışmaz" gibi bir laf etmiştim, bunu iyi hatırlıyorum. Bu öyle ufak ve basit bir hata değildi ve ne yazık ki beni bu konuda kimse de uyarmadı. O sebeple o yazıyı okuyan herkesten özür diliyorum, zira Allah belli bir noktadan sonra iradeye karışır. Allah Kuran'da, iyilik yapanın daha fazla sevap alması için ona daha fazla iyilik yapma fırsatı vereceğini ve adaletin yerini bulması için de kötülük yapanın bu dünyada daha fazla günah alması için onu daha fazla günaha sürükleyeceğini belirtir.


Şimdi size bir soru, Adem ile İsa'nın peygamber olmaları dışındaki ortak noktası nedir?


Adem de, İsa da, cinsel birleşme olmadan, yoktan var edilmişlerdir. Adem ilk insan olarak çamurdan, İsa ise bakire Meryem'den doğmuştur.


Adem için:


Hicr 29: "Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın."


İsa için:


Tahrim 12: Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem'i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.


Şimdi ben Kuran'daki ayet numaralarını sayılarla toplayıp Obama'nın seçim tarihini bulmak gibi saçma işlere kalkışanlardan tiksiniyorum. Zaten kehanet denilen şey, son peygamber olan Hz Muhammed'den sonraki insanlar için saçmalıktır. Ayetlerin içerikleri dururken, sayılarla uğraşmayı da garip karşılıyorum. Fakat bazı eşitliklerin de kesinlikle tesadüfi olamayacağını düşünüyorum.


Örneğin Kuran'da Adem ve İsa isimleri eşit sayıda geçer. Adem de, İsa da 25 kez kullanılmıştır. Burada 25 sayısının bir önemi yoktur, ilginç olan, yaratılış bakımından benzer iki insanın isimlerinin eşit sayıda Kuran'da geçmiş olmasıdır.


Fakat Kuran'ı okuduysanız bilirsiniz ki, Kuran'da İsa'dan çok fazla bahsedilir. Nasıl oluyor da buna rağmen Adem ile İsa kelimeleri eşit sayıda kullanılıyor?


Allah, kimi ayetlerde "İsa" kelimesini kullanmadan "Meryem'in oğlu" veya "Meryem'in oğlu mesih" ifadelerini kullanır.


Örnek:


Maide 75: "Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir..."

Müminun 50: "Meryem'in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.
Zühruf 59: Meryem'in oğlu, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir kuldu.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Birçok ayette Allah, "İsa" yerine "Meryem'in oğlu" ifadesini kullanmıştır. Bunun sebeplerinden ikisi bana göre şunlardır:


1- İsa'nın, Allah'ın oğlu olmadığı, yalnızca Meryem'in oğlu olduğu vurgusunu yapmak. "Baba-oğul-kutsal ruh" üçlemesine inanan Hristiyanları uyarmak.

2- İsa ile Adem kelimelerinin eşit sayıda kullanılmasını sağlamak.

İlginç di mi? Ehehe.



Şimdi, gelelim bambaşka bir konuya. Böyle bir yazıda bu türden bir konuya girmeyi planlamamıştım ama huyum kurusun.


İsrail bayrağında bildiğiniz gibi iki şerit vardır ve ortasında da Davut'un yıldızı veya Süleyman'ın mührü dediğimiz amblem vardır ki günümüzde siyonizm sembolü haline gelmiştir. Süleyman peygamberle ilgili bir hatırlatma daha yapmam lazım, Hz Süleyman'ın emrine işçi olarak cinler verilmiştir. Hz Süleyman, müthiş büyüklükte bir servete sahip olmasının yanısıra, cinlere de hakimiyet kurabilme yeteneği verilmiştir kendisine. Süleyman'ın mührünün siyonizm simgesi haline getirilmesinde, Süleyman'ın bu yeteneğinin de etkili olduğunu düşünüyorum. Zira Süleyman'ın bu mühür ve ilim sayesinde tüm dünyaya hükümdarlık kurduğunu, dolayısıyla kendilerinin de aynı öğretiye sahip olurlarsa dünya üzerinde hükümdarlık kurabileceklerini zanneden siyonist bir kitle var dünya üzerinde.




İsrail bayrağındaki bu iki şerit, Fırat ve Nil nehirlerini sembolize eder. Yani "vadedilmiş topraklar" muhabbeti İsrail'in bayrağında dahi vardır. Fırat ve Nil nehirleri arasındaki bölgenin kendilerine Tanrı tarafından vadedildiğine inanır siyonistler ve Fırat nehri arasındaki bu bölgede Türkiye'nin de bulunduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım. Bu, önce bütün musevileri, daha sonra tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama gayesi olan siyonist yahudilerin amacıdır. Ayrıca buradan Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanına da selamlarımı yollarım.


Neyse, esas konumuz bu değildi. Siyonizmin yüzyıllardan beri maşa olarak kullandığı bir masonluk vardır. Fakat şunu da tekrardan söyleme gereği duyuyorum ki, Türkiye'deki masonların büyük çoğunluğu tırttır. Evet Türkiye'deki masonluk genel itibariyle tırışkadır fakat yine de felsefeleri açısından onaylamam ben masonluğu. Öte yandan dünya çapındaki evrensel masonluk, özellikle üst dereceli masonluk son yüzyıllarda dünya tarihine en çok müdahalede bulunmuş oluşumlardan biridir. Türkiye'deki masonluğu da tasvip etmeme sebeplerimden birisi de budur zaten. Esas konu şu ki, kabala ve spiritüalist öğreti etkisi altında ortaya çıkan masonluk, ilk olarak duvar ustaları tarafından kurulmuştur. Mason kelime anlamı olarak da zaten duvar ustası demektir. Bu duvar ustaları tarafından kurulmuş cemiyetin içine başka insanların da girmesiyle bambaşka bir masonluk ortaya çıkmıştır.


Şimdi bu hatırlatmaların üzerine, Kuran'da Süleyman'ın emrine verilen cinlerin vasıflarına bir bakalım:


Sad 37 - Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.


Sizce Süleyman'ın emrine verilen cinlerin bina ustası olmaları ve masonluğun duvar ustaları tarafından kurulmuş olması arasında bir bağlantı olabilir mi? Şeytanlar vahiy verme yeteneğine sahiplerdir.


Enam 121 - "Şeytanlar kendi dost ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için elbette ki vahiy gönderirler."


Masonluk, şeytanlardan gelen vahiyle kurulmuş olabilir mi?


Bilemiyorum ehehe, bu konuda kesin bir iddiada da bulunmuyorum. Sadece parçaları birleştirmeye çalıştım.


Yine bir yorum meselesi olan ayet vereceğim.


Kıyamet 4 - Hayır, sandığı gibi değil! Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.


Bu ayette ben kesinlikle parmak uçlarına yapılmış özel bir atıf olduğunu düşünüyorum. Bu ayeti zaten çoğu kişi bilir fakat yine de belirtmek istedim, her insanın parmak izi farklıdır ve örnek verilecek o kadar şey varken bu ayette neden özellikle "parmak uçları" belirtilmiştir izah etmek mümkün değil. Bu ayeti "öylesine, alelade verilmiş bir örnek işte" olarak da görebilirsiniz, tercih sizin fakat buradaki tabir öyle "tepeden tırnağa" şeklinde genel bir deyim falan değildir.


Şimdi buraya kadar genelde herkese hitap eden konulardan bahsettim, fakat bundan sonrası müslümanları daha bir alakadar ediyor. Zira ben Kuran'a baktığımda farklı bir din (Allah'ın dini), müslümanlara baktığımda ise bambaşka bir din (alışkanlıklar, gelenekler ve hurafeler üzerine kurulu bir din) görüyorum. Şunu asla unutmayın ki peygamberimizin mücadele ettiği insanlar "dinsiz" değillerdi. Allah'a da inanıyorlardı. En basitinden peygamberimizin babasının isminin Abdullah (Allah'ın kulu) olması bir mucize değildir, zira o toplumda Allah'a zaten inanılıyordu ve Abdullah da yaygın bir isimdi. Fakat o insanlar Allah'a inanırlarken işin içine sayısız hurafe, sayısız şirk katmışlardı. Bu önemli. Yazının bu kısmından sonra daha genel konulardan bahsedeceğim.



İsterseniz biraz "şirk" konusundan bahsedelim. Allah, Kuran'da affetmeyeceği tek günahın şirk olduğunu söyler ve bu ciddi bir konudur.


"Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir" - Nisa 48


Peki nedir şirk?


Şirk, Allah'tan haberdar olup onunla beraber başka ilahlar edinmek veya birtakım şeyleri ona denk veya ondan üstün tutmaktır. Şirk asla ve asla sadece "iki tane tanrı var" demek veya heykelden puta tapmak değildir. Tabi ki bunlar da şirke girer, fakat şirk yalnızca bunlar değildir. Hatta Kuran'da, peygamberimiz dönemindeki müşriklerin taptıkları putların heykelden veya taştan oldukları söylenmez. Bu putların isimleri bile söylenir (lat, menat, uzza), fakat heykel oldukları söylenmez. Zira put, sadece heykelden ve taştan yapılmış uyduruk bir ilah değildir. Örneğin:


"Kendisinin ilahı olarak kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü?" - Casiye 23


Bu ayete göre ateizm de şirktir. Hatta kendi istek ve arzularını, Allah'ın emirlerinden üstün tutmak da bir şirktir.


Şimdi vakia suresindeki 2 ayetten yola çıkarak biraz beyin fırtınası yapacağım sevgili kaynatasızlar.


Vakia suresinde cennettekilerden bahsedilir ve cennetin üst katında olan kişiler için şu söylenir:


"Büyük kısmı öncekilerden, az bir kısmı da sonrakilerdendir." - Vakia 13-14


Cennetin daha alt kısımlarında ise nesiller arasında daha denk bir dağılım vardır. Bu ayetlerde de cennetin daha alt kısımlarındaki insan nüfusundan bahsedilir:


"Bir bölümü öncekilerden. bir bölümü de sonrakilerden." - Vakia 39-40


Bu ayetleri üst üste koyduğumuzda, cennete giren "önceki nesiller", "sonraki nesiller"den fazladır.


Peki dünya nüfusunun geometrik hızla arttığını da hesaba katarsak, neden öncekiler daha fazla cennette? Sonrakilerin daha fazla olması gerekmez miydi?


Evet insanlar gittikçe yozlaşıyor, fakat tek sebebi sadece bu değil. Zira insanlar tarihin istisnai dönemleri dışında hep yoz olana yönelmiştir zaten.


Kapitalizm insanlığın kaderi mi bunu bilmiyorum, fakat bildiğim şey şu ki insanların var olduğu günden beri kapitalizm de var oldu. Ve bu kapitalizm, gün geçtikçe insan hayatındaki etkinliğini arttırıyor. Kapitalizm bugün, bir önceki günden daha şiddetlidir ve yarın da, bugünkinden daha şiddetli olacaktır bu gidişle.


Peki kapitalizmin insan hayatındaki etkisinin artması ne demektir?


Etrafınıza bir bakın, para, güç, statü, makam, prestij, seks gibi dünyevi çıkarlar peşinde koşan insan yığınları göreceksiniz. İnsanların hayattaki birinci amacı, bu gelip geçici dünyevi menfaatleri elde etmek haline gelmiştir.


Bu da, "dünyevi menfaat kazanma" amaçlı hayat anlayışının, "Allah'ın takdirini kazanma" amaçlı hayat anlayışının önüne geçmesi demektir.


Alın size babalar gibi bir şirk.


Hep Allah'ı bilip, hem de birtakım şeyleri ondan üstün tutmak.


İnsanların normal olmayan şeyleri normal karşılar hale gelmesi, bizim mazeretimiz olmayacaktır muhtemelen. Bu sebeple insanlara çok fazla uymayın, insanlar genellikle yanılgı halindedir.


Bu son anlattıklarım da benim kişisel yorumumdur ve ben de yanılıyor olabilirim, onu bir hatırlatayım ehehe.



Reenkarnasyon konusuna gelelim şimdi de. Dünyada 1 milyar civarı insanın reenkarnasyona inandığı tahmin ediliyor. Tabi ki bu rakamın büyük bir kısmını uzakdoğu coğrafyasındaki hindu ve budist inanışa sahip kişiler oluştursa da ruhçuluk ve bazen de tasavvuf yoluyla reenkarnasyonun olduğu fikri İslam'a da sokulmaya çalışılmakta.


Öncelikle bu konudaki kesin görüşümü söyleyeyim: Eğer reenkarnasyon varsa Kuran yalan söylüyordur.


O kadar da netim bu konuda.


Şimdi reenkarnasyona "delil" olarak sundukları ayeti göstermek istiyorum:


Mümin 11 - Dediler: "Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?"


Buradaki "iki kez öldürdün, iki kez dirilttin" ifadesini reenkarnasyona yormak, sadece onu orada görmek isteyenlerin başarabileceği bir iştir. Eğer yeterince ıkınır ve iyi bir çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz. Fakat Kuran'daki tek bir ayet üzerinden karar verilemeyeceğini, Kuran'ın a+b+c+d+... olduğunu başından beri söylüyorum. Şimdi bir başka ayetin ışığında bakalım bu "iki kez ölmek" ve "iki kez dirilmek" ifadeleri ne anlama geliyor?


Bakara 28 - Allah'a nasıl nankörlük ediyorsunuz? Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O'na döndürüleceksiniz.


Bu ayetten şunu anlıyoruz, biz bu dünyada var olmadan önce, yani anne rahminde oluşmadan önce, Allah bizi "ölüler" olarak tanımlıyor. Yani henüz doğmamış bir insan, "ölü"dür Allah'a göre.


Şimdi değerlendirmemizi yapalım:


Doğmadan/var olmadan önce ölülerdik: 1. ölüm

Bu dünyada doğduk: 1. diriliş
Her canlı gibi bu dünyada öleceğiz: 2. ölüm
Ahirette yeniden diriltileeğiz: 2. diriliş

E al sana 2 ölüm, 2 diriliş. Yani reenkarnasyona delil olarak gösterdikleri ayet, aslında reenkarnasyonun olmadığının delilidir.


Şimdi yine bir başka ayet vereceğim, "aha Kuran'da çelişki var"cılara fırsat doğurabilecek bir ayet bu, fakat bu ayette bir çelişki görmek de sadece onu görmek isteyenlerin başarabileceği bir iştir.


Dühan suresinin 56. ayetinde Allah, cennetteki insanlar için şöyle der:


Dühan 56 - Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.


Şimdi "hani 2 ölüm vardı, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar da ne demek?" diye düşünebilirsiniz. Fakat dikkat edilmesi gereken nüans şudur, ölümü tatmak veya ölümü tecrübe etmek, sadece yaşamakta olanın yapabileceği bir iştir. Henüz yaratılmamış, var olmamış bir nefs, ölüm denilen olayı tatmış ve tecrübe etmiş değildir. Ancak yaşamla tanışmış olan canlı öldükten sonra ölümü tecrübe etmiş olur. Yani "ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar" ifadesinde bir kusur, hedehödö yoktur.


Ek olarak, yine bu ayet de yeryüzünde yaşamakta olan insanların yalnızca "bir kez" ölecekleri vurgusunu yapmaktadır. Yani Dühan 56'ya göre de reenkarnasyon falan yoktur.


Reenkarnasyona inanıyorsanız eğer, lütfen bunu İslam'a yamamaya çalışmayın, zira reenkarnasyon ve İslam taban tabana zıttır. Reenkarnasyon hakkında binlerce kitap yazılması, kimi ilahiyatçıların veya profesörlerin "reenkarnasyon vardır" demesi veya milyarlarca insanın reenkarnasyona inanması, reenkarnasyonun var olduğu anlamına gelmez. Zira insanlar genellikle yanılgı halindedir. En azından Kuran'a inanıyorsanız durum budur yani.


Bir de bu reenkarnasyona inananlar nedense hep önceki hayatlarında Rus çarı, İngiliz prensi falan olduklarını iddia ederler. Ulan tarihte toplasan en fazla 100 tane Rus çarı vardır, milyarlarca insan çiftçiydi, demirciydi, bakkaldı, çakkaldı. Hepiniz Rus çarıysanız bu milyarlarca çiftçi nereye gitti koduğumun dünyasında olum? Ya bırak ya.


Neyse yeniden ciddileşiyorum, öhöm.


Tarihte bilinen ilk günah nedir diye sorsam, muhtemelen "Adem'in oğlunun, kardeşini öldürmesi" diyeceksiniz. Dünya için böyle olabilir, fakat bizim haberdar edildiğimiz ilk günah kibir ve "ırkçılık"tır.


Evet evet, kibir ve ırkçılık.


Nasıl mı?


Araf 11 - Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

Araf 12 - Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
Araf 13 - Buyurdu: "O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın."

İblis'in ateşten yaratıldığı için kendisini çamurdan yaratılan Adem'den üstün görmesi ve kibirlenmesi, kusursuz bir ırkçılık örneğidir.


İblis (yani şeytanların lideri), ırkçıdır.


O nedenle bir milletin tamamını topyekün bir suçla itham etmeden önce iyi düşünün sevgili kaynatasızlar. Tıpkı museviler ve siyonist yahudiler arasındaki farkı kavramak gibi. İnsanları doğuştan gelen özellikleriyle yargılamanın dinimizde yeri yoktur, sapık fikir ve felsefeye sahip olanları uyarabiliriz sadece.


Bu ayetteki secde etmek de, fiziksel olarak secde etmek olmayabilir. Secdenin iki anlamı vardır zira.


Şimdi daha önceki yazılarda belirtmiş olmama rağmen yeniden söylemek istediğim bir konu var. İblis (Lucifer) bir melek değildir. İblis, kötü olma rolünü üstlenerek Allah'a hizmet etmez. İblis isyan etmiştir ve İblis olmasa biz yine imtihan edilecektik, İblis sadece bir vesiledir.


Bu İblis'in kötü olmadığı ve kötü olma rolünü üstlenerek Allah'a hizmet ettiği düşüncesi, tamamen bir ruhçu uydurmasıdır. Bu fikir o kadar yanlış sonuçlar doğurabilir ki, "her şeyin ve herkesin iyi olduğu" sonucuna götürür insanı. Böyle bir dünya yoktur. Allah iradeyi yaratır ve o irade kötü olmayı seçtiyse onu sevmek bir yana, ondan uzak durmak gerekir.


Kehf 50 - Hani, biz meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, benim beri yanımdan, onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!


İblis, Allah'a olan isyanından itibaren cindir.


Şimdi şöyle bir soru gelebilir akıllara "tüm meleklere sorulduğu söyleniyor ve bu meleklerin arasında İblis de var, yani İblis önceden melek miydi?"


Bu detay bir konudur, esas bilmemiz gereken İblis'in isyanından itibaren bir cin olduğudur. Fakat yine de fikir yürütelim. Bu konuda iki ihtimal vardır.


1- İblis daha önceden bir melekti, Allah'ın emrine karşı gelince cin oldu.

2- İblis hep cindi, fakat bir melek rütbesine yükselmişti.

Kimi mealciler Kehf 50 ayetini "iblis cinlerdendi", kimi mealciler ise "iblis cinlerden oldu" şeklinde çeviriyor. Kimileri ise İblis'in ateşten yaratıldığını, bu nedenle melek olamayacağını, zira meleklerin nurdan yaratıdığını iddia ederler. Fakat Kuran'da meleklerin nurdan yaratıldıklarına dair bir bilgi yoktur. Ayrıca esas doğru anlam "İblis cinlerdendi" olsa bile, bu zamandan münezzeh olan Allah'ın, İblis'in zaten eninde sonunda bir cin olacağını bildiği anlamına da gelebilir. Bu konuda kesin bir karar vermek için çok iyi Arapça bilmek lazım ve bu çok da gerekli olmayan konu beni aşar deyip burada bırakıyorum. İblis'in öncesi zaten bizi pek alakadar etmiyor, sonuç olarak İblis şu an cindir ve gavattır.


Şimdi çok daha önemli bir konuya gelelim ve bu konuda müslümanların çoğu ciddi bir yanılgı halindedir.


O da cehennemden cennete geçiş olduğunun zannedilmesidir.


Bu konudaki ayetleri vereceğim tabi ki, fakat önce konuyu toparlayayım. "İçerisinde zerre kadar iman olan, cehennemde günahlarını çektikten sonra cennete girecektir" düşüncesine Kuran'dan asla varılamaz. Zira Kuran'da cehennemden cennete geçiş olduğunu söyleyen tek bir ayet bile yoktur. Yani cehennemin kendisi gibi, cehennemin içinde olanlar da ebediyen orada kalacaklardır.


Ali İmran 88 - O lanet içinde sürekli kalacaklardır. Ne azap hafifletilecektir.Onlardan ne de yüzlerine bakılacaktır onların.

Zühruf 74 - Suçlular ise cehennem azabının içinde sürekli kalacaklardır.
Araf 36 - Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

Bu ayet örnekleri çoğaltılabilir, onlarca ayet vardır bu şekilde. Bu ayetlerin öncesine baktığımızda "Allah'ı, Kuran'ı, peygamberi ve ahireti inkâr edenlerin cehennemde sonsuza dek kalacağı" anlaşılıyor.


Peki ya müslümanlar? Günahkar bir müslüman da iman sahibi olmasına rağmen sonsuza kadar cehennemde kalabilir mi? Evet, eğer cehenneme girdiyse, oradan çıkması söz konusu değildir. Bakın şimdi:


Bakara 275 - O ribayı yiyenler, şeytanın bir dokunuşla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu böyledir, çünkü onlar, "Alış-veriş de riba gibidir." demişlerdir. Oysaki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah'a kalmıştır. Yeniden ribaya dönene gelince, böyleleri ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.


Riba denilen şey, faiz/tefeciliktir. Paranızın değerini kaybetmesini önleyen banka faizinin buna dahil olduğunu zannetmiyorum, fakat şimdi bunun tartışmasını yapmayalım, esas işaret etmek istediğim mesele o değil. Haksız kazanç elde edecek büyüklükteki o astronomik banka faizleri, tefecilik kesinlikle haramdır. Ve Allah, tefecilik yapıp tövbe ettikten sonra yeniden tefecilik yapanların sonsuza dek cehennemde kalacaklarını söylemektedir bu ayette.


Peki şimdi bir soru, tefecilik yapan bir insan müslüman olamaz mı? Tövbesini bozan bir insan müslüman olamaz mı?


Eğer cehenneme giren bir müslüman cezasını çektikten sonra cennete girecekse, neden faiz yiyen müslümanın cehennemde sonsuza kadar kalacağı söyleniyor Kuran'da? "Orada ebediyen/sürekli/sonsuza dek kalacaklardır" ifadeleri bulunmasına rağmen müslümanlar, neden bir müslümanın sonsuza kadar cehennemde kalmayacağına inanıyorlar?


Bu inanış o kadar yaygın ve yanlıştır ki, sebebini anlamak mümkün değil.


Kuran'da "günahlarının bedelini cehennemde ödeyen bir müslüman, cennete gidecektir." anlamına veya imasına gelen hiçbir cümle yoktur.


Yani anlayacağınız, cennet de ebedidir, cehennem de.


"Tamam cehennem ebedi ama içindekiler ebedi değil" şeklinde bir görüş de vardır.


Şimdi Allah aşkına size bir soru sormak istiyorum, olimpiyat meşalesi mi bu arkadaşım? Süs olsun diye mi yanacak cehennem orada?


Yalnızca bir ayet bende "acaba cehennemden cennete geçiş var mıdır?" şüphesi uyandırmıştı, o ayeti vereyim:


Hud 107 - Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Rabbin, dilediğini öyle bir yerine getirir ki!...


Bu ayetteki "rabbinin dilemesi hariç" kısmı bende bir soru işareti oluşturmuştu açıkçası. Fakat bu daha çok "Allah dilediğini yapar, Allah'ın gücü her şeye yeter" manasında bir sözdür. Örneğin Allah tüm insanları, cenneti ve cehennemi de yok edebilir, buna gücü vardır. Fakat böyle bir şeyi yapmayacaktır, zira Allah söz vermiştir ve Allah'ın vaadi mutlak doğrudur. O sebeple bu ayetten de "cehennemden cennete geçiş" anlamı çıkarmak, çok zorlama olacaktır.


Müslümanlardaki "cehennemden cennete geçiş" inancı sanırım bazı hadislerden kaynaklanıyor, fakat Kuran'da bunu ima eden tek bir ayet bulunmamaktadır. Hatta ve hatta Kuran, cehennemin sonsuz olduğunu söylemekle kalmayıp, "cehennem sonsuz değildir" diyenleri de deşifre etmektedir:


Bakara 80 - Dediler ki: "sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan bir ahit mi aldınız! Allah, ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah'a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"


Ve özellikle aşağıdaki 2 ayeti de lütfen dikkatle okuyun.


Ali İmran 23 -  Şu kendilerine Kitap’tan pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağrılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.

Ali İmran 24 - Bunun sebebi onların, “ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır” demeleridir.Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.

"Müslümanlar için cehennem hayatı sonsuz değildir" demek, Kuran'daki "ateş bize sayılı gün dışında dokunmayacaktır" diyenlerin iddiasıyla aynıdır. Ve Allah bu tutum için "uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır" ifadesini kullanır ve burada müslümanlardan bahseder. Bu ayetlerde sadece yahudilerden veya hristiyanlardan bahsedildiğini ileri sürenlerin Kuran'a dayandırabilecekleri tek bir mantıklı izahları yoktur.


Ayetler bu kadar netken, "azıcık iman sahibi olan bile cehennemden cennete geçecektir" diyebilmek için insanda cahil cesareti olması gerekir. Allah'tan korkarım ben arkadaş.


Tabi ki korkudan önce sevgi ve anlayışla ibadet etmeliyiz, fakat şu da bir gerçek ki korku çoğu zaman insanı harekete geçirir, tetikler. İnsan biraz zora girmeden, sıkışmadan, uyuşukluğunu kıramayabilir. Tarihteki tüm icatların ihtiyaçtan ve muhtaçlıktan ortaya çıkması da bunun bir göstergesidir. Açıkçası bir müslüman olarak benim kafama bazı şeylerin dank edişi "cehennemin ebedi olduğunu" öğrendikten sonra başladı. Bu çok ciddi bir konudur ve İblis öyle kurnazdır ki, sonsuz olan cehennem hayatını bile insanlara "geçici" olarak inandırmaktadır. Cehennemin geçici olduğunu zanneden bir müslüman ile cehennemin sonsuz olduğunu bilen bir müslümanın davranışları, kendine dikkat edişindeki özen arasında çok büyük farklar olur. Allah aşkına bu konuya dikkat edin ve Kuran dururken sözde hocaefendilere aldanmayın.


Fakat şunu da eklemeyi uygun görüyorum, her insan muhakkak cehennemi görecek ve onun nasıl bir yer olacağına tanık olacaktır. Hemen ayetleri veriyorum:


Tekasür 5 - İş, sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu, şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz!

Tekasür 6 - Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz!
Tekasür 7 - Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz!
Tekasür 8 - Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz!

Burada o mahşer gününde cehenneme bir "tanık olma, görme" söz konusudur. Fakat cehennemi gören insanların hepsi o azabı tatmayacaktır, hemen başka bir ayet daha veriyorum:


Enam 16 - Kendisinden azap uzaklaştırılana o gün rahmet etmiştir. İşte açık kurtuluş budur.


Mahşer günü, azap (cehennem) kendisinden uzaklaştırılanlar cennete gireceklerdir. Yani cennete giren herkes cehennemi görmüş olacaktır, fakat cennete girenler bu azabı yaşamayacaklardır.


Küçüklüğünüzden beri duyduklarınızdan dolayı "cehennemden sonra cennet vardı ama ya?" şeklinde düşünebilirsiniz, fakat ayetler ortadadır sevgili kaynatasızlar. Alışkanlıklarınız, büyüklerinizden duyduklarınız çoğu zaman doğru olmayabilir.


Bakara 170 - Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" dendiğinde: "Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!...


Umarım her şey açıktır. Kuran'daki ayetler bu kadar netken başka kaynaklara başvurmayı da gereksiz görüyorum, zira şöyle de bir ayet vardır:


Enam 38: "...Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık..."


Ve hatta Zühruf 44: "Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız."


Bu noktada şöyle bir soru akıllara gelecektir; cennete giren her insan anadan doğmuş gibi günahsız olmayacaktır. Peki günahlar işleyip de cennete girenler, bu günahlarının karşılığını nasıl verecekler?


Tabi ki öncelikle Allah'ın "Tevvab" (tövbeleri kabul eden, günahları silen) ve "Rahman" (merhamet edeni, affeden) sıfatlarını unutmamalıyız. Ben olaya değişik bir açıdan yaklaşacağım şimdi. Cennette birden fazla kat olduğu Kuran'da belirtilir. Cennetin her kısmı bir değildir, örneğin Firdevs ve Adn cennetlerinin daha üst konumda olduğu Kuran'dan anlaşılır. Cennetin alt kısmında olan bir kimse için, üst kısımlara ulaşamamak da günahlarının bir karşılığı olabilir.


Çok fazla cehennemden bahsetmiş olmam da sizi korkutmasın, konu o olduğu için onun üzerinde durdum, amacım ağzından tükürükler saçan hocalar gibi "yanacaksınız!!!" diye çığırtkanlık yapmak değil. Zira Kuran ayetlerinde cennet ve cehennem konusunda denge vardır.


Ruhçular genellikle "Allah'ın sonsuz sevgi sahibi bir varlık olması"ndan dem vurarak, cehennemin olmadığını ileri sürerler. Gerekçeleri ise "Kuran'ın o zamanki insanların bilinç seviyesine göre inmiş olması"dır. Yani onlar için cehennem bir mecazdır.


Bu tamamen duygusal bir zırvalıktır. Evet Allah sınırsız sevgi ve merhamet sahibidir, fakat Allah aynı zamanda adildir. Adil olmak yalnızca iyiyi ödüllendirmek değil, kötüye de hak ettiğini vermektir. Zaten etrafınıza, insanlara ve dünyaya baktığınızda cehennemin ne kadar gerekli olduğunu da anlayacaksınızdır.


Eğer "aşırı" duygusal olursanız ruhçuluğa/spiritüalizme yönelebilirsiniz. Fakat Allah'ın sürekli öğütlediği bir şey vardır, o da hem "aklı" hem "duyguyu" kullanmaktır. Yani duygu kadar rasyonellik de önemlidir.


"Yemin olsun ki, peygamberlerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için çıkarılacak bir ders vardır." - Yusuf 111


Yusuf peygamberin hikâyesinin anlatığıldığı Yusuf suresinin son ayetinde söylenir bu söz. İsterseniz İbrahim peygamberden kısaca bir bahsedeyim. Allah, İbrahim peygambere vahiyden önce doğruyu ve yanlışı ayırma, kavrayabilme yeteneğini verir ve İbrahim peygamber de etrafı gözlemleyerek Allah'ın olduğu sonucuna ulaşır. Oysaki İbrahim'in toplumu puta tapanlardan oluşmaktaydı. Enam suresinin 74. ayetinden itibaren, Hz İbrahim'in Tanrı arayışı anlatılır, şimdi oradaki ayetlerden bir tanesini göstermek istiyorum:


"Gece onun üstünü örtünce bir yıldız gördü de "İşte Rabbim bu!" dedi. Yıldız battığında ise "Ben batanları sevmem!" diye konuştu." - Enam 76


İbrahim, yıldızın Tanrı olmadığı sonucuna şu şekilde ulaşıyor:


1- Yıldızın batması ve batan bir Tanrı'yı saçma bulması = Mantık, rasyonellik

2- Batanları sevmemesi = Duygu

Bu nedenledir ki Kuran'da ısrarla "temiz akıl sahipleri için deliller vardır" vurgusu yapılır. Bu hem vicdanını, hem de aklını kullananların Allah'ın varlığı sonucuna ulaşacaklarını izah eder. Duygu olmadan akıl, akıl olmadan duygu pek bi halta yaramaz bana kalırsa.


"Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için işaretler vardır" - Ali İmran 190


Açıkçası benim Allah'a inanma sebebim de buydu. Aynı Ali İmran 190'da belirtilen durum.


Eğer dağların hareket ettiğini söyleyen ayet olmasaydı, rüzgarların dölleyici olduğunu söyleyen ayet olmasaydı, embriyodaki et-kemik-et oluşum sırasını anlatan ayet olmasaydı veya ne bileyim işte yukarda örneklerini verdiğim diğer ayetler de Kuran'da olmasaydı, ben yine Tanrı'ya inanacaktım. Zira Tanrı'yı sistemden çıkardığım zaman, hiçbir şeyi sağlam bir temele oturtamayacağımı fark ettim. Fakat o ayetlerin de bulunması, ekstradan benim "Allah" inancımı pekiştirdi. Olay bundan ibaret.



Peki neden deist (Tanrı'ya inanan fakat dine inanmayan) olmadım da müslüman oldum diye soracak olursanız, bunun tabi ki ilk sebebi Kuran'dır. Kuran'da, insanı insandan daha iyi tanıyan birinin tespitleri vardı. Bir diğer sebebi ise, deizmin tanrısını saçma bulmam oldu.


Hani bazı tarihi kahramanlık filmleri olur ya, bu filmlerde ana konsept şudur: Ezilen fakat yiğit bir köylü halkı vardır. Karşılarında ise bu halkı ezen, harika zırhlara ve atlılara sahip çok güçlü bir imparatorluk veya soylu bir aile vardır. Filmin sonunda, ezilen köylü halkı savaşı kazanır ve film esnasında ezilen köylü halkının izleyici gözündeki "haklılığını" arttırmak için karşılarına kötü bir karakter yerleştirirler. Bu nedenle kahraman köylü halkı sömüren bu imparatorluğun veya soylu ailenin lideri genellikle hiçbir işe yaramayan, uyuşuk, zenginlik içinde yaşamasına rağmen kimseye faydası dokunmayan, bencil bir karakter olur.


Gözünüzün önünde canlandı mı o uyuşuk cibilliyetsiz imparator?


İşte deizmin tanrısı da aynı o uyuşuk imparator gibidir.


Müthiş ihtişamlı bir evren yaratmıştır, bu evrene milyarlarca galaksi yerleştirmiştir, her galaksiye yıldızlardan, gezegenlerden, uydulardan ve henüz bilmediğimiz gök cisimlerinden oluşan sayısız sistem yerleşmiştir, ardından bu gezegenlerin bazılarında da yaşam oluşturacak koşulları yaratmıştır.  Evreni çökmeden ayakta tutan ve kaosa yol açmayan bir düzen yerleştirmiştir. Bunların üstüne insanı ölümlü kılmış ve zor bir yaşamın tam ortasına göndermiştir. Ve ardından tüm bu evreni ve içindeki hayatı kendi haline bırakmıştır. Hiçbir müdahalede bulunmamış, "ne haliniz varsa görün" demiştir. Bir "kullanma kılavuzu" bile yollamamıştır.


Böyle tanrı mı olur lan? İlkokulda cam kenarında oturup hesap makineli Casio saati sayesinde her sorana teneffüse kaç dakika kaldığını söyleyen çocuk bile daha hayırlıdır bu tanrıdan anasını satayım. En azından bir işe yarıyordu herif.


Yarattıklarına faydası ve müdahalesi olmayan bir Tanrı fikri saçmadır.


Tanrı'nın, yarattıklarına yeri geldiğinde müdahale etmesi, gözetlemesi gerekir. Kuran da işte bu açıdan Allah'ın hayata yaptığı en büyük müdahalelerden biridir ve benim gözümde Allah, her açıdan deizmin tanrısından daha rasyoneldir.


Bilim konusuna gelecek olursak. "Artık bilim çok ileride ve gittikçe daha da ilerliyor, artık Tanrı kavramına gerek kalmayacak" türünden sözler duyuyor musunuz? Bu sözler yeni veya bugüne ait değildir. Bu laf yüzyıllardır söyleniyor ve "Tanrı kavramına gereğin kalmadığı o gün" bi türlü gelemedi arkadaş. Zaten gelmeyecektir de. Zira bilim ile dinin kulvarları çok farklıdır. Bilim oluşumun "nasıl", din ise "neden" olduğuna cevap verir. Allah "nasıl"lara da cevap verir, fakat bilim "neden"lere cevap vermez. Şimdi bir Kuran ayeti değil, Tolstoy'un 130 yıl önce yazdığı ve Türkçe'ye "Din Nedir?" ismiyle çevrilen kitabından bir alıntı vereceğim. Bilim sayesinde dine gerek kalmadığını iddia eden Berthelot isimli aydın ve onunla aynı fikri taşıyanlar için şunları yazmıştır Tolstoy:


"Bay Berthelot ve onunla hemfikir olanlar bilimin dinin yerini alacağını söylerken, iddiaları tamamen subjektiftir ve bilimin yanılmazlığına karşı, Kilise'nin yanılmazlığına iddia edilen imana çok benzeyen temelsiz bir inanç duyarlar. Üstelik, 'okumuşlar' diye görülen ve sözü edilen bu zümre, dinin yerini alabilecek olan ve dine ihtiyacı çoktan geçersiz kılan bir bilimin zaten mevcut olduğuna inanmışlardır"


Tolstoy burada aydın geçinip "bilim çok gelişti, dine gerek yok" diyenlerin temelsizliğini belirtmekle kalmamış, onların bu körü körüne savundukları tutum ile kilisenin dogmalarını körü körüne savunması arasında pek bir fark olmadığını belirtmiştir. Kısacası Tolstoy, aydın geçinip bilimin her şeyini açıklayacağını papağan gibi tekrar eden kimseler ile kilise yobazlarının bir farkı olmadığını söylemiştir.


Şunu da not edeyim ki, Tolstoy inançlı olmasına karşın kiliseyi acımasızca eleştirir.


Zaten gerçek bir müslüman da din üzerinden yobazca ahkâm kesen, aklı ve sağduyuyu bir kenara bırakıp "Kuran'ın Arapçasını okuyun, onun sevabı size yeter" mantığında hareket eden ve dine hiçbir temeli olmayan hurafeler ekleyen kitleyi eleştirmelidir. Kimleri kastettiğimi anlıyorsunuz sanırım.


Neyse, konumuza dönelim. Bilim genellikle "bir önceki keşiflerin yanlış olduğu" prensibiyle ilerler. Örneğin Newton'ın fiziğe katkısı büyüktür, fakat Einstein ile Newton'ın çoğu buluşunun yanlış olduğu ortaya çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam Einstein bu konuda da Newton'ı eleştirmek şöyle dursun, Newton'ın zamanında buldukları sayesinde bu noktaya gelebildiklerini ve bir gün kendi bulduklarının da yanlışlanabileceğini söylemişti. Sürekli yanlışlanmakta olan bir şey, nasıl olur da dinin yerini tutabilir?


Bilim, ne işleyiş ne de işlev olarak dinin yerini tutabilir.


Şu anki medeniyet ve bilim, hiç sekteye uğramadan 1 milyon yıl daha ilerlese, yine de insanın arayışta olduğu tüm sorulara ve içindeki boşluklara karşılık veremeyecektir.


Bilim ile dini karşı karşıya getiren insanların amacı da bilim değildir zaten, onların kavgası din iledir, Tanrı iledir. Gözümde dini kullanarak siyaset yapan insanlar ile bilimi kullanarak antiteistlik yapan insanlar arasında pek de bir fark yoktur.


Sizce bu ayette Allah, "bilim varken dine gerek yok" diyenlere bir göndermede bulunuyor olabilir mi?


"Resulleri onlara açık-seçik kanıtlar getirdiklerinde, onlar, yanlarındaki bilgiyle sevinip övündüler. Ve alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi." - Mümin 83


Kim bilir...


Şu da kişisel bir gözlemimdir ki, Tanrı'ya inanmadığını veya agnostik olduğunu söyleyen birçok kişi, kafalarında "Tanrı var mı, yok mu?" gibi bir soruya cevap aramamaktadır. Bu sorunun arayışından ziyade Tanrı'ya bir küslükleri, dargınlıkları vardır. Bu isyan moduna ben de girmiştim 3 yıl evvel, fakat sonra yaptığımın saçmalıktan başka bir şey olmadığını fark ettim. Tarafsız olun ve iyi bir mealden Kuran'ı okuyun. Sonra bazı şeylerin oturması için de kendinize zaman tanıyın, hayatı gözlemleyin, insanları gözlemleyin, etrafı gözlemleyin. Bu hayatta "sorgulamak"tan daha fazla değer taşıyan çok fazla şey yok ve değeri olmayan şeylerle vakit öldürüp duruyoruz anasını satayım.


Bir de şu Cern ve "tanrı parçacığı" konusunda ufak bir bilgilendirme yapmak istiyorum kaynatasızlar. Cern'dekilerin "tanrı parçacığı" arama gibi bir amaçları yoktur. Varlığı teori ile ortaya atılmış, fakat deneysel olarak gözlemlenememiş "higgs bozonuna" bir türlü ulaşamadıkları için "tanrının belası parçacık" demiştir bu ekip ve medya da her zamanki gibi konuyu magazinleştirmek için "tanrı parçacığı aranıyor!!!! lililililililili" diye çığırtkanlık yapmıştır. Fakat birtakım müslümanlar öyle heveslenmişlerdi ki bu konuda, "aha işte Tanrı parçacığını bulacaklar" diye konuşup duranlar gördüm.


Arkadaşım, Kütahya Porselen vazo mu bu parçasını arıyorsun? Bilim ulaşabileceği en son noktaya da ulaşsa (ki öyle bir şey bu evrende pek de mümkün değil), yine de Allah'ın parçacığını bulamayacaklar. Zira yapısal olarak Allah yok bu evrende. Kuran'da yaratıcı ve yaratılan ayrımı açıkça yapılmıştır. Bu evrende sadece Allah'ın izlerini ve eserlerini bulabilirsiniz, kendisini değil.


Yani bilim, teknoloji, şu bu vs ne kadar gelişirse gelişsin, bu dünyada Allah'a inanan bir insan için Allah'ın var olmadığı %100 ispat edilemeyecektir ve yine aynı şekilde, Allah'a inanmayan bir insan için de Allah'ın varlığı %100 ispat edilemeyecektir.


Bu evrenin yaratılışının ve kanunlarının, sınav amacına ne kadar uygun olduğunu hala anlayamıyor musunuz sevgili müslümanlar?


Neyse, şimdi yine İslam'a alışkanlıkları ve gelenekleri ile eklemeler yapan müslüman kesime gelelim.


İslam'da "mezhep" diye bir kavram yoktur. Bu sadece insanların dine eklemesidir. Kuran'da "fırkalara bölünmeyin" diyen o kadar çok ayet vardır ki.


"Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın..." - Ali İmran 103

"Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir." - Enam 159
"Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür." - Rum 32

Ve daha çok ayet bulabilirim Kuran'da bunun gibi.


Bu ayetlere mezhepçi müslümanlar "orada yahudilerden bahsediliyor", "orada müşriklerden bahsediliyor" şeklinde kılıflar sunarlar. Siz ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Hem kendinizi, hem de insanları kandırıyorsunuz, başka da bir şey yapmıyorsunuz.


Bu ayetlerde kimlerden bahsediliyor? Saylonlulara mı diyor Allah "fırkalara bölünmeyin" diye?


Allah, tabi ki Musa'ya uyanların, İsa'ya uyanların da aralarında mezheplere bölündüklerini söyler ve müslümanlara da "onlar gibi olmayın" der Ali İmran 105'te.


"Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın..." - Ali İmran 105


Ve Allah, açık seçik peygamberimize "dinlerini parça parça edip fırkalara bölünenlerle hiçbir ilişiğin (ilgin, alakan, ilişkin) yoktur" demektedir yukarıda alıntıladığım Enam 159'da.


Ve müslümanlar arasında mezheplerin olmaması gerektiğini tasdikleyen yegâne ayet de budur:


"Sizin için, dinden, Nûh'a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Mûsa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: "Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir." - Şura 13


Fakat bu durumu mezhepçi müslümanların çoğunluğuna anlatamazsınız, kulaklarını tıkarlar.


Allah tüm müslümanlar için mezheplere bölünülmemesi gerektiğini söylemiştir, siz nasıl bir ayrıcalığınız olduğunu düşünüyorsunuz da orada müslümanlardan veya kendinizden bahsedilmediğini iddia edebiliyorsunuz? Hani ilkokuldayken öğretmen, bazen tüm sınıfı azarlarmış gibi yapıp sadece sizin yüzünüze bakarak konuşurdu ya (bu duruma düşen tek kişi ben olamam di mi lan?), işte bazı ayetleri okurken ben de aynen öyle hissediyorum, lan diyorum, ayağımı denk alayım biraz. Fakat müslümanlar öyle rahatlar ki, onlara kalsa Allah hiçbir ayette kendilerini eleştirmiyor. He paşam, he tosunum, he.


Bu ayetlere uydurulan bir diğer kılıf da şudur: "o ayetin iniş sebebine bakmak lazım".


Kuran, indirildiği toplumdan soyutlanamaz tabi ki, bu bir gerçek. Misal veriyorum, eğer Kuran bir İskandinav toplumuna indirilseydi, belki de onlara "hurmalardan" veya "develerden" örnekler verilmeyecekti, bunun yerine orada faydalanılan ürünlerden örnek verilecekti. Yani en fazla teferruat kısımlarda değişiklikler olurdu böyle bir durumda. Fakat Kuran ayetleri "evrensel"dir ve kanunları tüm zamanlara, tüm insanlara hitap eder. Çıkarılacak ders, alınacak mesaj, herkes için aynıdır. Bir ayetin iniş sebebi, o ayetin inmesine ancak ve ancak "vesile" olmuştur. O olay olmasaydı, o ayet yine inecekti zira.


Eğer ayetlerin iniş sebeplerine bakmak gibi bir gereklilik olsaydı, bu işin için çıkılamazdı. "Bakın o dönemde zina yapmışlar ve o kişiler için 'zina yapmayın' diye ayet indirilmiş" şeklinde bir mantık yürüterek, ben de zinayı kendime helal yapabilirdim. Kendimi kandırırdım, kendim gibi 2-3 salağı da kandırırdım, peki ben Allah'a ne hesap verecem?


Siz bu ayetlere kılıf uydurarak Allah'a ne hesap vereceksiniz?


Allah Kuran'da birleşmek için sebepler aramamız gerektiğini, mezheplere, fırkalara bölünmememiz gerektiğini söylüyor defalarca. "Bölünmeyin" diyor.


Peki ayrılığa (ihtilafa) düşülen bir konu olunca ne yapmalı?


"Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah'a bırakılır..." - Şura 10


Yani öyle "ayrılığa düştük, haydi mezhep kuralım" gibi bir olay söz konusu değildir.


Bunları söylediğim için de kafir, zındık, cahil, gavat, amarikan ajanı ve bilimum şeyler ilan edilecem biliyorum, fakat ben Allah'tan korkarım paşam. Ayetler ortada, Kuran ortada.


Eğer mezheplerin doğru olduğunu onaylıyorsanız, haydi Kuran'dan bir ayet getirin. Haydi, rica ediyorum, lütfen. Fakat lafı kıvırmadan, yorumlamanın suyunu çıkarmadan.


Allah, yalnız ve yalnız "müslüman olun" der.


"Allah'a çağırıp/yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!" - Fussilet 33


Ben, Allah'a şükür hiçbir mezhepe dahil değilim ve müslümanlardanım.


Meramımı anlatabilmişimdir umarım.


Bunları söyleyince de "o kadar alim var, bilgin var, sen mi bileceksin?" şeklinde bir kafa yapısıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Fakat unutmayın ki Vatikan'da da bu işe ömürlerini adamış rahipler var. Ne yani, şimdi bu bilginler yanılıyor mu? Bu kadar bilgin yanılıyor olamaz, öyleyse İsa'ya Tanrı'nın oğlu mu diyelim? Tibet'te ermek için hayatı boyunca cinsel ilişkiye girmeyen veya suskunluk yemini edip ömürleri boyunca konuşmayan keşişler var, bu insanlar hayatlarını adamışlar bu işe, e onlar da yanılıyor olamaz o halde?


Geçiniz.


Geçenlerde müslümanken hristiyan oldu diye kafası geçilen bir gencin video'su düşmüştü internet'e.  Kuzey Afrika ülkelerinden birinde olmuştu bu olay, tam hatırlamıyorum. Bu konudaki ayetlere dayanarak yapacağım açıklamadan önceki kesin fikrimi söyleyeyim: Kuran böyle bir şeyi asla ve asla emretmez, o insana bir yaptırım uygulayamazsınız. Dinden dönenin öldürülmesi gerektiği fikri, "sünnet" maskesi altında İslam'a sokulmaya çalışılmış bir fikirdir. Fakat Kuran'a göre, dinden dönene ne şiddet ne de baskı uygulayabilirsiniz.

Öncelikle şunu söyleyeyim, dinimizde her konuda, hatta Allah'ın affetmeyeceğini söylediği tek günah olan "şirk"te bile tövbe kapısı son nefesimizi verinceye kadar açıktır. Fakat Allah birçok ayette, tövbe edip söz verdikten sonra tekrar yolundan dönenleri hoş karşılamadığını söyler. Ancak insanlara "dinden dönene şunu yapın" şeklinde hiçbir şey emretmemiştir. Bu, o kişi ile Allah arasındaki bir durumdur.

"Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar ama kendilerini kâfir yapan sözü gerçekten söylediler ve Müslüman olmalarından sonra kâfir oldular. Üstelik başaramayacakları bir işe giriştiler. O yanlış işin sebebi olsa olsa, Allah’ın ve Elçisinin onları cömertçe zenginleştirmesidir. Tevbe ederlerse kendileri için iyi olur. Ama eğer yüz çevirmeye devam ederlerse Allah onları hem dünyada hem de Ahirette acıklı bir azaba uğratacaktır. Yeryüzünde onlar için artık ne bir koruyucu ne de yardımcı bulunur.” - Tevbe 74

Bu ayette müslüman olduktan sonra dininden dönenlerden bahsedilmektedir ve Allah bu insanlar için hala "tövbe ederlerse kendileri için iyi olur" demektedir. Eğer tövbe etmezler ve müslüman olduktan sonra kâfir olmaya devam ederlerse de, Allah bu insanların hem bu dünyada hem de ahirette azaba uğratılacaklarını söylemektedir. Fakat bu az önce de söylediğim gibi, kul ile Allah arasındaki bir meseledir ve kimsenin bir müdahale etme hakkı yoktur. (herkesin hayatına kimse karışamaz taam mı?)

"Dinde zorlama yoktur..." - Bakara 256

"(De ki) Sizin dininiz size, benim dinim bana!" - Kafirun 6

Dinde hürriyet vardır ve özgür iradeye dayalı sınav sisteminde, dinden dönen bir insanı öldürmenin adı tek kelime ile "cinayet"tir. Cinayetin de en büyük günahların başında geldiğini söylememe gerek yok sanırım.

Hatta bu ayete göre, Allah bu dünyada insanlara en az 2 kere "dinlerinde sapıtma özgürlüğü" bile vermektedir:

"Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar; yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar; işte Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır." - Nisa 137

Evet burada illa ki "dinden dönme"den bahsedilmiyor, fakat konuyu kaçırmayın sevgili kaynatasızlar. Bu ayette inandıktan sonra "küfrü arttırmış" ve son halinde Allah'ın yolundan uzaklaşmış insanların affedilmeyeceği söyleniyor. Fakat tekrar tövbe ederlerse, Allah'ın onları hâlâ affetme ihtimali var.

Peki bu kişilere ne yapılır? Bir kez müslüman olduktan sonra yoldan sapanlara ne yapılır?

Sadece tek bir şey:

Konuşmak.

Evet evet, konuşmak. 

Empati kurun ve bir anlığına kendinizin o duruma düştüğünüzü varsayın, zira bu dünyada kimin ne olacağı hiç belli olmuyor. Ve kafasında soru işareti oluşan insanlara, baskı yapmadan, onlarla konuşun. Bakarsınız bir insanın Allah'ın affını kazanmasına "vesile" olursunuz.

Geçen gün otobüsteydim, otobüse 3-4 tane çuvalı olan bir kadın bindi. Çuvallarda da hıyardır, patatestir, böyle sebze türü şeyler vardı ki muhtemelen kadın onları pazarda falan satacak. Arkamda oturan iki kokoş menopoz teyze de "ya biz bunu beklemek zorunda mıyız şöför beğeeey?" diye bir celallendiler. "Beklemek zorunda mıyız" dedikleri süre de 20 saniye ha, kadının çuvalları otobüse koyması bildiğin 20 saniye sürdü, sanki Avrupa Birliği müzakere sürecini başlatmak için konseye yetişecek sıfatına sıçtıklarım. Neyse, ses etmedim önce. Sonra otobüsün içindeki çuvallara baka baka konuşmaya devam ettiler "şuraya bak ya, rezalet valla, taksiye binseydi ya" falan diyorlar. Dayanamadım, döndüm arkama "o kadının taksiye vereceği para kaç saatlik çalışmasına denk gelecek, 20 saniye beklesek bir şey olmaz di mi?" dedim. Aldığım cevap ise şu oldu, yalanım varsa Allah beni çarpsın: "o çuvaldakileri almaya parası var ama?". Bunun üstüne sustum, hiçbir şey söylemedim, zira ne desem boşa olacaktı.

Babasından, kocasından kalanla ve kendi emekli maaşlarıyla süsleniyorlar ve kendileriyle aynı yaşta olmasına rağmen hala kilolarca çuvalları taşıyıp çalışmak zorunda olan bir kadının durumuna kendilerinin düşemeyeceklerini zannediyorlar.

İşte bu dünya bu kadar göt bir yer kaynatasız, ağzımı bozuyorum kusura bakma ama öyle. Ya sen onun durumunda olsaydın be pezevenk?

Zaten her zaman malla ve mülkle imtihanın daha zor olduğunu düşünmüşümdür, bu konuya da biraz sonra değineceğim.

Şu ana kadar anlattığım bazı konulardaki ayetler için müslümanlar "nesh" adında bir hede icat etmiş durumdalar. Nesh (nasih mensuh) şudur: ayete veya hadise dayanarak, bir başka ayetin hükmünü düşürmek, yani o ayeti geçersiz saymak.

Nesh denilen şeyin Kuran'da yeri yoktur. Bir ayetin hükmünü düşürmek ile o ayeti "kabul etmemek" arasında hiçbir fark yoktur. Kuran'daki her ayet, birbirinin bütünleyicisidir ve hepsi de geçerlidir.

Şimdi malum bizim memleketimizde -tüm dünyada olduğu gibi- suni gündemler meşhurdur. Geçenlerde bir kürtaj tartışmasıdır sürüp gitmişti, ben bu konuda bir görüş belirtmeyeceğim, zira oturtamadığım bazı yerler var. Şimdi "kürtajı savunan" ve "savunmayan" arasındaki diyalogdan yola çıkarak bir sonuca ulaşalım:

- O daha bir fetüs tamam mı, insan değil, kürtaj yapabiliriz.
- İyi de o bir kere rahime düşmüş, bıraksan insan olacak, neden müdahale edip insan olarak doğmasını engelliyorsun ki?

Şimdi burada kürtajı savunmayan kişinin bu meşhur argümanını ben açıkçası mantıklı buluyorum. Doğru yani, henüz insan olmasa da yakında insan olacak ve sen müdahale edip buna engel oluyorsun.

Peki şimdi dinden dönenin öldürülmesi gerektiğini savunanlara soruyorum, kendi haline bıraksan belki de müslüman olarak ölecek birine neden müdahalede bulunup onu öldürüyorsun? Sen öldürmesen belki de o adam tekrardan müslüman olacaktı? Sen nereden alıyorsun bu yetkiyi?

"Eğer rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. o halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?" (yûnus, 99)

Çelişki, cehalet ve vahşet içindesin sevgili yobaz. Aç gözlerini biraz, aç.

Konumuz şiddet ve baskıydı. Şimdi Kuran'da "öldürme" emri verilen ayetleri göstererek Kuran'ın vahşiliğinden dem vuranlara haykırmak istiyorum. O ayetler olmasaydı, nefsi müdafaa hakkımız olmayacaktı. Yani kendinizi savunmak için savaşta bile birini öldüremeyecektiniz o ayetler olmasaydı. Kuran, yalnızca ama yalnızca, sizi öldürmek isteyen, sizi yurdunuzdan çıkarmak isteyen, dininize ve özgürlüğünüze müdahalede bulunanlara karşı savaşma, daha doğrusu savunma hakkı tanır. (mümtehine 8 ve 9'da bu durum vurgulanır, birazdan geleceğim)

"Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor." - Bakara 190

"Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!" - Bakara 191

"Eğer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici, çok merhametlidir." - Bakara 192

"Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez." - Bakara 193

Bu ayetlerde sadece "savunma" hakkı vardır. Eğer bu ayetleri cümle cümle cımbızlayanlara aldanırsanız, müslümanların müslüman olmayan herkesi öldürme hakkı olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. Fakat burada sadece "savunma" vardır. Mümtehine suresinde zaten kimleri öldürme hakkınızın olduğu altı çizile çizile söylenmiştir.

"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever." - Mümtehine 8

"Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan yasaklar. Böyleleriyle dost olanlar, zalimlerin ta kendileridir." - Mümtehine 9

Bu durumda sizin dininize savaş açan, sizi vatanınızdan çıkarmaya çalışan veya onlarla işbirlikçilik yapanlara karşı savaşabilirsiniz.

Kuran'a göre bir müslüman, bir kavgayı "başlatıcı" bile olamaz.

Sadece fikir ayrılıkları yüzünden savaş başlatılmaz, zira "benim dinim bana, senin dinin sana"dır.

Şimdi, İsa'ya mal edilen bir söz vardır "sana tokat atana öbür yanağını dön" diye. Eğer tüm peygamberler Allah'ın dinini tebliğ etmiş ise, İsa böyle bir sözü söylemiş olamaz. Bu söz tabi ki semboliktir ve gelin biz de bu sembolik "tokat" örneğinden yola çıkarak müslümanın ne yapması gerektiğini bulalım.

Size tokat atılınca ne yapabilirsiniz?

1- Siz de ona bir tokat atabilirsiniz, bu hakkınızdır. Ancak:
1a- İki tokat atamazsınız.
1b- Size atılandan daha şiddetli bir tokat atamazsınız.
"Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır." - Nahl 126

2- Ona tokat atmayıp affedebilirsiniz ve ek olarak bunun Allah katında bir getirisi vardır.
"Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar. Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever." - Ali İmran 134
"Sabredip bağışlayan bilsin ki bu, işlerin en zorlularındandır." - Şura 43

3- Ona öbür yanağınızı dönebilirsiniz.
Bu duruma Kuran'dan ayet göstermeye gerek yok, zira böyle bir davranış saflık, mazoistlik veya denyoluktur. Hoşgörü ile enayilik arasında da kalın bir çizgi vardır.

Kuran size kendinizi savunma hakkı verir ve eğer affederseniz de Allah katında bunun size bir getirisi olduğunu söyler. Durum gayet açık.

Neyse, biraz konuyu değiştirelim. Dünyanın şu anki halini hep firavun dönemine benzetmişimdir. Aradaki tek fark, şu anki insanların kendilerini özgür zannetmeleridir. Halinden memnun kölelere göndermede bulunan da güzel bir Kuran ayeti vardır.

Musa, Firavun'un önüne çıkar ve ona Allah'ın dinini teklif eder. Musa'nın ise konuşmasında bir güçlük vardır, zannedersem Musa kekemedir. Firavun ise, kendisinin böyle bir insandan daha üstün olduğu konusunda kibire kapılır ve firavunun halkı da tam bir "halinden memnun köle" imajı çizer. 54. ayete özellikle dikkat.

Firavun, toplumu içinde haykırıp şöyle dedi: "Ey toplumum! Mısır'ın mülk ve yönetimi benim değil mi? İşte şu nehirler benim altımdan akıyor. Görmüyor musunuz?" - Zühruf 51

"Yoksa ben şu zavallı, şu meramını anlatamayacak adamdan hayırlı değil miyim?" - Zühruf 52

"Ona altın bilezikler atılmalı, yanında-hizmetinde melekler bulunmalı değil miydi?" - Zühruf 53

İşte toplumunu böyle küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan sapmış bir toplum idiler. - Zühruf 54

Plazasındaki ofisinde gayet şık giysileri, kravatıyla çalıştığı ve biraz da iyi para kazandığı için kendisinin köle gibi patronunun kazancı adına çalıştığı gerçeğini görmeyen, markalaşmış ve şirketleşmiş medya haberlerinde ne görse ona inanan ve "gerçek bu değil" deyince de size inanmayan, aldırış etmeyen, çünkü normal olmayan şeyleri çoktan normal karşılar hale gelmiş insanlardan oluşan bir dünyada yaşıyoruz.

Ve bu insanlar, toplumun en yüksek gelir seviyesine sahip kesimini oluşturuyorlar.

Bu insanlar, size neye inanıp neye inanmamanız gerektiği konusunda hissettirmeden baskı uyguluyorlar.

Eğer onların düşündüklerinin aksi yönde bir fikre kapılırsanız, sizi dışlanmaktan korkar hale getiriyorlar.

Sen, her şeye rağmen "sen" ol kaynatasız. İnsanları dinle, asla kulağını tıkama, fakat doğruyu ve yanlışı ayıkla. İnsanların "genelinin" veya senin doğru fikirlere sahip olduğunu zannettiğin o "kitlenin" fikirlerinin dışına çıkma korkusuyla yaşama. Herkesi dinle, doğrusunu al.

"Onlar ki, sözü dinler de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlardır Allah'ın kılavuzladıkları; işte bunlardır akıl ve gönül sahipleri." - Zumer 18

Ben, kendi inancımı sorguladığımda, Allah'ın beni samimiyetsiz bulmasından endişe ediyordum. Yazılarımdan babama ne kadar saplantı derecesinde bağlı olduğumu biliyorsunuzdur zaten. Lan dedim, babayı kaybettik, "bizim başımıza öyle şeyler gelmez" diye düşündün şimdiye kadar içten içe ama aslında bu hayatta "her şeyin" senin de başına gelebileceğini ancak o zaman fark edebildin. Bu zamana kadar aklın neredeydi diye sordum. Allah'a sığınmayı o zaman mı akıl ettin diye sordum durdum kendime günlerce, ta ki şu ayetleri görene kadar:

"Andolsun ki, senden önce de toplumlara elçiler göndermiştik. O ümmetleri, bize yaklaşıp sığınsınlar diye zorluklar ve darlıklarla yakalamıştık." - Enam 42

"Zorluğumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaştı; şeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü-püslü gösterdi." - Enam 43

Bu hayattaki zorluklar, Allah'a sığınmak için vesilelerdir. Ben anladım ki Allah senin hangi yolla, hangi sebeple inandığına pek de önem vermiyor, yeter ki inan diyor. Ben hiç açlıkla imtihan edilmedim veya bu hayatta çekilebilecek birçok eziyeti henüz görmedim, sadece kendimce bazı zorluklar yaşadım ve bunlar sayesinde Allah'a sığınabilmeyi akıl edebildim. "Keşke daha önceden aklımı başıma alsaydım" demiyorum, bunlar olması gerekiyormuş ki olmuş diyorum artık. Bakmayın siz arada sırada damar yazılar yazmama, hayat güzel ve iyi ki de Allah var ehehe.

Malla, zenginlikle, rahatlıkla imtihan edilmenin zor olduğunu söylemiştim ya, bence kesinlikle öyle. Zaten Kuran'ı okuduğunuzda göreceksiniz ki Allah fakirliği övmüyor, zira yokluk yaşayan adamın Allah'a inanmak için çok büyük sebepleri var. Fakat keyfi yerinde olan adam kimi zaman sorgulamıyor, kimi zaman da Allah'a inanmaya gerek duymuyor veya bunu kendine yediremiyor. Allah'ın Kuran'da esas takdir ettiği şey de, insanın varlıklı olmasına rağmen onun yolundan sapmamasıdır.

Örneğin Hz Süleyman aynı zamanda ülkesinin kralıdır ve müthiş bir servet sahibidir. Her şeye rağmen o, Allah'a bağlılığından vazgeçmiyor ve Kuran'ı okuyup Hz Süleyman'ın nasıl övüldüğünü kendi gözlerinizle görün lütfen.

Ayrıca çoğu peygamber de hayatları boyunca eziyet görmüştür. Hz Yusuf, hayatının büyük bölümünde hapiste kalmıştır veya köle olarak çalıştırılmıştır. Peygamberlerin bile büyük sınavlar atlattıkları dünyada, bizim sınava tabi tutulmama lüksümüz yok.

"Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır" - Ali İmran 186

"Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah'ın yardımı çok yakındır." - Bakara 214

Peygamberleri bile umutsuzluğa düşürecek zorluklar yaşanmışken bu dünyada, varsın biz de katlanalım.

Üstelik her peygamberle, insanlar tarafından alay edilmiştir. "Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi" - Enam 10

Peygamber olduğunuzu düşünsenize bir an, Allah'tan vahiy alıp bunu insanlara inandıramadığınızı bir düşünsenize? 

Her zorlukta bir kolaylık, her kolaylıkta da bir zorluk vardır bu hayatta kaynatasızlar. Bu da zaten bir Kuran ayetiydi ve bunun böyle olduğuna kendiniz de ulaşabilirsiniz.

Kendimce yaşadıklarımı, din kisvesi altında politika yapıp insanları sömürenleri, Kuran'da belirtildiği gibi insanları "Allah ile aldatanları", insanları, olayları, fikirleri, etrafı, dünyayı gözlemledikçe, Allah'a inanmaktan başka bir şansımın olmadığını gördüm ben. Allah benim için "var mı yok mu"dan ziyade, "var olması şart" bir hale geldi.

Siz ne düşünürsünüz bilemem, fakat kendinize bir şans verin. Vaktimiz hem bol, hem az.

Kuran'ın insan uydurması bir kitap olabilmesi için, şu birazdan sayacaklarımın ve çok daha fazlasının aynı anda gerçekleşmesi gerekliydi:

Hali vakti yerinde olan Muhammed adında bir tüccar, birdenbire insanların uyduruk ilahlara tapmalarından rahatsızlık duyacak. Ardından kafasında bir Tanrı yaratıp, bu Tanrı'nın ona birtakım sözler söylediğini bildirecek. Bir kumar oynayacak ve bu dünyanın bir başlangıcı olduğunu, yaratıldığını iddia edecek. İnsanları, hep etraflarına bakıp sorgulamaya çağıracak. Bazen güneşi, bazen yıldızları, bazen bir deveyi örnek verip, tüm bu evrenin bir yaratıcı tarafından düzenlenmiş olduğunu söyleyecek. Örnek verdiği Güneş için "bakın nasıl da dönüyor etrafınızda" demeyecek, o Güneş'in kendine has bir yörüngesi olduğunu söyleyecek (lokman 29). Güneş ve yıldızlara "kandil" manasına gelen ısı ve ışık kaynağı sıfatları verirken, Ay için sadece "nur" diyecek (nuh 16, mülk 5). Ardından ayın yörüngesini eğri bir hurma dalına benzetecek (yasin 39). Ardından bazı bitkilerin cinsiyet sahibi olduklarını bildirecek (yasin 36). Hızını alamayacak Muhammed, bitkilerde tozlaşmayı biliyormuşçasına rüzgarlara "dölleyici" diyecek (hicr 22). Embriyodaki et-kemik-et oluşum sırasını doğru bir şekilde yazacak (müminun 14). Yüzlerce yanlış iddia içeren antik Yunan kitaplarından derlediği bilgilerin arasından, hep en doğru olanlarını seçecek Muhammed. Şansı hiç kesilmeyecek Muhammed'in, her canlının yapısında "su" bulunduğunu da doğru bilecek (enbiya 30).  Günümüzde bile daha ne olduğunun yeni farkına varılan pulsarlara en uygun tanımı yapacak (tarık 1-3). Karaların hareket halinde olduğunu iddia edecek (neml 88). Zamanın izafi oluşuna örnekler verecek (secde 5, mearic 4). Yazdığı kitapta hep kaçak dövüş oynayacak, fakat nedense birdenbire halen yaşamakta olan bir insanın asla müslüman olamayacağını iddia edecek ve bunu da tutturacak (tebbet). Hayalinde yarattığı Tanrı için namaz ve hac gibi ibadetler üretip, bir de sadece kendisine özel fazladan bir gece namazı ekleyecek (isra 79). Tam bir şizofreni örneği oluşturan davranışlar sergilemesine rağmen, birbiriyle tutarlı olan ve yanlış olduğu asırlar sonra bile kanıtlanamayacak bir kitap yazacak Muhammed. Bu kitapta insanı, insandan daha iyi tanıyan birinin tespitleri yer alacak. İnsanların arayışta olduğu en büyük sorulara cevap verecek, var oluş amaçlarının ne olduğunu izah edecek. Ve iniş sırasına göre sondan 3. sure olan maide suresindeki "dini artık tamamladım, üzerinizdeki nimetimi tamamladım" ayetini yazana kadar ölmeyecek Muhammed, o kadar savaştan ve muhtemelen de bir o kadar suikast girişiminden başarıyla sağ çıkacak.

Sırf bu kadar şeyin bile bir insan ve onun destekçileri tarafından kendiliğinden gerçekleşmesi ihtimali, şu an içerisinde bulunduğunuz odanın penceresinden aşağı tükürdüğünüzde, o tükürüğün yerde 1/50.000.000 ölçekli bir dünya haritası oluşturabilme ihtimaliyle eşdeğerdir.

İnsanların "tanrı neden yemin ediyor ki yea", "tanrı neden kullarını cehenneme atıyor ki yea", "tanrı varsa neden bu kadar açlık ve savaş var" veya yeryüzünde hiç din olmasaydı sanki insanlar menfaatleri için yine savaşmayacaklarmış gibi "hep dinler yüzünden savaş çıkıyor yea" tarzındaki kişisel hezeyanlarına veya tuhaf yorumlamaları sonucunda elde ettikleri "sözde" çelişki iddialarına göre dini inancımı belirleyemezdim.

Benim gerçeklere ihtiyacım vardı ve onları da Kuran'da buldum.

Durum budur sevgili kaynataseverler.

Artık ufaktan bitiriyorum yazıyı. Elbette ki tüm sorularınıza cevap veremezdim bir yazıda, zaten öyle bir şeye gücüm de yetmez, fakat umarım ki bazı şeylerin farkında olmanıza ufak da olsa bir katkısı olmuştur. Benim gibi "sikko" bir herif bile artık kendine ve yaptıklarına daha dikkat eder hale geldiyse, siz çok daha fazlasını yapabilirsiniz. "1 kişi bile olsa kârdır" demiştik ya blog'un başında, felsefe hala devam ediyor. 1 kişi 1 kişidir.

Bana hep sorduğunuz bir soru vardı ya, "ne yapacağız peki? neyi değiştirebiliriz?" diye.


Rad 11 “…Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak kendi içlerindekini değiştirmedikçe, değiştirmez...”


“ Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler, ancak Allah'a güvenip dayansınlar. " (Ali İmran 160)


Benim hayat görüşüm budur.

Görüşmek üzere, kaynataya selamlar.

171 yorum:

  1. Yoruma kapalı. Mail'lere cevap veremediğim için kusura bakmayın ama bu sıralar cevap vermeye çalışıyorum. Sorularınız varsa dondusabri@hotmail.com'dan bana veya antispiritualist@yahoo.com'a yollayabilirsiniz.

    muck.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maykıl Allah razı olsun.

      Sil
    2. Uzun yillardır okuduğum en etkileyici din içerikli yazı. Yazan ellerin dert görmesin.

      Sil
    3. Mümin suresi 11. Ayette - Dediler: "Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?" diyor. Ve sen bunu aciklarken insanlarin dogmadan once Allah tarafinda ölü olarak nitelendirildigini yazmissin. Ayette bizi 2 kere oldurdun derken aslinda burada canlidan canini alma kastedilmiyor mu? Ki sen yazinin o kisimlarinda belirtiyorsun aslinda 'olumu tatmak veya tecrube etmek icin diri olmak lazim' diye. Peki o zaman ayetten insanlarin, Allah tarafindan ilk yaratildiklarinda ölü olarak nitelendirilmesi yerine, 2 kere oldurulduklerinde de diri oldugunu anlamamiz gerekmez mi? Ve bunun devaminda eger 2 seferde de diri iken olduruluyorlarsa siralama soyle olabilir mi?

      1-insanlarin diri olarak yaratilmasi ve ruhlarina kalubelada rabbiniz kim denmesi
      2-rabbimiz sensin cevabindan sonra ruhlarin ilk kez oldurulmesi
      3-ana rahmine dusunce ilk dirilis
      4-can bedenden cikinca 2.ölüm
      5-ahirete goc etmek uzere 2.dirilis

      Cevabini bekliyorum. Eyvallah yazi icin super olmus.

      Sil
    4. Dühan 56 - Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.

      Şimdi "hani 2 ölüm vardı, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar da ne demek?" diye düşünebilirsiniz. Fakat dikkat edilmesi gereken nüans şudur, ölümü tatmak veya ölümü tecrübe etmek, sadece yaşamakta olanın yapabileceği bir iştir. Henüz yaratılmamış, var olmamış bir nefs, ölüm denilen olayı tatmış ve tecrübe etmiş değildir. Ancak yaşamla tanışmış olan canlı öldükten sonra ölümü tecrübe etmiş olur. Yani "ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar" ifadesinde bir kusur, hedehödö yoktur.

      burada anlamadığım bir nokta var.o da şu :Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. ayetine göre rahme düşmeden öncesine 1.ölüm diyorsun.Ancak yaşamla tanışmış olan canlı öldükten sonra ölümü tecrübe etmiş olur diyorsun.ama ayete göre bu yanlış.yazarken bile zorlandım kafa karışık

      Sil
  2. Günlük Ziyaretçi: 13164
    Günlük Sayfa: 60.556
    Günlük Ciro: $ 91 Aylık Ziyaretçi: 394929 Aylık Sayfa Gösterimi: 1.816.673 Aylık Gelir: 2.730 $ Yıllık Ziyaretçi: 4739146 Yıllık Pageviews: 21.800.074 Yıllık Kazanç: 32.760 $ Tahmini web net değeri: 63.484 $

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. insanlar kendi rıza ve iradesiyle bu blogu ziyaret ettiği için helal olsun blog sahibine kazandığı para. kolay değil emek verip bişiler yazmak insanların dikkatini çekmek.

      Sil
    3. Kazanmıyorum merak etme. Geçen ay 370 lira aldım, bu ay da tahmini 300 lira falan yatar herhalde. Gözün kaldıysa gel bi kahve ısmarlayayım.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    5. sikko,yazina baslamadan once diyorsunki hangi dine mensup oldugun veya dinsiz oldugun fak etmez ama oku yazimi diye ama paso ayet ve surelerden ornekler veriyorsun,ateist bi iki ayaklinin yazina baslamadan 5 dakika sonra sakilip kesmesi olagan birsey.

      Sil
    6. HimnoZapatista

      İslam hakkında yazı yazarken Turan Dursun'un kitaplarını mı yorumlayacak yoksa Kur'an-ı Kerim'i mi ? Biraz mantık başka bişi diiil

      Sil
  3. "Karşındakini dinlemek yerine öncelikle karşındakinin dinini veya siyasi görüşünü öğrenme amacında olup, ona göre rafından önceden hazırladığı ezbere cevapları dizen kişilerin yararı için benim kılımı kıpırdatasım bile gelmiyor." gözlerinden öperim.

    YanıtlaSil
  4. bu kaynata takıntısı nedir abi ya, yazın çok güzel, katıldım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adam bizi sevgilileri olarak goruyor ve bizleri eşleri yerine sayiyor. Ve adamın babası vefat ettiğine göre biz bu halde kaynatasız oluyoruz herhalde. Salladım gitti.

      Sil
  5. Çok güzel bir yazı mantık örgüsü mükemmel, ben Allah'a inanan biriyim ama bu yazıyı okuyunca imanım arttı diyebilirim. Yalnız bir yanlışı düzeltmek lazım dinden dönenin öldürülmesi savaş durumları için geçerli bir hüküm. Çünkü o durumda dinden dönen birisi otomatikman senin düşman safında yer almış olur, din adına savaş verdiğin için ortada gri bi durum yoktur, ya dostsundur ya düşman..

    YanıtlaSil
  6. Gerçekten çok güzel yerler deyinmişsin sikko müslümanlar çok azıtmiş durumdalar ALLAH sonumuzu Hayr Etsin...

    YanıtlaSil
  7. Allah sonsuz sevgi ve merhamet sahibiyse ve bizim gibi hiç bi bokun farkına varamamış denyoların gözünü açabilen maykıla ahiret hayatı kolay olucaktır.

    YanıtlaSil
  8. Sikko beni Müslüman yaptın lan. Hehehe. Şaka yapmıyorum bak. Büyük adamsın. Özellikle Yasin 80 ve Adem-İsa kelimeleri beni bitirdi moruk.

    YanıtlaSil
  9. helal olsun sana. ALLAH RAZI OLSUN

    YanıtlaSil
  10. Maykıl, Ebru Leheb değil o, Ebu Leheb olacak. Yaşar Nuri'nin mealine pek güvenme, bir sürü yazım hatası var. Düzeltirsin bir ara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazım hatası moruk, sktir et. Yaşar Nuri'ye ben de bayılmıyorum, zaten yazının reenkarnasyon kısmı biraz da ona göndermeydi. Ama adamın meali bana kalırsa en iyi meallerden birisi.

      Sil
    2. maykil emin ol bu yazi benim son zamanlarda uzerinde kafa yordugum ve yakin cevreme anlatmaya calistigim seylerle dolu. o acidan kafami actin daha bi cok eyvallah. ama reenkarnasyon kismi neden yasar nuri ye gondermeydi? anlamadim onu. ve neden bayilmiyorsun adama yalnizca merak ettim.

      Sil
  11. Yazinizi cok begendim okudukca Kuran'a olan hayranligim daha da artti Allah razi olsun , ancak biseye takildim ve gercekten cevabini cok aradim cehenneme girenlerin ebedi kalicaklarini ayetlerle gostermissiniz evet ama bu ayetlerin muslumanlari kapsadigini veya kapsamadigini anlayamadim ve eger yazinizdaki gibiyse peygamberimizin hadislerini inkar ediyor olmayacak miyiz, kafam karisti yardimci olursaniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuran ayeti Müslümanları kapsasın bi zahmet

      Sil
  12. Uzun uzadıya yazmak istemiyorum ama Ahmet Hulusi ve Enel Hak konularını daha detaylı araştırıp bir yazı yazmanı temenni ederim. Bu blogda yazılan yazıların tümünü okudum. bir kelimesini atlamadan. Allah razı olsun. çok değerli bilgiler. ve Yüzde 99 da doğrudur. Fakat Ahmet Hulusi nin anlatmak istediği şeyi tam olarak kavrayamadığını düşünüyorum yada yanlış yönlendirmeler sonucuda olmuş olabilir. tabi bende yanılıyor olabilirim. Fakat bu adamın tüm videolarını izledim ve tüm kitaplarını okudum. Beni kötü yönde etkileyen bir durum olmadığını dusunuyorum. Aksine gözümü açan aydın bir insan diyebilirim. Herkesin yanlışları vardır. senınde dedıgın gıbı ard niyetli yanlıslarmı yoksa mahsum yanlışlarmı bu önemli. ve bizim okuduklarımızdan iyi faydalı olanlarını kapmamız önemli. hadi eyvallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paşam Ahmet Hulusi ruhçudur, vahdet-i vücuda yani enel hakk'a inanır. "Allah'tan başka ilah yoktur" olan "La ilahe illallah"ı, "Allah'tan başka hiçbir şey yoktur" diye yorumlar. Oysa Allah'ın yarattıkları reel olarak vardır. Allah'ın yarattığı her şey gerçektir ve Kuran'da yaratan ile yaratılan ayrımı açıkça yapılır. Yaratılanlar Allah'ın ruhundan kopan bir parça falan değildir. Bu konuya daha detaylı gireceğim inşallah bir yazıda. Kaynataya selam söyle.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. sayın ErdmErkrt bir yazı yazmıştım sonra yazımı yanlışlıkla sildim bu siteyi sanrım zariyat suresi 49 ayet için araştırma yaparken buldum ateist kafa inadında ve kibirinde ısrar ettiği için çok bildiğini zanneden biri dişisiz çoğalan toprak solucanları gibi hayvanları ve erkekteki göğsüde soruyor neyse ben konuya döneyim ben amerikayı yeniden keşfetmiş biriyim hayatımda 8 yılı biraz aşan bir yaşanmışlık tecrübesi var insanların ve toplumların hayatı sadece klasik sünnetullah anlayışıyla yada cebriye denilen anlayıştakilerin düşünceleriyle yürümüyor CenabıHak her konuda hüküm vermiş ve bu hüküm toplumların ve insanların hayatında heran hayat buluyor. inkardaydım bilime tarafsız olarak bakarım günümüzün ateistleri ise bilim felsefesini doğrulanmış gerçekler gibi sunarlar ve inadında kibirinde ısrar eder bunu doğrulanmış bilimsel gerçek gibi kabullenir kaptan kustoyla başlayan oda kuranda var buda kuranda var tavrı ateistleri özellikle marksist ateistleri rahatsız etti ve turan dursunla başlayan bak Allahın eli varmış Muhahammedin düz dünyası gibi saldırılarla devam etti youtube videolarının altında agnostik olduğunu söyleyen katsal şüphe, zehra aa gibi tipler araştırıyorum diyen just watch gibi insanlarda var birinciler için yapacak bir şey yok diye düşünmekteyim just watch için ne yapabilirim bunun derdindeyim gene konuyu dağıttım ama beni tanımayan benimde kendilerini tanımadığım bu insanlara bu 8 yıldan biraz fazla sürmüş tecrübeyi nasıl anlatabilirim yakınlarımdan sadece bir kişi hatırladıklarımın % 90 biliyor diyebilirim ne yazıkki müslümanlarda diğer dinler gibi bozulmuş durumdalar kuransa sapasağlam duruyor işid gibi ve onlara yakın topluluklar ALLAHIN ayetlerini hadislere nesh ettiriyorlar günümüzde bir suudlu çıkıp dünya düzdür diyor eğer mynet doğru haber yapıyorsa bir diğeri çıkıp kadınlara dayağı savunan şeyler söylüyor yurdumuz gibi özgür ortamlarda yetişen mehmet okuyan caner taslaman ilhami güler mustafa öztürk ve her sözünü tasdiklemesemde zina konusunda saçmalamaya başladı yaşar nuri gibi insanlar yanlışları olsada tur dağında yanan Ateş gibi etraflarını aydınlatmaya başladılar burdaki yazının hepsini okumadım zariyat 49 için yapılan açıklama bana yeterli göründü eğer hz Ali ilmin kapısıdır hadisi doğruysa peygmberimizin sen musanın yanındaki harun gibisin sözüde doğrudur ve bu yakınımda, benim yanımda aynı durumda ne yazıkki müslümanlar gibi tasavvufta bozulmuş yaşar nuri tasavvuf ekolünü okumuş incelemiş gerçek adını neden yazmaz bilmiyorum michael haklı bütün varlığı kuşatan yaratıcı o varlıktan ayrıdır amma bize şah damarımızdan daha yakındırda bana gelince matrix filmindeki söz doğru yolu bilmek ayrı o yolda yürüyebilmek ayrı.!

      Sil
    4. Kutsal Şüphe olacaktı ne yazıkki yazıyı düzeltme imkanı yok

      Sil
  13. Meryem Suresi 71-72. Ayet
    71,72. “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rab-binin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.

    Sonra biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.”
    Allah günahlarımızı affetsin.

    YanıtlaSil
  14. İlk gunden beri yazdigin her yaziyi takip wdiyorum reyiz. Felsefenin basariyla devam ettiginin ornefi benim. Senin sayende arastirmaya ve sorgulamaya basladim. Arastiedikca ogrendim ve uyusturucudan cok daha iyi kafalar yasadim ve uyusturucuyu biraktim. İnsallah ben de en azindan bir kisiyi kazanirim anlatarak anlattiklarini anlatarak. Senden istegim girdigin ve girmeme vesile oldugun bu yoldan Allah izin verdigince donme ve saygi duyanlari uari yolda birakma. Bu zor ama guzel yolda Allah hepimizin yardimcisi olsun kaynatasiz :)

    YanıtlaSil
  15. sana helal olsun cok guzel tespıtler ve cok guzel ızah etmıssın allah tum ınanları bu yoldan saptırmasın ınsallah yazıların cok guzel cok guzel noktalara degınıyorsun ve cok zekıce dusunup yorumluyosun emegın ıcın paylasımların ıcın allah senden razı olsun

    YanıtlaSil
  16. Ankebut 14 - "Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna göndedik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar."

    Bu ayet için şöyle bir çeviri duymuştum:
    Allah'ın elçisi Nuh, tarih sahnesinde 1000 yıllık ömrü olan bir medeniyetin son 50 yılında onlarla beraber olmuş ve Allah'ın ayetlerini kavmine anlatmıştır.
    Yani Nuh aleyhisselam ya da kavmindeki insanların ömrü 1000 yıl değildir. Bu durumu Ahzab Suresi 62. ayet; "...Sen Allah'ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın." ve Fatır 43. ayet ; "...Ve sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma göremezsin ve evet sen Allah'ın yasasında bir sapma da göremezsin." ayetleri ışığında değerlendirdiğinizde daha iyi anlaşılıyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O da olabilir hacı, kendi yorumum için kesin doğru diyemem elbette. Fakat bana hala mantıklı gelen yorum, eski toplumların yaratılışlarının farklı olabileceği veya ileri bilimleri sayesinde ömürlerini uzatmış olabilecekleri yönünde. Ben eski toplumların tamamının taş ve sopayla ortalıkta dolaşan ilkel tipler olduklarını düşünmüyorum. Bizden daha ileride olan toplumlar da geçmiş olabilir yeryüzünden.

      "Tıpkı sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mallar ve çocuklar bakımından daha zengindiler..." - Tevbe 69

      Sil
  17. Allah Razı olsun kardeşim burda yazdıkların ve tespitler okdar pürüssüzkii cok begenedim bütün yazılarını okuyorum başarılar dilerim

    YanıtlaSil
  18. çok güzel bir yazı olmuş..ellerine sağlık.uzun zamandır aklıma takılan ama hep kulak ardı ettiğim birçok önemli soruya tesadüfi bir şekilde rastladığım yazında cevap buldum ve mantık çerçevesinde verdiğin her cevap ve açıklama kafama oturdu ve yolumu açtı diyebilirim.Evet unuttuğum veya artık sorgulamayı bıraktığım bu önemli konuya farkında olmamı sağladığın için Allah razı olsun senden..Bu arada bu okuduğum ikinci yazın ama bu yazından sonra tüm yazılarını okumak ve seni takip etmek farz oldu,emeğine sağlık:)

    YanıtlaSil
  19. Lütfen bunu izle! http://www.youtube.com/watch?v=yOWFNmX8tgY&feature=share

    YanıtlaSil
  20. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  21. Nisa'nın kelime anlamı ve surenin icerigini göz önüne alırsak. "seni sevmek ibadetim" tadında ilahlaştırılan aşklarada uyarı mahiyetinde diyebilir miyiz acaba ?

    "Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir" - Nisa 48

    YanıtlaSil
  22. Elveda sarışın kızlar, elveda bekarlık sultanlık , elveda zulüm,aşağılama,küçümseme Merhaba Allah dostları sizinle tarikat kurabilirmiyim?:D. Gördüğünüz gibi bu blok beni çok etkiledi. Şimdiden etkisine kapıldım.Sikko'nu boynuma dolim la kral adamsın terbiyesizim adam yazıyor. Hayatım boyunca bi oturuşta bu kadar yazı okumadım.Sözcüllerin kokain etkisi yarattı kafama neron patlaması yaşıyorum.Motoru bozucaz galiba hiç bu kadar kasmamıştım.Ellerin dert görmesin kaynatasız V For Vandetta gibi dolan sen bi çıkarmadın maskeyi seni gizli sempatik.

    YanıtlaSil
  23. abi açık net söylüyorum büyük adamsın. seni çok seviyorum. sözlüğe gel 1-2 entry gir ölene kadar şukulayım abi. :)

    YanıtlaSil
  24. kardesım sana cıdden helal olsun baska bıse demıyorum.. dunyanın su donemkı halınde boyle ınsanlar ve bunları okuyan ınsaları gorunce hıcbırseyın bıtmedıgını goruyorum.. he bıde rotschıld ınde rockefellrınde hepsının amınakoyım :)

    YanıtlaSil
  25. Çok güzel bir yazıydı Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  26. blogdaki en berbat yazı. kuranı muhammed uydurmuştur. her kelimeden bi anlam çıkararak anca aptalları tongaya düşürürsün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Yoksa, "Onu uydurdu" mu diyorlar! Hayır, iman etmiyorlar." - Tur 33

      "Kendilerine "İnsanları inandıkları gibi inanın." dendiği zaman: "Biz de o budalaların inandıkları gibi mi inanalım?" derler..." - Bakara 13

      Kanka gördüğün üzere 1400 sene önceki Araplar ile aynı argümanları kullanarak reddediyorsun. Kaynataya selam.

      Sil
  27. ben bir ateist olarak yorum yapmak istiyorum kuran'dan önce zaten 2 tane örnek alınabilecek kitap mevcuttu yani muhammed yeni bir kitap için fazlada zorlanmış olamaz ayrıca herşeyden haberdar olan tanrının neden aynı kitapta diretmek yerine her seferinde farklı bir kitap gönderdiği de bir soru ayrıca kitaplar neden sadece tek bir coğrafyaya gönderildi bu durumda tanrı sadece araplarımı cennete almak istedi dünyanın geriye kalan %90'ı neden bile bile kafir ilan edildi ve bir çok ayet nedense kişisel olark yorumlanmadığı sürece anlamsızken kelimelere yüklenen anlamlar sayesinde anlamlaştırılmaya çalışılmış gibi duruyor ve tanrı ve anlatılan hikaye gerçek olsa dahi muhammed'in kuran'a kendi kafasından eklediği ayetler olduğunu düşünüyorum örnek ahzap 53. son olarak kişisel değerlendirmem tanrı dinleri neden gönderdi insanlar tanrıya tapsın diyemi insanlar iyiyi ve doğruyu yapsın diyemi benim iyi ve doğruyu görmek için tanrının kitaplarına ihtiyacım yok kendisine inanmadığım için beni yakacaksa eğer o tanrının benim gözümde bok kadar değeri yok zaten aslında tanrı varsa bile çizgi romanlarda bize gösterilen insan üstü varlıklar gibi olduğunu düşünüyorum yoksa bu denli diktatörlüğün açıklaması olamaz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o aklını başından çıkar at ya hayvan ol.............. yada akılını başına al insan ol ...ama sen zaten bir hayvanın siçtığı bok olmusun ...inanmaya bilirisin ama saygı gösterecen terbiyesiz

      Sil
    2. Öncelikle kitaplar konusunu açıklamaya çalışayım.
      Allah peygamberlerine sadece kitaplar değil daha öncesinde sahifeler (ya da suhuf) altında göndermiş olduğu vahiyler de var bu 4 kitaptan ayrı olarak. Aynı kitapta diretilmiş olunsaydı, bu güne kadar gelebilen değiştirilmemiş bir İncil, Tevrat veya Zebur olmadığını görebiliriz bu da, yazıda bahsedildiği üzere kusursuz yaratıcının düzenin devamını sağlayabilmesini engellemez miydi ? Bu düzeni yaratan gücün, düzenin devamına etki etmesi değiştirilmiş olan kitaplarla mümkün olabileceğini sanmıyorum. Kitapların isimlerinin anlamına bakarsak eğer;
      Tevrat: Kanun, öğreti
      Zebur: Yazılı şey, kitap
      İncil: Müjde, öğreti
      Kur'an: Okumak, toplamak
      Yani ben şöyle bir mantık yürütüyorum bu anlamlara bakarak. İlk kitapla yaratıcı düzene bazı kurallar, kanunlar koyar diğer kitaplarla düzenin bozulmaması için bir nevi yenileme yapar. En son gelen Kur'an ile bunların hepsi bir arada toparlanır. Şimdi Hz. Muhammed'e kadar gelen hiç bozulmamış birer tane İncil Tevrat ve Zebur ve diğer 100 sahifeden varsa, Hz. Muhammet okuma yazma bilmediği halde bu kitapları anlayıp, bilime ışık tutacak şekilde ümmetine aktarmış olması muhtemeldir. Ama eğer bu kitaplar bir önceki kitabın içerisindeki hükümlerin bir şekilde değiştirilip farklı hükümler koyularak gerçek anlamından uzaklaşması sonucu gönderildiyse o zaman Kur'an'ın en diğerlerine göre en doğru ve en sağlam kitap olması gerekir zaten.

      Kitapların tek bir coğrafyaya gönderilmesi hakkında şöyle bir yorum getirebilirim.
      Vaad edilmiş topraklar ile peygamberlerin çıktığı topraklar aynı bölgede bunların bir sürtüşmesi bir amacı muhakkak vardır. Ayrıca peygamberler sadece Araplara gönderilmemiştir. Hatta 4 büyük kitabın 3 ü israiloğullarına gönderilmiştir. Ayet anlamlarına gelince yine senin anlamsız bulduğun şekilde açıklamaya çalışacağım. Evet O ayeti sadece peygamber olarak düşünürsek bu ayetin anlamı kafa karıştırıcı olabilir ama bu ayette geçen kelimelerin anlamlarına göre o ayetin her insana göre olup olmadığına bakmamız gerekir. E sonuçta Peygamberler de insandır. Bu ayette geçenler bence normal bir ahlak kuralıdır ki o dönemin cahiliyetinde bu ayetin inmesi çok normaldir.

      Allah'ın dinleri gönderme sebebi anlatıldı zaten. Sen hayatında sorgulama yapmayıp var olan bilgilerle hayatı yaşama yolunu seçersen, senin düşüncen haklı. Ama sen neden sorularını yöneltmeye başladığın zaman düşüncelerinin değiştiğini görebilirsin.

      Sil
    3. 1/2
      Müslümanlar Kuran'dan önceki kitapların değiştirildiğini, sonraki kitapların da bu yüzden indirildiğine inanırlar. Şimdi bir düşün, yüzlerce kişinin kelime kelime ezberlediği bir kitabı nasıl değiştirebilirsin? Basit, değiştiremezsin. Biri olmazsa biri itiraz eder aga bu kitap böyle değildi bak doğrusu şu diye. Birini öldürsen öbürleri olay çıkarır çünkü adamların hepsinin kafasında aynı şey vardır ve bu doğrusunun o olduğunun en büyük ispatıdır.
      Tevrat ve daha sonra da Zebur aynı kavme indirilmiştir, İsrailoğulları'na. Peki bu adamlara Tevrat indi, bir sürü mucize falan yaşandı, insanlar inandı. Peki bu Tevrat nasıl oldu da değişti? Cevap basit. İnsanlar okumadılar, öğrenmediler. Tevrat'ı okuma ve yorumlama sorumluluğunu bir avuç din adamı üstlendi ve halka işlerine gelmediği yerde yalan söylediler. Zaten sayıca çok az olan nüshalardaki yazılarla da oynadılar ki yalanları açığa çıkmasın. E bunu kimse fark etmedi mi? Etmedi, çünkü kitabı okumaları yasaktı. İçinde ne yazdığını onlara bu din adamları söylüyorlardı.
      Sonra Zebur indi. Aynı muameleyi gördü.
      Sonra aynı kavme İncil indi. İncil farklı bir muamele gördü. Neredeyse baştan sıkıntılı yazıldı. İsa Peygamber çok kısa bir süre insanları davet edebildi ve o sürenin de çoğu işkencelerle geçti. Çok az kişi kendisine inandı. Sonrasında da baskı ortamı yüzünden Kudüs civarında değil, Avrupa'da yayıldı. Yayıldı ama ne şekilde? İlla ki duymuşsundur. Hıristiyanlar Orta Çağ'da bugün saçmasapan deyip güldüğümüz şeylere inanıyorlardı. Peki de niye? Çünkü İncil kimsenin bilmediği Latince dilindeydi ve tercüme edilmesi yasaktı. Halkın İncil'i açıp okuması diye bir şey yoktu. Merak edince papaza soruyorlardı, o da işine geldiği gibi uyduruyordu. Düşün ki daha 4-5 yıl önce Vatikan İncil'den cehennem kavramını çıkarmayı düşünüyordu. En son neye karar verdiler bilmiyorum ama, yıl olmuş 2000 küsür, adamlar kutsal kitaplarından işlerine gelmiyor diye cehennemi çıkarıyorlar, okuma yazma oranı malum olan Orta Çağ'ı var sen düşün.
      O zamanlar Tevrat ya da İncil'i halktan birinin bilmesi, hele ki ayrıntılı bilmesi zaten imkansızdı. Hz. Muhammed ise okuma yazma bilmeyen, yetim olduğu için (babası erken yaşta ölmüştür) hor görülen, çobanlık vs yapan bir insandır. Kaldı ki o kitaplardaki mantık hatalarını da ayıklayıp Kuran'a yazmayacak bilgiye nasıl sahip olsun? Ben biraz merak edip okumuştum Tevrat'la İncil'in başlarını, o kadar saçmasapan mantık hatalarıyla karşılaştım ki şaşırdım insanlar bunlara nasıl inanıyor diye.
      Bu adamlar matbaa sayesinde İncil tercüme edilip okuyunca davaya uyandılar. Öte taraftan Kuran zaten Arapça'ydı, e Araplar da Arapça biliyorlar :) Kuran daha peygamber zamanında parça parça indi ve o zamanlar müslümanlığı kabul eden herkes ezberledi. Sonra da yazıya geçirildi ama merkezde tutulmadı, her tarafa dağıtıldı. Ezberleme geleneği de bozulmadı. Bu sayede insanlar arada bir uyduran eden çıktığında sus yalancı diyebildiler.
      Yani aslında Allah temelde hep aynı şeyleri anlatan kitaplar gönderdi, ama insanlar bir şekilde onu değiştirince, aynı şeyleri anlatan bir başka kitap gönderdi. Kuran'da 20 küsür peygamberin ismi geçer, bunların çoğu da İsrailoğulları'na gelmiştir. E insanlık kaç yüz bin yıllık, niye hiç peygamber gelmedi o kadar zaman? Aslında geldi, sadece biz bugün isimlerini bilmiyoruz. Allah bu peygamberlerin isimlerini liste gibi saymıyor. Hepsi hakkında olaylar anlatıyor ve bunlardan ders çıkarmamızı, aynı hatalara düşmememizi istiyor. Yanisi bütün peygamberlerin sayısı 20 küsür değil. Tek tanrı inancı da 5000 yıllık değil.

      Sil
    4. 2/2
      Kitaplar ve peygamberler bütün dünyaya, insan yaşayan her yere gönderilmiştir, yoksa zaten sınavın mantığı kalmazdı. Sadece elimize ulaşan birkaç tanesi aynı coğrafyaya gönderilmiştir. Bunda da İsrailoğulları'nın bu bölgede yaşaması ve Arapların o günkü Allah'ın istemediği gibi yaşama durumlarının etkisi vardır. Malum, peygamberler bozuk kavimlerin arasından seçilir onları düzeltmek için.
      En basitinden eski Gök Tanrı inancının İslam'la benzer yönleri bile buna işaret eder. Ama tabii uymayan yönleri de vardır, demek ki Türkler de inançlarını sonradan bozmuşlardır.
      Kafir demek inanmayan demek değildir. Kafir demek gerçeği gizleyen demektir. Örneğin Araplar Allah'a inanmaktadırlar. Ama Allah'ın kızı olduklarını kabul ettikleri meşhur putlara secde edip, Allah'ın kendilerini affetmesi ve cennete girmek için aracı koymaya çalışmaktadırlar. Bugün de etrafına şöyle bir bakarsan, insanların %90 ının en küçük bir menfaat durumunda bile gerçeği gizlediklerini, yalana sarıldıklarını görebilirsin. Öyle ise bu tespit yanlış mıdır?
      Bütün bu şeyler gerçek olsa bile araya sokuşturulmuş uydurma ayet olabilir demişsin. Şimdi diyelim ki sen peygambersin, bir melek sana arada bir emir-yasak-tavsiye vs niteliğinde sözler getiriyor ve sen de bunları insanlara açıklıyorsun. Araya ayet sokuşturmayı maçan yer mi? Ahirete cehenneme falan bilfiil inanan bir insan buna nasıl cesaret eder? Diyelim ki öyle bir salak var gerçekten de, Allah onun öyle yapacağını bilmiyor mu? Onu peygamber seçer mi?
      Şimdi demişsin ki "ben kitaplar gönderilmeden de doğruyu yanlışı ayırabilirim, ihtiyacım yok." michael'ın da yukarıdaki uzun yazısında açıklamaya çalıştığı üzere insanın en büyük düşmanı kibridir, ve kibir işte tam da budur. Ben en doğrusunu bilirim, ben her şeye gücü yeterim bakışı. Kitaplar ve peygamberler tam da buna karşı uyarmıştır insanları. Daha ne diyim?
      "ona inanmadığım için beni yakacak bir tanrının gözümde değeri yok" demişsin ya hani. Tanrı seni yokken var etmiş, her birini milyarlarca liraya değiştirmeyeceğin eller, ayaklar, gözler, beyin vs vermişse; her gün zevkle yediğin elmalar, armutlar, patatesler vs vermişse; öpmeye doyamadığın bir anne, bir baba, bir sevgili vermişse; seni belki binlerce defa mutlu etmişse; bunun trilyonlarca katı seni bekliyor diye söz vermişse; karşılığında da senden sadece biraz vaktini ayırıp teşekkür etmeni istemişse; ama sen hala "gözümde değerin yok" diyorsan, senin tanrının gözünde değerin ne olur? Sen tanrıya ne verdin ki neyin pazarlığındasın? Bir dilenciye 100 lira versen, bir küçük teşekkür beklesen, ederse 1 milyon lira da bonus benden diye düşünürken, dilenci anana sövse ne hissedersin? Hep daha fazlasını istemeyi biliyoruz, acaba şuana kadar verdikleri için teşekkür etmek bu kadar mı zor? Diktatörlük bu mudur senin gözünde?

      Sil
    5. Boşuna uğraşmayın dostlar.

      15-HİCR:

      1 - Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.

      2 - Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.

      3 - Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.

      4 - Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.

      5 - Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

      6 - Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."

      7 - "Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."

      8 - Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.

      9 - Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.

      10 - Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.

      11 - Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.

      12 - Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.

      13 - Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.

      14 - Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,

      15 - "Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.

      Sil
    6. Ya sizdeki cesareti kalpsizligi bi türlü anlayamadim ben. Saygı duyayım diyorum ama siz bizim inancımıza saygi duymuyorsunuz ki biz de sizinkine duyalim güzelce. Ya kardeşim sen diyosun ki haşa eğer Allah beni kendisine inanmam için yarattiysa benim gözümde degeri yok. Onun senin gözünde değeri olmak gibi bir amacıda yok zaten. Bu ne kibir ne kadar büyüklenmedir böyle. O seni muhattap almış yaratmış sahip olduğun herşeyi vermiş ve sen hala dalga geçercesine diktatör felan yakistirmasi yapiyosun. Hayirda yani kimsin de bu kadar kibirleniyosun, yaratilmis trilyonlarca gezegenin bitanesinin üstünde noktadan küçük bi varlıksın ve tüm evreni yaratanı beğenmiyorsun ve nasil oluyosa buna ikna edip inandirmissin. Ama nedense bu artislikleriniz patronlariniza dahi sökmüyor. Şu yalancı dünya çıkarları uğruna patronun gözüne girmek için girmeyeceniz şekil kalmaz ama seni muhattap alıp yaratmış ve sana herseyini vermiş olan, karşılığında ise sadece kendisini bilip ona inanmani isteyen bir Rabbe yüz çeviriyorsun. Valla ne kadar kendimi sizin yerinize koymaya çalışsam da mantığım almıyor, bir türlü düşünce tarzınızı anlayamıyorum. Yinede o hakaret ettiğin Allah, bizi sizlere karşı kötü bir söz soylemekten dahi men ediyor ve sizlere karşı iyilikle davranmamizi emrediyor. Böyle güzel bir Tanrıya yüz çevirmek tabiki kolay iş değil tebrik etmek lazim sizleri. Allah hidayet versin ne diyelim.

      Sil
  28. Doğmadan/var olmadan önce ölülerdik: 1. ölüm
    Bu dünyada doğduk: 1. diriliş
    Her canlı gibi bu dünyada öleceğiz: 2. ölüm
    Ahirette yeniden diriltileeğiz: 2. diriliş
    kısmını biraz zorlama buldum açıkçası. Ateist değilim ama müslüman olduğumu da sanmıyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum diyelim. Benim yorumum da şöyle ki ölüm canlı olmanın zıttı mıdır? yoksa bu kavram varlık/hiçlik olarak görülürse mi daha doğru anlaşılır? Doğmadan önce ölümüydük, yoksa yokmuyduk demek istedim yani. Bir de en zorlandığım şey varlık ve yokluk/hiçlik kavramını insan anlayışı ile açıklamak -en azından benim anlayışım(anlayş burda anladığım değil yani yorumum değil biliş anlamında)- çok kolay değil. Tanrı hep var idiyse yokluk nedir o zaman? Tanrının zıttı yani tanrısızlık mıdır? Demek istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum çok da uzatmamaya çalışıyorum çünkü. Yani benim algım bunların hiçbirini açıklamaya yetmiyor, o zaman her insan gibi bir şeye inanmam mı gerekiyor? (ateizm, agnostizm v.s. de inanç) Yani illa bu terimlerin içerisinde kendime bir yer mi bulmalıyım? Yazılarını seviyorum , o yüzden bu takipçine bir yardım et, biraz kaynak öner, ne bileyim sadece din yörüngesinde kalmadan tüm yolları içerecek şekilde bana yolumu bulmamda yardımcı olmaya çalış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bana göre ölü olmak durumu canlı olmak durumunun zıttı. ama ölmek fiili canlı olma durumundan ölü olma durumuna geçişi belirten bir fiil. aynı şekilde dirilmek de ölü olma halinden canlı olma haline geçiş. yani arada fark var ve bu durumda yukarıda bir çelişki olmuyor. canlı olmayan herşey ölü kabul ediliyor.
      bildiğim kadarı ile insanlar önce ruhlar olarak yaratılıyor, sonra bu dünyadaki vücutlarına gönderiliyor. benlik dediğin bilinç dediğin şey de aslında ruhun. bu durumda henüz doğmadıysan varsındır ama ölüsündür.
      yokluk kavramı beni biraz aşar, çünkü tanrının varlığı sonsuzsa, yokluğu koyacak bir temel bulamıyorum. ama tüm kavramları ve manaları olduğu gibi zıtlık kavramını da tanrı icat etmişse, zıtlık tanrıyı bağlamaz. yani dünyevi görüşle tanrısal boyutu yorumlamak bana göre doğru sonuca götürmez. hatta tanrısal boyut demek bile yanlıştır çünkü boyutları da icat eden tanrıdır ve boyutlarla da sınırlanmaması gerekir.
      neyi seçeceğine ya da neye inanacağına senden başka kimse karar veremez. ben sadece küçük bir yanlışını gördüğümü düşündüm ve mümkün olduğunca düzeltmeye çalıştım.umarım yardımcı olabilmişimdir. ama dediğim gibi bu yol senin yolun ve yol ayrımlarında hangi yolu seçeceğin sana kalmış, ama unutma ki her seçimin bir de sorumluluğu ve sonucu vardır. selametle kal

      Sil
    2. İki ölüm/iki doğum konusundaki şahsi yorumum şöyle;
      Anne rahmindeki alem hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz, Lakin şu an kısa ve kabaca bir izahat gerektiğinden, özet geçiyorum. Ciğerlerimiz sıvı doluyken yaşadığımız bir alemden, ciğerlerimiz hava dolu olması gereken bir aleme geçiş yaptığımız an'a doğum deriz. Lakin yeni geldiğimiz alemde her hangi bir yardımcı alet/edevat olmaksızın suyun içine girip, ciğerlerimizi sıvı dolduran bir ortama girdiğimizden kısa bir süre sonra gerçekleşecek olaya ise ölüm deriz. Şahsi kanaatimce, bu yaptığımız tespitler eksik, sanırım şöyle bir tespit yapmalıyız; Ana rahmindeki alemden dünyevi aleme geçişe ölüm/doğum, dünyevi alemden uhrevi aleme geçişe ölüm/doğum.

      Bebekler, anne rahmindeki alemde yer çekimini hissedemezler,vs,vs o alem ile dünyevi alem arasında sayısız farklar vardır.
      Hiç bir bebek doğup dünyevi aleme geçmediği müddetçe yeni geçtiği alemde neler olduğunu bilemez ve bildiği andan itibaren geri dönüp ikiz kardeşini bilgilendiremez.
      İslamın anlattığı, dünyevi alemden uhrevi aleme geçişe ne kadar çok benziyor değil mi?

      Sil
    3. KARDEŞ bide şöyle düşün; dizilime ufak bir ekleme yaparsak daha tutarlı hale geliyor Şöyle ki,;
      İlkönce hiç YOK idik ve YARATILDIK yani VARolduk
      Kalubela da "EVET DEDİK". Ve akabinde öldürüldük: 1.ölüm
      Doğmadan önce ölülerdik. dünyada doğduk: 1. diriliş
      Her canlı gibi bu dünyada öleceğiz: 2. ölüm
      Ahirette yeniden diriltileeğiz: 2. diriliş

      Sil
  29. "Neml 88: "Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Her şeyi güzel ve yerli yerinde yapan Allah'ın sanatıdır bu! Yaptıklarınızdan gereğince haberdardır O!"

    Hani diyordum ya bakış açısına göre farklı yorumlanamayacak ayetler var diye, işte bu ayet de onlardan biridir. Zira dininiz veya görüşünüz ne olursa olsun, durgun gözüken dağlar hareket etmektedir." diyorsun.
    Pangeadan günümüze kadar olan süreçte dağlar hareket etmiyor, kara parçaları hareket ediyor. Sen kıtaların birbirinden ayrılmasına 'dağlar hareket ediyor' diyorsun. Bu çok genel bir şey. Senin bu söylediğine göre bizim ev de hareket ediyor, kaldırımdaki taş da kendiliğinden hareket ediyor. Ağaçlar da öyle. Hatta Atatürk'ün mezarı bile kendiliğinden hareket ediyor.. ve hatta mezarlıktaki ölülerin iskeleti bile kendiliğinden hareket ediyor.. yalnızca dağlar hareket etmiyor yani kıtaların birbirinden ayrılmasıyla :)

    2.Sİ
    Ankebut 41: "Allah'ın berisinden veliler edinenlerin durumu, bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ve evlerin en güvensizi/en zayıfı elbette ki, dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!"

    Ankebut 43: "Bunlar bizim, insanlara vermekte olduğumuz örneklerdir ki ilim sahiplerinden başkası onlara akıl erdiremez."

    Sevgili sikko, ayetlerde sadece 'dişi örümcek' kelimesi geçiyor. Karaduldan bahsetmiyor. Yani bu ayet her dişi örümceği içine alıyor ama sen sadece karadul'dan bahsetmişsin. Her dişi örümcek için geçerli değildir bu ayet.

    "Evlerin en güvensizinin dişi örümceğin evi olması" demişsin.
    Ev insanlara özgüdür. Örümceğin yuvası olur. Allah burada nasıl yanılır ?


    VE SİZE BİR ÇİFT SORUM OLACAK.
    ALLAH ZATEN BİZİM NİÇİN GÜNAH İŞLEDİĞİMİZİ BİLMİYOR MU ?
    AHİRETTE NİÇİN SORGUYA ÇEKİYOR BİZİ ?

    2.Sİ
    BİR ARKADAŞIMIN VE BENİM CENNETTE OLDUĞUMUZU VARSAYALIM.
    ARKADAŞIMLA PENALTI ÇEKİŞECEĞİZ.
    O KALEYE GEÇTİ BEN İSE TOPA VURACAĞIM.
    BEN GOL ATMAK İSTEYECEĞİM, O İSE TOPU TUTMAK İSTEYECEK.
    HANGİMİZİN DEDİĞİ OLACAK ?

    athenachannon@gmail.com (ulaşabilirsiniz)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1- Dağlar karadan bir parça olduğuna göre dağların hareket etmesi karaların hareket ettiğine delalet değil midir? Eğer değilse "dağların hareket halinde olması" ile anlatılmak istenen nedir? "Muhammed kafiye olsun diye yazmış" dışında bir cevabın varsa gerçekten öğrenmek isterim. Dağlar, bakıldığında hareket etmesi en zormuş gibi görünen kara kütleleridir, "dağlar yerinden oynar", "dağları delmek" gibi deyimler de bu sebeple türemiştir ve Allah onların bile hareket halinde olduğunu belirtmiştir.

      2- Eğer Allah, karadul örümceğine bir isim verseydi, ayette karadul örümceğinden bahsedildiğini anlamayacaktık. Zira karadul örümceklerinin keşfi 18. yüzyıldır.

      3- Allah ahiretteki sorguyu kendisi için değil, bizim için yapıyor. Zira kendi yaptıklarımıza kendimizi şahit gösterecek ve bize de her yaptığımızı kabullenmekten başka bir çare kalmayacak. Bu biraz da, bu hayatın Allah açısından değil, bizim açımızdan sınav olması gibi bir durum.

      4- Cennete gidersen eğer penaltıdan gol yediğin için üzülmeyeceksin merak etme. Bunun basit bir oyun olduğunu bileceksin.

      Araf 43'te cennettekiler için şu söyleniyor: "Göğüslerinden kin ve kıskançlık duygularını çıkardık."

      Sorun aslında bu değildi, sen iki kişinin aynı anda farklı ihtimallerin gerçekleşmesini istemeleri durumunda ne olacağını soruyordun. Cennette de yine oranın kendine has fizik kuralları olacak, bedenli hayat olacak ve özgür irade olacak. Bu durumda fikir yürütüyorum. Oranın fizik kuralları aynı anda iki ihtimalin gerçekleşmesine de imkân tanıyabilir. Veya tercih etmediğin ihtimal gerçekleşirse buna karşı bir üzüntü, dargınlık, kırgınlık hissetmezsin. Veya bambaşka bir cevabı vardır, cennete girebilirsek görürüz ehehe.

      Sil
    2. İstemek ve yapmak farklı eylemlerdir.cennette arkadaşına gol atmayı istiyorsun o da yemek istemiyor.istediğimiz gerçekleşecek diye bu eylemi yapmazsak yada sonucu bileceksek eylemi yapmanın da mantığı kalmaz.evet,istediğin olabilir ,gol atabilirsin ama bunu istediğin için ve baştan bildiğin için bunun tadını alacağını ve keyfini süreceğini sanmıyorum :) blgisayar oyunu gibi düşün:bir oyunu doğal süreçte oynamak var,bir de hilelerini öğrenerek oynamak var.sonuçta orada da bir kader mevhumu olacağını düşüüyorum.yani önceden sonucunu bilmediğimiz ama tahmin edebildiğimiz eylemlerimiz.şu anki yaşamında bunun olduğunu farzet,her istediğin yiyecek önüne geliyor,her istediğin kişiyle beraber oluyorsun :) istediğin yere anında gidiyorsun...nasıl bir hayat olurdu sence?çekilmez,sıkıcı ve tatsız..o halde elde ettiklerimizle değil ,elde ettiklerimiz için çabaladığımız sürece hayattan zevk alırız ve bizim için anlamlaşır.100 metre dünya rekortmeni olmayı iste ve ol..hiç bir anlamı değeri yoktur..ama bunun için yıllarca antrenman yapıp,ter döküp emek harcayınca bu rekor senin için anlamlı ve değerli olacaktır.başkalarının da..senin gözünde değeri olmayan bir şeyin başkalarının gözünde zaten hiç bir değeri olmaz :)

      cennet bahsine gelince..sikko'nun da bahsettiği gibi çok farklı fiziki bir boyut olabilir ve bunu bilmiyoruz.7 cennet katınan bahsediliyor mesela,bildiğim kadarıyla..neden bu farklılık?elbette ki insanların insanlığa,dine ve Allah'a hizmeti,iyiliği ve takva derecesi aynı olmayacaktır.herkesin derecesi farklı olacaktır.ve bu takva derecesine göre cennette yaşayacağı standartlar farklı olacaktır.en yüksek katında olanlar elbette sonsuz ve sınırsız bir imkana sahip olacaklar.daha az takvaya sahip kişiler de doğal olarak cennetin sınırsız imkanlarından faydalanamayacak ama elbette tadacaktır.son derece adil değil mi? :)

      önce şunu sormak gerekir.herkes cennette farklı bir katta olacağına göre arkadaşın farklı bir katta ise eğer onunla penaltı çekişebilecek aynı ortama sahip olabilecek misin?yani onu görebilecek misin?bir araya gelebilecek misin?bana göre cevap ,elbette..çünkü cennetteki katlar farklı ortamlar olmayacak sadece farklı imkanlara,imtiyaz ve izinleresahip olacağız.bunu bir web sitesinin premium üyeliği gibi düşünelim.mesela sen 1 aylık üyelik ücreti ödediğinde 1 ay sınırsız kullanabileceksin ve bazı özellikler de kısıtlanacak..mesela download limiti gibi.ama ben 1 yıllık premium üye olduğumda mesela download limitiyle karşı karşıya kalmayabileceğim,sana göre daha uzun süre sınırsız kullanacağım ve indirme hızım limitsiz olacak..neye göre ?ödediğimiz bedelin farklılığına göre..dolayısı ile cennetteki yaşamın bedelini yani ödemesini dünya hayatında yapıyoruz.tıpkı premium üyeliklerin tarifesindeki gibi bize sunulmuş ve önceden bildirilmiş seçenekler var :) Allah yolunda şehit olmuş kişiler sonsuza kadar cennetten çıkmayacak ve en üst seviyede stanfartlara sahip olacak.bu bize bildiriliyor.o halde tarifeden bize uygun olanını seçme iradesine sahibiz.ödemeyi de bu dünyada yaptıklarımızla gerçekleştiriyoruz :)biliyorum, biraz uzun oldu ama kendi bildiklerimle basitleştirerek ve örneklendirerek anlatmaya çalıştım.

      bu arada Sikko;seni çok yeni farkettim,bir arkadaşım sayesinde..Bir kaç yazını okudum sadece ve çok keyif aldım.güzel düşüncelerin var ve hizmetinin ,emeğinin karşılıksız kalmayacağı düşüncesindeyim.Allah yolunu açık etsin.Düşünelerini iyilik yolunda değiştirebildiğin ve hakkın geçen herkes adına ve de kendi adıma Allah razı olsun senden.

      Sevgiler :)

      Sil
  30. @mert özer
    1- ilk olarak Allah bizi irademizi kullanmayıp yasakladığı amelleri işlediğimiz için sorguya çeker bunda abes bir durum yoktur . işte sorunuzda da imtihan sırrı devreye giriyor; kul günaha girecek mi yoksa sabrını mı kullanacak zaten hayat dediğimiz problem bu denklem üzerine kurulu .
    Allah bizim günaha gireceğimizi bildiği halde ve kaderde yazdığı halde neden cehennemle cezalandırıyor ? derseniz ;
    Allahın iradesi her iradeyi kapsar ve hudutsuzdur. bundan dolayı her kulun ne yapacağını bilir ve ona göre kader yazılır. yani bir örnekle açıklarsak ; güneşin doğacağı saat bilindiği için takvime o saat yazılır , o saat yazıldığı için güneş o vakitte doğmaz.
    elbette ki Allah kaderi değiştirmekte muktedirdir lakin bu bir imtihan olduğu için insan kendi iradesinin seçimlerine göre kendi kaderini çizer ve ona göre muamelede bulunulur
    2- bu soruya gelince aslında bu bir paradokstur.köşeli bir çember hayal edebilir misiniz desem ? elbette köşeli çember olamaz
    ancak tabi ki buna da (sorunuza) bir cevap vardır. aslında cevap basittir. ikinizin de dediği gerçekleşecektir bir şekilde.çünkü biz cenneti fiziki akılla algılamayız.oralar bu boyutun şartlarından münezzehtir.ve dediğim gibi Allahın gücü ve iradesi her şeye kadirdir.aynı anda siz topu tutmuş ve arkadaşınız da golü atmış olur.ama biz bunu anlayamayız.( bir daha yineleyecek olursak Allah'ın gücü ve iradesi mutlaktır.)
    peki biz bunu neden anlayamayız çünkü kotamız var.teşbihte hata olmasın siz bir mezureyle, dünya ile güneş arasındaki uzaklığı ne kadar zamanda ölçebilirsiniz veya ölçebilir misiniz?işte bu.
    bizim irademiz sadece ve sadece bu boyut için geçerlidir.daha fazlasını alamaz

    YanıtlaSil
  31. @Talha arslan 1. Sorumun cevabını veremedin.

    2- Aynı anda o golü atmış, ben ise topu tutmuş olursam Allah ikimizi de kandırmış demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben şimdi bir hinlik düşünüp tüm insanlığı oyuna getirip kandırsam, bu kandırma sonucu savaşlar olmasa cinayetler olmasa açlık, sefalet olmasa vs,vs.
      Bu şartlarda tüm insanlığı kandırmış olmam beni "kötü" mü yapar.

      Sil
  32. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  33. OROSPU ÇOÇUĞU AYNŞTAYNLAR YAZIYI OKUMAMIŞ GALİBA...

    YanıtlaSil
  34. Birkaç aydır imanımda acayip sarsıntılar yaşadım inanıp inanmamak arasında kalıyordum ve inanmamak konusu daha ağır basıyordu çünkü günümüz İslamının içine bir çok hurafenin girdiğin bilmiyordum, mezhepler'in uydurmalarını din sanıyorduk ve bu mezheplerin sapkınlıkları aşırı derecede dinden soğutmuştu. İman gitti gidiyor durumundadı yazını okudum içim huzur doldu yemin ediyorum, adamsın! imanımı tekrar kazandım, Allah razı olsun! Birde kurandakidin.com sitesinden makaleleri okudum aslında tiksindiğim bütün şeylerin dine sonradan eklenen mezhepçilerin sapkın görüşleri olduğunu gördüm, aslında İslam'ı sadece Kuran-ı Kerim'den öğrenince çok güzel olduğunu farketmeme sebep oldu bu yazın, Tekrar söylüyorum, Çok güzel bir yazı yazmışsın eline sağlık, Allah razı olsun sikko ;)

    YanıtlaSil
  35. sikko'cum epey uğraştığın kafa patlattığın bir yazı olmuş özellikle görelilik kuramına değinmene epey sevindim, zira bunun gibi çok yeni kavramlar hızlıca bağdaştırılamıyor ayetlerle hem bunlar fazlaca mevcut.verdiğin ayetlerin yanın da göreliliğin zaman içinde zaman yaratılmasının en büyük hadisesinin nerede gerçekleştiğini biliyor musun; isra ve miraç hadisesinde;

    17:1 - Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.

    ben göreliliği ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum miraç hadisesini de ilk ne zaman duyduğumu hiç bilmiyorum ama ben kendimce hep görelilikle açıklamıştım bunu kendi kendime sonra hocalarımdan birinin "zaman içinde zaman yaratmak" ifadesi ile aslında insanların bundan çok da haberdar olmadığını anladım.
    uzun uzun yazmicam detayları anlatılır miraç hadisesinin. isteyen aratır google devri sonuçta. miraç hadisesinden peygamberimiz üç müjdeyle dönmüştür; amener resul-ü olarak bilinen bakara suresinin son iki ayeti, beş vakit namaz ve ümmetinin tamamının şirk koşanlar hariç affedilmeyenler cezalarını çektikten sonra cennete alınacağı. anladığım kadarıyla hadisi şerif ve hadisi kutsi meselelerinde kafan karışık zira hadisler ışığında bakıldığında hem bu hem de mezheplerin durumu düşündüğün kadar çetrefilli değil.

    ekstral nesh meselesi için olsun.:

    “Biz bir ayet yerine başka bir ayeti değiştirdiğimizde, o kişiler: ‘Sen ancak bir uydurucusun!’ derler. Oysa Allah neyi indireceğini pek iyi bilmektedir. Doğrusu onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl 101)

    “(Ey Habibim) Biz seni okutacağız da sen asla unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O âşikârı da bilir, gizliyi de” (el-Âlâ, 6-7)

    YanıtlaSil
  36. Reis, çok beğendim yazını çok güzel olmuş ellerine, gözlerine ve en önemlisi de beynine sağlık. ama Bu yazıda neredeyse hiç hadislerden bahsetmemişsin. onlar hakkındada bır sey yazarsan cok güzel olur yani İslamın kaynak olarak saydığı seyler 1 Kuran 2)Peygamber hadisidir. aydınlatırsan sevinirim. Umarım cevap yazarsın kaynatasını öptüğüm saygılar iyi çalışmalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi islam peygamber hadisini dinin kaynağı olarak saymış. Sen bakma hacı islam amcalara. Din olarak İslam ın tek kaynağı KURAN dır. "Hüküm sadece Allah'a aittir." Yusuf 40

      Sil
  37. maykııııl cennette yerin vip lan senin bukadar insanı dine döndürdün ahirette senden şefaat ci olucam

    YanıtlaSil
  38. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  39. Saçmalamışsın,bu gösterdiğin ayetlerin anlamı senin düşündüğünle aynı değil,Beyin o kadar mükemmel bir organki sana bu yanılsamayı yaşatıyor işte. Sen bir ateiste Kuran'dan kanıt veremezsin çünkü biz zaten yok sayıyoruz bu Kuranı kardeşim. Daha kalkmışsın kanıtlamaya çalışıyorsun. Ayrıca bilgilerinin yarısı yanlış. (Hepsini bir bir yazamamam o kadar fazla ki) Ve de bilimsel öğelere hiç ama hiç değinmemişsin. Zaten sizin bilime niye ihtiyacınız var ki,dininiz var imanınız var öyle değil mi? Ayrıca son yazdığın şeyin ne olduğunu sen bile bilmiyorsun eminim. "E peki ne yapmalıyız" kısmından söz ediyorum en sondaki. Çünkü sen de biliyorsun ki yapacak hiçbir şey yok.

    Dini asla ama asla bilimin öncüsü olarak gösteremezsin. Bir mantık düzeyi düşük insan bile yüzyıllar boyunca azimle keşfedilen şeylerin 1400 yıl önce tek bir kitapta toplanıldığına inanmaz.

    Ve bu çok önemli bir şey; "KURAN BİR MÜSLÜMAN TARAFINDAN YO-RUM-LA-NA-MAZ." Yorumlanırsa farklı farklı ideolojilere varılır. (Senin vardığın gibi.) Ve vardığın ideoloji çoğunlukla Kuran'dakiyle çelişir. (Senin söylediklerinde çelişiyor,ama senin beyninin benzetme yeteneği sayesinde bunu göremiyorsun.) Kuran senin ona inanmanı ve orada yazanları uygulamanı ister. Eğer sana dünyayı yok et dese onu yapmak zorundasın,yapmazsan dininden çıkarsın. (Zaten öyle yapıyor,sizin dininiz dünyanın içine sıçtı o siyasi bir konu ama...)

    Bilim denilen bir şey var,ve o sizin dininizden daima üstün olacak. Siz "gelecekte keşfedilecek her şeyi" 1400 yıl öncesinden bir kitapta göremezsiniz. Görseydiniz Kuran her gün yeniden yazılırdı.

    Ama hakkını vermek gerek iyi bir çalışma olmuş,dediğim şey içeriğine katılmadığımdır sadece.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (Zaten öyle yapıyor,sizin dininiz dünyanın içine sıçtı o siyasi bir konu ama...)

      Pardon Kafam karıştı.
      Biri bana açıklasın şu an dünya üzerinde, Müslümanlar mı kafirlerin topraklarını işgal ediyor? Yoksa kafirler mi Müslüman topraklarına saldırıyor? Bu nasıl körlüktür.
      Yok yok mühür bu mühür. (bknz;Biz onları mühürledik)

      Sil
    2. Ey Onat Çelik Michael'ın yazdıklarının tekinin bile düşünerek okumadığına inanıyorum..Senin lafların zaten hazırdı..Kendini kandırmaktan başka bir şey yapmıyorsun..Tavsiyem dinle düşün sonra eleştir..

      Sil
    3. "Kuran senin ona inanmanı ve orada yazanları uygulamanı ister. Eğer sana dünyayı yok et dese onu yapmak zorundasın,yapmazsan dininden çıkarsın"

      Bence Onat Çelik yukarda yazan alıntıda haklı olabilirsin. Çünkü Şuanki müslümanların Çoğu bu yüzden sorgulayamıyor. Atalarının dinine gözü kapalı inanıyorlar.Hadislerde bile Cehennem le seni korkutmuş sorgulayıp dinde çıkarım cehenneme giderim diye sorgulayamıyor. Ama insan dini yalnız Allah a has kılarak ibadetini yaparsa yani hiçbirşeyi ortak koşmazsa doğruyu bulur. Ben 28 yaşında müslüman oldum önceki müslamanlığımla şimdi inancım apayrı dinler bence Ve Cemre kaynatasızına bu yazıları için teşekkür ederim.

      Sil
  40. tanrının varlığını tartışırken problemi 2'ye indirgemişsin. ya tanrı var ve herkese tek bir din gönderdi ya da tanrı yok ve tüm dinler yalan demişsin buradaki çıkarımın yanlış.

    tanrı senin kadar basit düşünecek değil eğer tanrı kusursuzsa, toplumbilimi senden daha iyi bilir. her kültüre ve ırka farklı din göndermiş olması çok daha mantıklı. ben mesela insanların daha bireysel takıldığı ve toplumun korkuyla değil insan ilişkilerindeki medeniyetle yönetilmeye çalıştığı avrupa halklarına sevgiyi temel alan ve fedakarlığı öğütleyen (bunun için de isa'ya da oğul benzetmesi yapıp oğlunu feda ettiğini anlatan) bir kitap göndermekte bir beis görmüyorum. ha dieyceksin ki milattan önce 100 yılında bu insanlar çok mu medeniydi niye böyle bir din gönderilsin? e o zaman tanrı mükemmel değil mi geleceği hesaplamıştır derim.

    neyse gelelim insanların daha içsel ve sorgulamaya yönelik,d aha az sığır daha çok derin olduğu uzakdoğu medeniyetlerine meditasyonlarla, felsefeyle çilecilikle dolu bir din göndermek de mantıklı. o sırada kan davası ve kız gömmekle uğraşan araplara ise daha korkuya dayalı ve 2 kere allah sevgisinden bahsedip 1000 kere allah korkusundan ve cehennemden bahseden bir kitap göndermesi de mantıklıdır.

    yani sonuç şu : tanrının varlığı problemini 'ya tek bir din göndermiştir ya da hiç' e indirgemen saçma. madem tanrı mükemmeldir öyleyse farklı toplulukları ve farklı ırkları farklı şekillerde yönetmesi ve ona göre yargılaması da normaldir.

    ha olayı bu kadar basit indirgeyip 1 0 aristo mantığı kurarsan, level 1 deki çömez ateistler senin bu argümanı kullanır ve : 'binlerce din var yaee herkes çağlar boyu sallamış işte hepsi yanlış oğlum tanrı gerçek olsa ve adil bir tanrıysa herkese ayrı dinler gönderip bazı kullarını direk cehenneme atmazdı' der, 'herkes kendi dinini üstün görüyo ama aslında hepsi yalan' der işin içinden çıkar.halbuki olay o kadar basit değil.

    YanıtlaSil
  41. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  42. 'her canlı şeyi sudan yarattık '
    bunu her canlının suya muhtaç olması olarak yorumlayan sığırlara hayranım. sudan yarattık diyo bildiğin.
    hatta alaktan/çamurdan yarattık deniliyor bazı ayetlerde.
    'onu önce yarattık sonra biçimlendirdik'
    'allah katında 1 gün sizin için 1000 yıldır'
    şimdi biraz düşünelim sığır antidarwinci insan. ne diyo sudan/çamurdan yarattık. evrim ne diyo kimyasal kristaller ve biyolojik moleküllerin başlangıcı probiyotik çamur/su dan hayat başladı.

    peki allah katında zaman buradakine göre çok hızlı olduğuna göre orada 1 gün =1000 yıl hatta bazı ayetlerde 50.000 yıl denilmiş. bence bu insanın anlayabileceği şekilde olsun diye çokluğu 1000 ile belirtilmiş . burada 1.000.000 yıl bile kastediliyor olabilir. yani açıkça her şeyi 7 günde yaptık derken oradaki gün direk gün değil aşama ve bizim zamanımızla milyonlarca yıla denk gelebilir.

    bu yüzden insan çamurdan yaratıldı diyince direk çamurdan heykel yapıp ruh üflendiğini ali ağaoğlu gibi yaptım oldu diye yaratıldığını tahayyül eden sığır zekalara hayranım.
    o çamurdan kasıt belli ki evrimin başlangıcı olan su/çamur. insanı da önce yarattık sonra biçimlendirdik diyor yani prokaryot hücreden tut bakteriye kadar her şey yaratma aşamasından geçip canlılık kazanıp en son insan biçimini almış olabilir. bu da tanrı katında 1 gün bizim buralarda milyonlarca yıl alacağından evrimle dini çeliştirip biyologlara laf atan tiplerı ayrıca tebrik etmek lazım.

    her şeyi çiftler halinde birer birer yarattık derken sen hepsini aynı anda püff diye var etmeyi anlarsın, ben tek tek bir bir ve neden sonuç ilişkisi içerisinde arkelerden başlayıp balinaya giden süreci anlarım. bakış açısı.

    hatta dur bak big bang var bildin mi bunu da o kuş kadar beyninle dinle çeliştirirsin sonra millet niye ateist oluyo diye düşün dur manda yavrusu seni.

    bak yavrucum bilim dini çürütmez ve doğrulamaz o kendi işine bakar din adı üstünde metafiziktir ve bireysel bir meseledir inançtır psikolojidir olsa olsa belki felsefe ilgilenir orada da bazı düşünürlere göre felsefenin bu konularla uğraşmaması gerekir. fiziksel metodlarla kanıtlanabilecek veya çürütülebilecek olsa zaten tanrı kavramı tanrı kavramı olmaktan çıkar güneş gibi ay gibi bir materyal olur o yüzden bilimle dini çeliştirip evrim yok şempanze maymun maymun şempanze diye sayıklamayı kes de bir düşün.

    sen yaratılmaktan bir anda yoktan belirmeyi anlıyor olabilirsin, ama ben gökdelen yapmadan önce apartmanlarımız olduğunu ondan önce tek katlı evlerimizi ondan önce de kulübelerimizi inşa ettiğimizi hatta palmiyelerden ve bambulardan yapılan evleri ve hatta mağarada yaşanılan zamanları düşünülür gökdelenin pop sesiyle ortada bitivermediğini anlarım.

    hatta bak bunu diyen şunu da der 'şimdiki apartmanlar niye gökdelen olmuyo yaaa aha da evrimi çürüttüm'


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (şimdi biraz düşünelim sığır antidarwinci insan)
      Evet biraz düşünmek lazım.
      Darwin, yaratıcının asla var olmadığını kanıtlamak için evrim teorisini ortaya attığını ben mi uyduruyorum da, sen evrim ile İslamı uydurmaya çalışıyorsun...

      Sil
  43. bilim daha önce bulunanları yanlışlayarak ilerler safsatasına gelirsek.çağımızda bilim şu. bilimin kabasını aldılar bize ufak detaylar kaldı.biz geçmişteki bilimi inkar etmiyoruz aksine onların bulduğu denklemlerin üzerine kafa patlatarak yeni şeyler icat ediyoruz. mesela eulerin ve maxwell denklemleri şu yazdığım bilgisayarın varoluş nedeni yani yok öyle asırlık bilgileri yanlışlama filan.

    burada klasik newton fiziğinin einstein tarafından çürütüldüğünü söylemek , kuantum diye bir şey çıkmış ağa 3+5 =8 etmiyormuş deyip sonra felsefeye bağlamakla eşdeğerdir

    arkadaş zaten çok az şey vardır 'yasa' diye anılma hakkına sahip olan şu bilim dünyasında onlar da newtona aittir. bildiğin yasa lan hipotez değil teori bile değil adam kanunları keşfetmiş.

    mesela bu ikiyüzlülüğü çok yapar bir kısım insanlar işine gelince newtonun yasalarını cımbızlar, 'termodinamiğin 2. yasası' bık bık entropi cık cık diye oradan dinini kanıtlamaya girişir.

    işine gelmeyince bilim çok yamuk yapıyo aga yae zaten einstein newtonu çürütmüş ehehe hehe.

    bunları ağzına terlik atarak susturmak farzdır.
    görelilik ve modern fizik klasik mekaniği yalanlamaz. bunlar ayrı alanlardır ve teorik fizikçilerin günümüzde yaptığı şey fiziğin görünürde birbiriyle çelişir gibi duran bu mikro ve makro evrenlerle ilgili teorilerini birleştirip bir 'her şeyin teorisi' oluşturmaya çalışmaktadır.

    newtonun yanıldığını iddia eden bir insanı en yakın damdan matrixteki gibi zıplamaya davet ediyorum.uçarken de çok yaşa aynştayn diye bağırsın bakalım. mekanik/klasik fizik senin benim gibi insanlarla otobüslerle a şehrinden b şehrine giden aracın hızıyla filan uğraştığı için zaman/konum/hız/ivme denklikleri ışık hızına yakınsayan elektronlar ve dalgalar dünyasında yani mikro dünyada geçersizdir burada farklı genel kuvvetler işlemeye başlar. mesela kütleçekim yerine yeğin çekirdek kuvveti diye bişey var onu inceliyosun gibi gibi. fiziğin görünürde birbirine uzak kalan 4 ayrı sahasını birleştiren bir eşitlik de elbet bulunur belki yarın belki yarından da yakın.

    şimdi bunlara dayanarak bilgi sahibi olmadığınız alanlardan yola çıkıp fizik yanlış biyoloji yanlış bilim hep kendisiyle çelişiyor hepsini yalanlayabiliriz demek eşeğin kulağına su kaçırmaktır. elbette çağlar geçip bilgi birikimi arttıkça değişen şeyler olacaktır ama bu şu anki bilimin komple yanılgı olduğu anlamına gelmez.

    arkadaş metafizik şeyleri bilime sataşarak onu yalanlayarak kanıtlayamazsınız boş bir çabadır. siz böyle devam ettikçe daha nice çömez satanist yetişir.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tanrı parçacığı ne demek biliyor musun?
      bu sorunun cevabı, sana bilim dünyasının gerçek yüzünü gösterecek.
      Şu ana dek merak edip öğrenebildin mi ne demek olduğunu?
      Yakın tarihte, cern deki olası keşif sonucu medyada uzun süre açıklamalar yapmışlardı, bu parçacığın ne olduğuna dair.

      Bu açıklamaları dinlemiş olsan bile, Tanrı parçacığının ne olduğunu anladığını sanmıyorum.

      Sebep?

      Söyleyeyim sebebini;
      Hiç bir bilim adamı, öyle kameralar karşısına geçip de,
      biz bilim dünyası olarak maddenin neden kütlesi var anlayamadık.
      Kütlemizin, hacmimizin nasıl oluştuğuna dair hiç bir fikrimiz yok.
      Fizik yasalarımız iki boyutlu evrene kadar açıklama getiriyor, neden üç boyutlu olduğumuzu bilmiyoruz.
      Diyemedi de ondan...

      İnsanlığın, Tanrı parçacığı macerasının küçük bir özeti;
      Üç boyutlu bir evrende olduğumuza göre, kütlemizi ve hacmimizi oluşturan bir etken mutlaka var.
      Bu etken, olsa olsa evrenin tamamında var olan bir parçacık yağmurunun atomlara teması sonucunda oluşan bir etkidir.
      Bu teoriden yola çıkan, Şu an adını hatırlamadığım bir zat, hayatının büyük bir bölümünü bu olası parçacığın varlığını tespit etmeye uğraştığı halde başarılı olamayınca tanrının cezası parçacık demeye başlıyor, bu konuda kitap yazmaya kalkışında ise, yayın evinin siyasi kaygıları neticesinde kitabın ismi tanrı parçacığı konuyor.
      Anlayacağınız bu parçacığın tanrı ile bir bağlantısı yok.
      Ama gel gör ki Allah var, insanlığın yaşamış olduğu bu macera benim gözümü açan sebep oldu.
      Bilim dünyası, bilmediklerini gizleyerek, bildiklerini süslü kelimelerle süslü cümleler kurarak anlatıp, kendini balonlaştırmış. Şişirmiş de şişirmiş.
      Meğersem içi boşmuş, nereden bilebilirdim ki.

      İlk okul mezunu olduğum halde yaptıklarımı/yapabileceklerimi bilsen bir daha hiç bir bilim adamına hello demezdin.

      Yinede hayat, senin hayatın bildiğin gibi yaşa.
      Başkalarınınkine karışmadığın sürece saygım var.

      Not; cern deki olası keşif halen olası durumda, henüz hacmimizi, kütlemizi oluşturan etkeni, insanlık olarak tesbit edebilmiş değiliz.

      Sil
  44. flereous, 10 dakikadır yazdıklarını okuyorum. kendi kafanda bir iddia yaratmak, kendince onu çürütmek, ardından bana laf sokmak nasıl bir masturbasyon anlayışıdır bunu anlamadım. kendi hayalinde argümanlar yaratıp bunları bana mal ediyorsun. ya yazılanları anlamadın, ya da sadece bana sinir olduğun için laf sokmak amacıyla hareket ettin. öte yandan ben kendi bakış açımdan oluşan yorumlar için hiçbir zaman %100 doğrudur iddiasında bulunmadım, sen de bulunma, zira insanın ciddiye alası gelmiyor.

    özet: 10 dakikamı geri istiyorum. 11 oldu.

    YanıtlaSil
  45. son yorumu kastediyosan, sen niye üstüne alındın anlamadım.
    kendi kafamdan iddia yaratmıyorum 1, sana sataşmıyorum sadece yazdıklarından çıkarilabilecek yorumlarla gidip bilime sataşacak yobazlara sataşıyorum bu 2.
    sen çoğu yerde zaten bilimle/dini ayırt edin bilim dini kanıtlamaz ve yanlışlamaz diyerek bahsetmişsin aslında yorumum yazdıklarını destekliyor. zaten iki farklı kulvar olduğunu bilimin nasılları dinin nedenleri açıkladığını filan söylemişsin de . başka bir yazında da zaten fizik konusunda pek bilgin olmayıp yanlışlar yapabileceğinden de bahsedip baştan özür dilemişsin. burada o yüzden lafım sana değildi seni suçlamıyorum. sadece newtonun yasalarının modern fizik tarafından yanlışlandığı gibi abuk bir argümanla gidip ' işte bakın bilim sürekli değişiyor güven olmaz bunlara' diyecek olan insanlaraydı sözüm.
    ondan önce yazdıklarıma gelince de sadece yazının başında yaptığın 'ya tek din vardır ya da tanrı ve dinler yoktur 'gibi bir çıkarımdaki mantık hatasından bahsettim hepsi bu.

    ki yazdıklarıma karşıt argüman sunmayıp herhangi bir mantıklı savla gelmemen ,hayır o çıkarımım gayet mantıklıydı diye sebeplerini açıklamak yerine 10 dk mı geri ver diyerek konuyu çarptırman da gözümden kaçmadı . kendi çapımda yazdıklarına %80 hak verip sevdiğim bir insandın şu yorumdan sonra hayal kırıklığına uğradım.

    retorikte iyisin hakkını vermek lazım. ama en ufak bir eleştiriye tahammülün yok.

    YanıtlaSil
  46. yok lan yok dur. ben 2. ve 3. yorumlarını da bana ithafen yazdığını düşündüm oruç kafayla, zaten o yüzden "iyi de, ben böyle bir şey demiyorum ki?" tribine girdim. kusura bakma ehehe. yoksa ilk yorumunda böyle celallenecek bir durum yok elbette. ben "sudan yarattık" ayetini "suya muhtaç olma" şeklinde değerlendirmiyorum veya big bang'in çeliştiğini düşünmüyorum. bunları bana karşı söylediğini düşünmüştüm, tekrardan özür dilerim.

    evet dinlerin doğruluğunu iki ihtimale indirgedim ilk başta ve daha sonra deizmi neden mantıklı bulmadığımı da yazının devamında kendimce izah etmiştim. fakat buna ek olarak Allah'ın hem var olup, hem de insanlara farklı dinler göndermesi ihtimalini de mantıklı bulmuyorum. bunu açıklama gereği görmemiştim yazıda, şimdi açıklayayım.

    Allah'ın "aynı anda" farklı peygamberler gönderdiğini zaten biliyoruz, örneğin İsa ile Yahya veya İbrahim ile Lut aynı dönemde peygamberlik yapıyorlar. hatta İbrahim ile Lut'un toplumları bile farklı. fakat bu peygamberlerin öğretilerinde herhangi bir değişiklik yok. veya misal veriyorum; bundan binlerce yıl önce Allah hem kuzey amerika'ya, hem de asya'ya farklı peygamberler de göndermiş olabilir. fakat bu peygamberlerin öğretilerinde de bir değişiklik olması, Allah'ı çelişkili bir ilah yapar. farklı coğrafyalara gönderilen dinlerin ibadet şekillerinde farklılıklar olabilir, teferruatta da ufak farklılıklar olabilir, fakat Allah'ın insanların bir kısmına "ben hiçbir şeyin eşi, benzeri ve dengi değilim" deyip bir kısmına da "benim oğlum var" demesi, mutlak doğru olan Allah'ı direkt yalancı konumuna düşürür ve onu çelişkili bir ilah yapar. aynı şekilde insanların bir kısmına "cehennem yok" deyip bir kısmına "cehennem var" demesi de Allah'a yakışan bir tutum olmaz.

    "Bu, Allah'ın daha önce gelip geçmişlede işleyen tavrı-tarzıdır. Allah'ın tavrında herhangi bir değişiklik asla bulamazsın." - Ahzab 62

    "Allah'ın yol ve yönteminde değişme asla bulamazsın!" - Fatır 43

    bu ayetlerden de Allah'ın gönderdiği dinlerin öğretisinde bir değişim ve bir farklılık olmadığını anlayabiliriz. aslında "Allah'ın gönderdiği dinler" ifademde de hata var, Allah sonuç olarak tek bir din gönderiyor.

    ha bazı ibadet şekillerinde ve teferruatlarda farklılıklar olmuş mudur? muhtemelen olmuştur. sonuçta avustralya'daki adama "hadi kabe'ye gidip onu tavaf edin" diyecek hali yok Allah'ın. fakat öğretinin kendisinde hiçbir değişiklik olamaz.

    insanlara yalan söyleyen ve gerçekleri gizleyen bir tanrı, insanın fıtratındaki yaratıcı inancına da ters. şahsen böyle bir tanrı'yı ihtimal dahilinde bile görmüyorum.

    YanıtlaSil
  47. ha şöyle sonunda anlaşmaya başladık galiba. bu düşüncene neden en başta şiddetle karşı çıktığımı da söyleyeyim
    beni zamanında ateist yapan en büyük soru binlerce farklı inanış olması durumuydu. e bunların bir kısmı haklıysa gerisi yanılıyor bu nasıl tanrı herkese farklı din yolluyor diye düşünmeye başlamak her şeyin çıkış noktası oldu.tabi araştırdıkça başka etmenler de oluyor ateist olmana neden olacak. felsefeden biyolojiye her şey yüzeysel baktığında dinle çelişir gibi oluyor derinine indikçe kafan karışıyor . ben 2-3 yıllık bocalama sorgulamanın ardından anca hayatıma dönebildim. bunda biraz senin de payın var hatta.gerçekten iyi ikna ediyorsun insanları bu blogta.

    o yüzden yaptığın en ufak hatalı çıkarım bile sorgulama aşamasındaki insanları yanlış yönlendirebilir diye düşündüm.

    konumuza dönersek benim kastettiğim o teferruatlardı işte tanrının birilerine oğlum dediğini zannetmiyorum zaten. olsa olsa en iyi ihtimalle mecazi olarak oğlu gibi sevmekten bahsetmiştir ve hristiyanlığın doğasında fedakarlık, çilecilik anlayışı olduğundan isa'yı oğul gibi sevdiği elçiyi kurban ettiğini anlatmak bayağı etkileyici olur insanlar üzerinde. ki kuranda ve tevratta da bilirsin hz. ismailin kurban edilmesi hikayesi var.

    incile gelince zaten insanlar tarafından hz. isa'nın hayat hikayesinin anlatıldığı bir kitap olduğu ve iznik konsülünde bazı kopyaları yakılıp bazıları saklandığı için zaten şu anki incilleri tanrının gönderdiğini ve isa'ya oğlum dediğini iddia edemeyiz.

    tanrı hep aynı tanrıydı yunanlılara zeusum iskandinavlara thor 'um demesi bişeyi değiştirmez. mitolojide hep diğer tanrıların üstünde büyük tanrı vardır o da bizim şu an iman ettiğimiz allah'tır. belki eskiden melekleri, şeytanları ve diğer metafizik yaratıkları da tanrı olarak yorumlasalar bile aslında paganların mitolojisi bizim dinlerle uyuşur. demek ki zamanında onlara da peygamber gönderilmiş. hatta hermetizmin ve masonluğun temelindeki hikayeler de bizdekilerle aynı gidiyor hz. süleymanın öğretilerini kullanan majisyenler var. amaçları iyi midir kötü müdür kime hizmet ediyorlar bilemem.

    hatta israiloğulları kuran'ın tevrattan alıntılanmış bir kitap olduğunu düşünür . öyle olmadığını kanıtlayan pek çok kısım olsa da tevrattaki hikayeleri birebir doğrulayan da pek çok ayet var. demek ki kaynak aynı. yani farklı dinlerin varlığı tanrının olmadığına işaret etmiyor.

    neyse zamanını fazla almayayım bunlar hep bildiğin şeyler. ve tanrı insanlara yalan söylemeden sadece bazı şeyleri farklı biçimlerde ve farklı kültürdeki insanların anlayacağı şekilde anlatmış olabilir. tıpkı senin bahsettiğin dedesinin yanında allah selinin yanında tanrı diyen adam gibi bişey. nabza göre şerbet vermezsen insanlara hitap edemezsin ve merhametli bir tanrı ne halleri varsa görsünler ben aynı şeyi aynı şekilde anlatırım deyip çekip gideceğine herkese kendi fıtratına göre hitap etmiştir gibi geliyor .
    madem bu konuda hemfikiriz en başta sana sert çıktığım için üzgünüm.

    YanıtlaSil
  48. bir de alakasız bir yerden sorum olacak seni yakalamışken furkan suresinin 53. ayetinde iki tane denizden bahsediliyor ve biri acı diğeri tatlı ve lezzeti deniliyor ikisinin karışmadığı söyleniyor. bu ayetin çok farklı yorumları var. kimisi bahreyn için deniz değil büyük su kütlesidir diyor. çünkü denize tatlı su demek sıradan bir insanın bile düşmeyeceği bir yanılgı. kimisi de kastedilen göklerde devinen tatlı su(yağmur suyu) ve yeraltı suları gibi su kütleleriyle denizlerdeki tuzlu suyun karışmaması, yani su döngüsünün sonunda yine bize içilecek lezzettli bir su olarak dönmesidir diyor. ben bu yorumu biraz zorlama buluyorum.
    ve bahsettiğin tarık suresinin 6.7. ayetlerinde insan atılan ve dökülen bir sudan yaratılmıştır. o kaburgalarla bel kemiği arasından çıkar diyor. burada ne dişi üreme hücresi ne de meni kaburgalarla bel kemiği arasından çıkmadığı için çoğu ateist kaynak bunu bilimle çelişir diye yorumlamış. ama saçma geldi hz muhammed kuranı kendi eliyle yazmış bile olsa bir insan zaten meninin kaburgalarla bel kemiği arasından gelmediğini gözlemleyebilir. neden böyle bir hata yapsın? farklı bir kaynakta ise burada kastedilen ayetleri ard arda okurken anlam kayması yaptığımızı yani o insan ki atılan bir sudan yaratıldı ve yine insan (kadının) kaburgalarıyla bel kemiği arasından çıkar. yani ikinci ayette '0' diye kastedilen üreme suyu değil insandır şeklinde açıklandığını gördüm.
    senin fikrin nedir? bu soruda da gerçekten samimiyim ve merak ediyorum hazır seni yakalamışken sormak istedim. art niyetle veya ateizm propgandası amaçlı yazdığımı düşünme lütfen.

    neyse ben çok zamanını çalmadan bir çay suyu koyayım . açıklamaların için şimdiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
  49. mitolojik dinlerin benzerliğini güzel yakalamışsın. "önceden çok tanrılı dinler vardı, sonra tek tanrılı dinlere evrildi, yakında da ateizme evrilecek" görüşü vardır ateist çevrede bilirsin. fakat mitolojik dinlerin çok büyük çoğunluğunda da en büyük bir tanrı vardır. esasen çok tanrılı dinler tek tanrılı dinlerden evrilmişlerdir. insan, her gönderilen dini tahrif eder, yorum katar, eklemeler yapar. günümüzde bile bu böyledir. sonuçta Musa 30 günlüğüne dağa gider gitmez buzağı heykeline tapabilen salak varlıklarız insanoğlu olarak.

    tatlı ve tuzlu suyu olan denizlerin varlığıyla ilgili şöyle güzel bir makale var: http://www.mubin.net/mercan_konusu.htm

    meninin bel ve kaburgalar arasında oluşması hakkında da şu habere bak istersen: http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/405440.asp

    tarık suresinde bahsedilen kısmın kemik iliği olduğu iddiasında değilim, bunu bilmiyorum. fakat insanın şu ana kadar bunu keşfedememiş olması, Kuran'daki ifadenin yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

    şöyle bir örnek vereyim, dünyanın döndüğü ve bir yörüngesinin olduğu keşfedildi. fakat Kuran'da güneş'in kendisine has bir yörüngesinin olduğu söylenir. eğer o tarihte yaşan bir ateist olsaydınız bu durumda "e hani güneş'in yörüngesi vardı? esas dönen dünyaymış, Kuran yalan söylüyor" diyerek Kuran'a karşı çıkabilirdiniz. fakat yıllar sonra güneş'in de yörüngesinin olduğu ortaya çıktı.

    yani bir şeyin henüz insanlar tarafından keşfedilmemiş olması, onun var olmadığı veya yanlış olduğu anlamına gelmiyor.

    peki neden Kuran'a güveniyoruz bu konuda? çünkü güvenmek için elimizde yeterince delil var. en azından ben bu fikirdeyim ehehe.

    YanıtlaSil
  50. mitoloji konusunda ben çok zorlamış ve iyimser davranmış olabilirim bilmiyorum. ama 3 yıldır oradan oraya savrulup ateistlikten hermesçiliğe her şeye ön yargısız bakmış bir insan olarak vardığım nokta bu. belki de almanca öğrenirken daha önce ingilizceden bildiği bir kelimeye rastlayıp mutlu olan bir insan evladı gibiyimdir bu konuda emin değilim.
    açıklamalar için çok sağol,gerçekten minnettar kaldım. denizlerle ilgili bu attığın link şimdiye kadar okuduğum/ duyduğum en iyi açıklama oldu. şu gecede internette oturup bu ayetleri sorguladığım için kendimi suçlu hissetmiştim en başta ama gidip bir camide anlamadan veya başkasının yorumuyla aktarılan arapça sureler dinlemekten daha iyi bişey yaptım gibi geliyor.
    kurandaki ifadenin yanlış olduğunu da hiç düşünmedim çünkü o kadar basit bir şey olsa sıradan bir insan yazmış olsa zaten tattığı deniz suyuna tuzlu demez ve insan gözüyle tarık suresindeki insan üreme hücrelerinin omurilikle kaburgalar arasından çıktığını iddia etmezdi . altında daha derin ve benim anlayamadığım bilimsel bir gerçek olduğunu düşündüğüm için sana sordum. belki de dediğin gibi daha keşfetmedilmeyen ve gelecek yüzyıl insanlarının keşfedince şaşıracağı bir bilgi verilmiştir. attığın linkleri iyice bir inceleyeyim.
    bu arada hiroşimanın anılmasına 3 gün kaldı belki onla ilgili de yazarsın .
    http://www.youtube.com/watch?v=AVpj1mX372A .

    iyi geceler, sağlıcakla kal maykıl.

    YanıtlaSil
  51. Aynı senin 3 yıl önce yaşadıklarını hissettiklerini hissediyorum. Bende mezheplere kesinlikle karışıyım inanmıyorum. Birşey sormak istiyorum Kuran'da namazın nasıl kılınacağı belirtiliyor mu ? İbadetlerin nasıl yapılacağının kaynağı tam olarak nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her şey kuranda yazmaz ,peygamberlerin uygulamalarından öğreneriz bazı şeyleri Allah kuran da zekat ile ilgili malınızdan arttırdıklarınız ı verin der ölçüsünü 40 da 1 olarak peygamber sav söyler namazın nasıl kılınacagın da peygamber öğretir abdestın nasıl alınıcagını osurulduğu takdirde abdestın bozulucagını peygamber öğretir buhari müslim en sahih kaynaklardır ama bazı ibneler onların da içerisinde uydur ma oldugunu söylerler halbukı bu belırlı metotlar dahılınde ortaya çıkan kıtaplardır belırlı incelemler vs vs

      Sil
  52. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  53. benim anlamadıgım niye bu kadar götümüzü yırttığımız anlamak için.Ve iyi ateistlerin(tabi neye göre iyi, ahlak kuralı olmadıgı ıcın baz alma yeri ne olur bilemem.) neden cennete giremediği.ve din dünya düzeni için gereklimidir yoksa şimdiye kadar sadece kaosamı neden olmuştur.yani hiç huzur getirmişmidir.allah acaba birden fazla din olunca dinler arası savaş çıkabilceğini tahmin(insani özellik oldu farkındayım) edememişmidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bildiğim kadarı ile ateistler bilimsel bakışla izah istiyorlar.
      Yine bildiğim kadarı ile bilimsel bakış demek, sonuçlanmış olan unsur/konu hakkında, sıfırdan başlayıp sonuçlanmış olduğu ana kadarki bölümü oluşturan sebepler ve sonuçlar silsilesinin tamamını tespit etmek ve bu yolda elde ettiği yeni bulguları tanımlamak tır.

      İşte, insanları din arayışına iten istek tam da buradan gelmektedir.

      Nasıl yani?

      Nasılı şöyle;
      Fizik dünyasına baksan: Baktığın her noktada sebep/sonuç, etki/tepki ilişkisini görürsün.
      Quantum dünyasına baksan: Baktığın her noktada sebep/sonuç, etki/tepki ilişkisini görürsün.
      Evrenin en ötesine baksan: Baktığın her noktada sebep/sonuç, etki/tepki ilişkisini görürsün.

      Eğer bilimsel bir bilinç ile bakıyorsan sebep/sonuç, etki/tepki ilişkisini göremediğin, hiç bir nokta hiç bir madde ve hiç bir kavram bulamazsın.

      Uhrevi kavramlar hariç, ne de olsa bu kavramları kabul etmediğinizi var sayıyorum.

      Tabi bir de düşünen bir bilinç isen, sorular başlayacak.
      Gördüğümüz bildiğimiz her şey de bir sebep varsa.
      İnsanlık olarak evrenin var oluşuna bile bir sebep arama ihtiyacı hissediyorsak.
      Uçsuz bucaksız ve ıssız bir evrenin, bir yerinde oluşmuş küçücük bir dünyanın üzerinde nasıl oluştuğu muzun sebebini bile bulmaya kalkışıyorsak.
      Evrende sebepsiz hiç bir şey yoktur hükmüne varmış oluruz.

      Bu hükmün peşi sıra, bir takım sorulara, fiziksel alemde cevap bulamayacağımızı fark ederiz.
      Örneğin;
      Birçok bebek anne rahminde iken kürtaj sonucu alınıyorsa "ben" niye alınmadım? (Bana sorsalardı ve bu bilince sahip olsaydım gelmek istemezdim)

      10000 lerce yıldan bahsediyorlar, "ben" neden 1977 de geldim?

      İnsanlar neden silsile silsile geliyor da sevdiklerinin ölümlerine katlanmak zorunda kalıyorlar? (bkz:Darwinizm)

      Tevafuk denen şeyin tesadüf denen şeyi dövdüğüne ömrümde yüzlerce kere şahit oldum, bu tevafuk denen şeyi kim kontrol ediyor?

      Kök hücrelerin, bölünerek çoğaldığına, ellerindeki tek bilgi kaynağının, DNA verisi olduğuna ve o canlıdaki tüm DNA lar birbirinin kopyası olduğuna göre.
      Bir kök hücre filanca böbreğin falanca noktasına gitmesi ve orada böbrek yapı taşına dönüşmesi gerektiği bilgisini nereden bilecek?
      Cevap: DNA'dan
      Soru: o oluşumdaki bütün DNA'lar birbirinin kopyası ve hücrenin elinde başka bir bilgi yok. Tabiri diğer hücrenin kimliğini ifade eden başka bir bilgi kaynağı yok.
      Hani örnek olarak; hücrenin Hasan diye bir ismi olsa ve bizim Hasan, DNA'nın içindeki canlı yapımı için gerekli olan tüm projeye bir bakar, Hasan ile ilgili olan satırı bulur ve orada yazan görevi icra etmeye koyulur lakin gerçekte böyle olamaz.

      Neden olamaz?

      Hücreler bölünerek çoğalır demek, bütün hücreler birbirinin klonudur demek gibidir. Yani hiç birinde ayrı bir kimlik oluşamaz.
      Böylece kök hücre, canlı yapımı için gerekli olan tüm bilgilerin bulunduğu projeye bakıp kendi için ayrılmış olan bölümü bulamaz çünkü kendi kimliğini bilememektedir.
      Öyle ise ya bilim yanılıyordur
      yada cevabını fiziksel dünyada bulamayacağım bir soru oluşmuştur.

      vs, vs, fiziksel dünyanın bana cevap veremeyeceği sorularımı buraya yazmaya kalksam bu bloğa ayrılan data miktarı yetmez.

      Anlamak için bu kadar uğraşmamızın sebebi insanlık derecemizi vasatın üstüne çıkarma çabasıdır, (tabiri diğer şahsi bir konudur) Doğruları aramak, vasatın altında kalmaktansa üstüne çıkmayı tercih edenlerin arzusudur.

      Soru:din dünya düzeni için gereklimidir?
      Cevap: Beni dizginleyen unsur ney sanıyorsun?

      "Kevin Mitnick, federal ajanlar tarafından 20 bin kredi kartı numarası çalmak suçuyla tutuklandı. Mahkemeye çıkarılmadan dört yıl hapiste kaldı ve hacker'ların yeraltı dünyasının en ünlü ismi oldu."

      Bunun kralını yapmaktan.

      İnsanlar din adı altında İhtiraslarının peşinden gitmiyorlar mı? (Bunda dinin suçu ney)
      Eski ABD Başkanı Bush haçlı seferi demeçleri vermedi mi?
      Ne diyeydi petrol seferi mi diyeydi?


      Sil
    2. Sence altta linkini verdiğim olayı her hangi bir din mi yaptırır dinsizlik mi? (Dinsizlik, hesap vermeyeceksin anlamına geliyor hatırlatırım)
      Bu adamın da yakalandığı halde bu konuda yargılanmadan lüks teknesi ile dünya üzerinde turladığı bilgisi ile konuya bakarsak şu an dünyada hakim olan gücün, dinsiz olduğunu algılamak, çok zorlama bir tahmin olmaz sanırım.
      Öyle ise dinsizliğin hakim olduğu dünyadaki vahşet, bize neyin eksikliğini ifade ediyor sence?
      http://www.dailymotion.com/video/xwxq9k_13-yasindaki-turk-cocugun-derisini-diri-diri-yuzdum-ermeni-doktor-zori-balayan_news

      Din ile dizginlenen insanlar olmasa Şu anki kaos daha büyük olmaz mıydı?

      Son sorunda Allah'dan bahsediyorsun bu sebeple İslami inancıma göre cevap vereyim.
      Her canı Allah verir ve yine o alır.
      Bu şu demek oluyor, şu an dünya üzerinde ölen her insan ister yatağında ölsün ister cephede, ölümünün sorumlusu Allahtır ve almak şartı ile veren birini, aldığı için suçlayamazsın.
      Sorduğun sorunun bir de şöyle bir bakış açısı var
      sanki aynı anda bir çok Allah dini varmış gibi bir ifade içeriyor.
      Böyle bir şey ima ediyorsan.
      Son peygamber geldiğinden beri Allah indinde tek din İslamdır.
      Eğer iyi biri isen, Allah'tan kalan ömründe başarılar dilerim.

      Sil
  54. Şu ibadetlerin gayesi hakkında bir yazı olsa çok güzel olur.Sonuçta birinin bu dini seçme sıkıntısından birisi ibadetlerin tam anlatılmamış ve amacının tam olarak anlaşılmaması ne yazık ki.Günümüzde de sadece ibadet robot gibi yat kalkdan ve zevk almaya bakın yaptıkça zevk alacaksınızlardan oluşuyor.Bu da çok kafa karistiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talep etmiş olduğun için yazılacak olan uzunca yazıyı, şu an yaptığın gibi, yazılanları okumadan bla,bla, deyip geçmen için mi? Oturup uzunca bir yazı yazmamızı istiyorsun.
      Düşünce özgürlüğü isteyen bu Millete, ne oluyor da oturup iki dakika düşünmemek için kırk dereden su getirir oldular.

      Sil
    2. Okumadığımı da nerden çıkardın herzamanki gibi akıcı olduğundan kalkamadan bitirdim. Belki sen saldırgansın belki de ben anlatamadım.Ayrıca nickime takma çok eski bir geçici gmail oldugundan öyle yoksa burdaki yazılara kesinlikle bla bla diyemem.Ayrıca inançlardaki ibadetler dini belirleyen unsurlardandır.Ben Allah'a inanıyorum demekle olmuyor ibadet yükümlülüğünü de işe katmak gerek.Ben sadece ibadetlerden zevk almak için gerçekten neden yaptığımızı öğrenme niyetindeyim bu aynı yukarıda belirtildiği gibi Kuran'ı arapçasından okusan yeter diyenler olayı gibi sadece yatıp kalkmak değil neden bu kadar önemli rolü olduğunu peşindeyim.Din hakkında bu kadar güzel yazan birinin bu konuda da güzel şeyler bildiğini düşünüyorum ve düşüncelerini öğrenmek istiyorum.Kesinlikle bir art niyet de gütmedim.Umarım anlaşabilmişizdir.
      Düşünme olayına da gelince bu yazıdakileri de yazar millet düşünmemiştir sadece ben düşündüm diyerek mi yazmıştır? Sanmıyorum, benim gayem de bu.

      Sil
    3. Benim kalbim temiz der, kullardan bazıları.
      Bu savunma onlara yeter, lakin hiç düşünmezler gerekli ibadetleri yapan kulların kalbi pis mi? Diye.
      Gerekli ibadetleri yapan kulların da kalbi temizse, sadece kalbim temiz demekten başka icraatları olmayan kullardan daha üstün olmuş olmazlar mı?
      Şimdi sorarım sana, bin beş yüz lira maaş bana yeter, daha çok kazanmak için çabalamama gerek yok diyen kaç insan gördün?
      Peki bu insanın, konu uhrevi para olunca, kalbinin temiz olmasından kazanacağı gelirin kendisine yeteceğini iddia etmesi, ne anlama geliyor?
      "Sen öyle inançsız gibi göründüğüme bakma, inançlı biri olduğuma dair hiç bir belirti olmaması beni ateist yapmaz, aslında benim kalbim temiz, onu da göremeyeceğin için beni ateistmiş'im gibi algıladın."
      İşte, her hangi bir dine tabi olma ihtiyacı hissetmeyen, sadece kendi işime bakarım gerisi beni ilgilendirmez diyen/diyebilen canlılar, dışlanma korkusu ile benim kalbim temiz argümanını kullanırlar.
      VE öyle ilginçtir ki yukarıda tırnak içinde kaleme aldığım cümleyi, hristiyan toplumlarda, yahudi toplumlarda, Müslüman toplumlarda, budist toplumlarda, vs,vs yaşayıp din ihtiyacı hissetmeyen her kişi, söz konusu cümlede hiç bir değişiklik yapmadan kullanabilir.
      Çevrenizde ki, benim kalbim temiz gibi cümlelerle kendini savunma ihtiyacı hisseden her kişi, gerçekte "benim her hangi bir dine tabi olmaya ihtiyacım yok" demektedir.
      Bilindiği gibi, ibadetler insanların yapmak istemeyeceği unsurlar içermektedir. Tabiri diğer, sıkıcıdır/eğlenceli değildir.
      İlginç bir konu daha vardır ki yaratıcı bu konu ile bize mesaj vermektedir.
      Kişilerin tuvalet ihtiyacı, Bedenimiz bize "vakit geldi, doğru odaya diye racon keser" malum oda, genelde evimizin en küçük odasıdır, ve o odada durmak da aynen ibadetler gibi sıkıcı olduğundan, biz biraz daha takılsam, sonra gitsem gibi küçük direnişler gösteririz, lakin bedenimiz tarafından bize kesilen racon, her zaman galip gelir ve bize malum hareketleri yaptırır.
      Bedenimiz bize sadece vc ihtiyacı konusunda değil bir çok konuda racon keser ve istediğini bize yaptırır, "kaşı lan şurayı","şuraya bir çapak batmış, çabuk çıkar yoksa!!" gibi ve dediğim gibi her zaman galip gelir bize karşı.
      Şahsi kanaatimce bu durum şu anlama gelir. Ben isteseydim, sizden yapmanızı istemiş olduğum tüm ibadetleri, size kendi bedeninizi kullanarak bile yaptırabilirdim. sizce? Yaptırabilir miydi?
      Sonuçta zoraki yaptırmamış, bu sebeple biz, niye yapmak zorundayız konusuna gelelim.
      İnanç kavramı ne demektir? İnanç kavramına hangi durumlarda ihtiyaç duyarız?
      Doğruluğu kanıtlanamamış her hangi bir bilgi, bilincimize ulaştığında, bilincimizin üç seçeneği vardır. 1; bilginin doğruluğunu kabul etmemek. 2; Bilginin doğruluğunu kabul etmek. 3; Aman boş ver, banane bee, deli mi ne, diyerek kestirip atmak.
      Bu üç seçenekten birine karar vermek zorunda kaldığımız ana, inanç kavramı denir.
      Gördüğünüz üzere, bilinç sahibi her canlı inanç kavramını kullanır, lakin düşünebilme kapasitesi olan her canlı, bu şartlar altında yaratıcının varlığının kesin kanıtının bulunamayacağını da anlar. Aksi takdirde İslami inanç sistemi çöker.
      Peki İslami inanç bilgisi bize ulaştığında, elimizdeki seçeneklerden ikincisini seçtiğimizi farz edelim, yani bize iletilen bilgi olan İslamın doğru olduğu kararını aldığımızı farz edelim.

      Sil
    4. "İnandım" ,iyi yaptın aferin.
      Acaba gerçekten inandı mı?
      "inandım dedim ya" Gerçekten mi? Yemin et.
      "yaw daha ne diyeyim yemin ettim ya" Hayır hayır, çocuklarının, sevdiklerinin ölümü üzerine yemin etmezsen inanmam sana.
      Gördüğünüz üzere insanlar arasında yalanın had safhaya yükselmesinden kaynaklanan etki ile karşısındaki şahısın doğru söylediğine inanmak için yemin ettirmeye ve bir takım yöntemler kullanarak ikna olmaya çalışıyorken, yaratıcının da bu tarz yaklaşımlar içinde bulunması çok ta mantıksız değil.
      "ALLAH içinizde olanları hakkı ile bilendir" E öyle ise niye gerçekten inanıp inanmadığımızı doğrulamak istiyor.
      Mahşer günü geldiğinde hepimiz hesaba çekileceğiz. Ve bu hesap insani mahkemelere benzer şekilde kanıtlar huzurunda gerçekleşecek ve söz konusu kanıtlar amellerimiz olacak.
      Münker ve Nekir denen iki melek söz konusu mahkemelerin delil toplayıcısı olarak ömrümüz boyunca yanı başımızda görevlendirilmiştir. Kayıtların tutulduğu arşive amel defteri denir.
      Malum kişinin amel defteri:
      Kötü ameller:
      Ezan okundu her hangi bir tepki göstermedi.
      Vakitlerden Ramazan oruç tutmuyor.
      Çarşaflı gördü kara Fatma dedi.
      Başı örtülü gördü yobaz dedi.
      İslami sakallı gördü gerici dedi.
      vs,vs
      İyi ameller:
      Top sakallı gördü çağdaş dedi
      Kalbinin temiz olduğunu iddia ediyor.
      vs,vs
      Konumuza devam edelim...
      "o gün kimsenin kimseye itiraz edecek gücü olmayacak" demek, ben güçlüyüm asarım da keserim de demek değildir.
      michael sikkofield'in tabiri ile "ben adamı belgelerle sustururum" tarzı bir anlamı vardır.
      "Kişi, kendi ateşini kendi götürür" ifadesi, "kendin ettin kendin buldun" ifadesi ile eşdeğerdir.
      Yaratıcı, o gün sanık olacak olan kulunun, gerçekten inanmış olduğunu kanıtlaya bilmesi için o kuldan bir takım isteklerde bulundu.
      Bu istekleri seçme konusunda ilmi bilgisini kullanarak özen gösterdi.
      Mustafa kemal'in malum pozlarını hatırlayın ve insanların o pozlara yaptığı yorumu.
      Bir şahıs, siyonizme hizmet edenlerin verdiği tarzda sıra dışı pozlar veriyor, onu gören insanlarda kesin bir hüküm oluşmuyor. Sonuçta bir acaba? kalıyor.
      Bir de namaz kılan bir adamın verdiği pozu düşünün. Sadece inandım demekle yetinmeyip inandığını gösteren eylemlerde sergiliyor.
      Bu yeterli mi?
      Değil elbette.
      Bir kişinin gerçekten inanmış olup olmadığına karar vermek için, kişinin bütün amel defterini tiftikleyip, elde edilen bütün delilleri incelemek lazım. Ömür boyu pot kırmayan bir insanın bir şeyler gizlediğini iddia etmek cahillik olur.
      İyi de, ya kişi tarafından yapılan tüm ameller, insanca yaşamayı tercih emiş olduğu için işlenmişse?
      Öyle ise kullarımdan öyle şeyler istemeliyim ki hem "hiiç ne bileyim içimden geldi yaptım" tarzı bir şey olmasın hem de "İnanmış olduğum için değil insan olduğum için yapıyorum" tarzı bir şey olmasın.
      Ben elimden geldiğince beş vakit namazı kılmaya çalışıyorum ve sıradaki ezan okunduğunda "e be hoca biraz ara ver de işimize bakalım/biri bitmeden öteki başlıyor" tarzında cümleler dökülüyor ağzımdan.
      Bu, bir inançsızlık göstergesi değildir, insanca yaşamanın ve yararlarını tam olarak algılamadan zoraki yapmanın göstergesidir.
      Soru; Yapmak istemediğin halde niye yapıyorsun?
      Cevap; Ay sonu alacağı üç kuruş için kim (kovulana kadar) patronunun saçmalıklarına katlanır ki? Soru; Yapmak istemediğin halde niye yapıyorsun?

      Sil
    5. Yaratıcı, "Zaten sen istemesen de ben yapacaktım" tarzı isteklerle karşımıza çıkmayacak kadar ilim sahibidir.
      Her akşam başka karşı cins ile yatmayı kim istemez?
      Ona gerçekten tabi olduğumuzun kanıtı olarak, Namaz yerine, böyle şeyler mi isteseydi.
      Ben namazı huşu içinde kılıyorum diyenler, Ya münafıktır yada dünyanın paylarına düşen yükünü sadece kendi omuzlarına sırtlamış sağlam eşlere sahiplerdir.
      Şahsi kanaatimce, Yaratanın bizden istemiş olduğu ibadetleri seçerken kullandığı kıstaslar şunlardır; sıkıcı,itici,insanca yaşamaya aykırı olmadığı halde,yararlı olmalı ve ne kadar yararlı olduğu insanlık tarafından keşfedilemeyecek türden olmalı.
      İstenmiş olan ibadetlerin ne kadar yararlı olduğunun, tam anlamı ile keşfedilmesi demek, insani yaşam kuralları arasına girmesi demekti.
      Bu durumda mahşer günü yani mahkeme günü birileri kalkıp "filanca kişi sana ibadet etmek için değil insanca yaşamak için öyle yaptı" deme imkanı verirdi.
      Yaratıcı o kadar kudretlidir ki haklı olduğun konuda kendisine kafa tutmana izin verir.(Tabiri diğer despot değildir.)
      Ve yine Yaratıcı öyle ilim sahibidir ki kendini bu pozisyona düşürmemek için ne yapması gerektiğini bilir yapar.
      "O gün ne bir yardımcı ne bir koruyucu, kendini savunacak hiç kimseyi bulamazsın" tarzı söylemleri, despotizm ifadesi değil, seni korumak adına söylenecek hiç bir söz kalmayacak kadar mat edileceğinin ifadesidir. (Tabiri diğer (bkz)"suç üstü yakalanmak")
      İnsanlar bir taş ile iki kuş vurmak deyimini kullanırlar, insanlar bile, kendi imkanları miktarınca, bir taş ile birden fazla kuş vurmaya çalışıyorlarsa, Yaratıcı neden yapmasın.
      Soru; Acaba insan bir taş ile en fazla kaç kuş vurabilir?
      Soru; Acaba Yaratıcı bir taş ile en fazla kaç kuş vurabilir?
      Yaratıcı, söz konusu ibadetleri seçerken, aynı anda bir çok amaca hizmet edecek türden seçimler yapmış olmayacağını, düşünmek aptalca olur.
      Sen ibadet etmek istiyorsan ibadetini yalnızca O istediği için yap, nefsinin hoşuna gittiği için değil.
      Hoşuna gidecek olan şey şu olsun, Özel bir varlık ile anlaşma yaptım ve anlaşmadaki tarafıma düşen kısmı yerine getiriyorum. Ve O özel varlığın da anlaşmadaki payına düşen kısmı yerine getirdiğinden/getireceğinden emin ol.
      Bu konunun çok uzun bir konu olması gerektiğini biliyorsun, bu sebeple konuyu açıklamak için satırların, sayfaların, saatlerin belki de ömrümün yetmeyeceğini tahmin edersin.
      Selametle kal, İmtihanında başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

      Sil
  55. Mare

    Daha yazının yarısındayım, yazılarının birkaçını okudum, akıcı anlatımın süper, yazdıklarının ii bir zeka ürünü olduğu da kesin, yazıyı yarıda kesmemenin nedeni iice özümsemek, bir yandan diyanetin sitesinden kuran da açık önümde,genelde mantıklı sorulara da üşenmeden cevap verdiğini görüyorum,aczık biraz da kendimden bahsetmek gerekirse müslüman diilim çünkü henüz kuranı okumadım, okuyup araştırıorum kuranı da yeni okumya başladım henüz 20. suredeyim.

    kuranı okurken hangi gözle baktığımı söliim: 1- kitap biri ya da birileri tarafından yazıldıysa bunun kanıtları ne, kitabın ilahi olmadığını gösterir ne var. 2- kitabın ilahi olduğunu gösteren ne var,mesela o dönemde hz.muhammed tarafından bilinmeyen ancak kuranda olan ne var ya da o dönem insanlık tarafından bilinemeyecek olan fakat kuranda yazılı ne var.

    sen özellikle 2. maddeye değinmişsin, görüşüm şu:

    *eğer gerçekten o dönem insanlık tarafından bilinemeyecek fakat kuranda yazan tek bişi bile varsa müslüman olmaya aday biriyim:

    tüm bu gereksiz kişisel bilgilendirmeden sonra sıra kaynatama gelmeden şunu sölemem gerekir ki kuranı okumak ve seninle tartışmak ve sonunda doğruyu bulmak bana keyif verecek tabiki bu uzun bir süreç, eğer karşılıklı tartışabilirsek sevinirim, ilk sorum birazdan gelecek.

    ek bilgi vermekte fayda var tanrı inancı konusunda agnostik sayılırım fakat kuranı tartışırken tanrının var olduğunu kabul edip kuranda yazılı metin üzerinden tartışmanın doğru olacağını düşünüorum.

    20. sureye kadar okumakla daha yeterli bilgim olmadığını düşünüorum ama yukarıda hadislerden bahseden çok olmuş.

    1-okuduğum kısma kadar hz.muhammed sadece tebliğ ile görevlendirilmiş iken (itirazı olan varsa ayeti bulabilirim) kuranda yazılı hangi ayete göre hadislerin de islamın kaynağı olduğu sonucunu çıkıyor ?

    2- kuranda önceki kabul edilen kutsal kitapların dahi bozulduğu kabul edilirken kuranda yazılı olmayan hadislere bu aşırı güven nasıl oluşuyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. '' *eğer gerçekten o dönem insanlık tarafından bilinemeyecek fakat kuranda yazan tek bişi bile varsa müslüman olmaya aday biriyim ''

      Geçen görmüştüm be,kime niyet kime kısmet...

      http://www.youtube.com/watch?v=yOWFNmX8tgY&feature=c4-overview-vl&list=PL57CE7364821BC35A

      Sil
  56. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  57. "Sizin en hayırlınız Kur' an ı öğrenen ve öğretendir." Yapmış olduğun müthiş tespitlerle kafamdaki bir kaç soru işaretine cevap buldum sayende Michael. Allah senden razı olsun. :)

    YanıtlaSil
  58. ellerinize sağlık çok güzel olmuş uzun bir araştırmanın emeğin sonucu olduğu belli. bi yazınızda da islama yahudiler tarafından sokulan hurafelerden bahsetmeniz güzel olur. bi yerde cami minarelerinin günümüzdeki gibi uzun ve sivri şeklinin yahudiler tarafından sembol haline getirildiğini okumuştum doğruluğu nedir bilmiyorum tabi. bi fikriniz varsa bilgilendirirseniz sevinirim. takipteyim :)

    YanıtlaSil
  59. senin 3 yıl önceki bocalama evrenden geçerken senin bu yazınla karşılaşmak beni tekrar oturup düşünmeye sevk etti arkadaşım eline, emeğine aklına sağlık...

    YanıtlaSil
  60. Tekrar tekrar okuyorum ama bir de meal önersen guzel olmaz mı? Önermezsen de ellerine saglik...düşünüp tutasın diye öğüt veren senden razi olsun .

    YanıtlaSil
  61. Maykıl Zümer suresini nasıl es geçtin?“...Sizi de annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratışın ardından diğerine çevirerek yaratıyor. Rabbiniz olan Allah işte budur…” (Zümer, 39/6) Bunun detayında ancak yakın zamanda bilinen bir mevzu yatıyor.Ama pulsar ve izafiyet meselesini iyi yazmışsın.

    YanıtlaSil
  62. Öncelikle cogul olan Melekler toplulugunu Kutsal olan Ruh´dan ayirt etmek gerekir. Sizin anlayacaginiz Cebrail özünde Ruhani bir varlik olabilir, cünkü Hayat dolu, tipki Seytan gibi, eminim dumansiz ates´de Hayat yoktur. Allahu Teala ise böylesi seylerden münezzehtir. Fakat Hayatim dedigi, var ettigi Kutsal Ruhu mu yoksa Mikail, Israfil ve Azrail gibi Melegim dedigi Cebrail mi ? Kisacik silsilesine sorun bunlari, eminim yozgatlilari ile sizide sapik bir yola sürükler !

    YanıtlaSil
  63. Bir Müslümanın tek kaynağı Kur-an'ı Kerim'dir. Başka kaynağı kabul etmek demek İslam'dan uzaklaşıp, insanların adına "İslam" koyduğu geleneksel dini yaşamak demektir. Allah da sadece indirdiği kitabı kaynak kabul etmenizi emreder. Ne mezhep, ne tarikat ne de hadisler İslam'la alakası olan şeylerdir. Hepsi İslam dışıdır. Eğer "Bunları nasıl iddia edebilirsin? diyorsanız, işte bu kanıtlarla iddia edebilirim:

    http://www.kurandakidin.net

    Bu sitenin ana sayfasında iki kitabın ücretsiz olarak indirme linki verilmiş. Uydurulan Din Ve Kuran'daki Din ve Dinin Kaynağı Olarak Kuran Yeter Mi? Birisi 300 küsür diğeri ise 60'a yakın sayfadadır. Bunların okursanız her şey apaçık ortada. Bunları okumadan önce sitedekileri okuyun, bu kitaplardan oldukça güzel ve önemli yerlerden alıntılar vardır.

    Bu arada Maykıl, hadisler konusunda umarım sende böyle düşünüyorsundur. Neyse hadi görüşürüz, kaynatasızlar.

    YanıtlaSil
  64. Kuran meali olarak hangisini öneriyorsun ?

    YanıtlaSil
  65. Müslümandım yazıyı okuyunca ateist oldum :(

    Olm o kadar Diyanet meali okumayın dedin bari bişe önerseydin .s

    Saygılar panpa

    YanıtlaSil
  66. Yazının bir yerinde İbn-i Sina yanılgıya uğradı diyerek, bir bilim adamını bilimsel olmayan bir methodla eleştirmişsiniz.Yazıyla çok da alakası olmayan bir argüman ama benim gibi bilime değer veren bir insanın ilgisini hemen çekebiliyor. Bir argüman sunuyorsanız onun hakkında temellendirme yapabiliyor olmanız gerekir. Çünkü bilim adamları bir argümanı ortaya koyarken bilimsel verilere bakarlar, ancak dini bilimler gerekli yerlerde aslında bunun doğrusu budur buraya da bakmak gerekir deyip olayı çözerler. Doğrusu İbn-i Sina bir islam bilgini olarak geçerken bazı noktalarda genel kanının dışına çıkmıştır olabilir. Yanılgıya düşmüş de olabilir, ama bırak da bunu bilim adamları değerlendirsin.

    YanıtlaSil
  67. Din konusunda okuduğum ilk yazı ve gerçekten çok başarılı olmuş.Yazan ellerin dert görmesin.Ben de senin gibi düşünüyorum.Peki hangi meali okumayı önerirsin?Çünkü ben bir an önce bir Kuran meali okumayı düşünüyorum bu yazıyı okuduktan sonra.

    YanıtlaSil
  68. Arkadaş yazında bazı kısımlar cidden hatalı. Mesela; İmanı olup ta günahları olan müminler cehennemde cezasını çektikten sonra cennete gireceğine dair hadisleri inkar ediyorsun, bunlar yanlış. Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lâkin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe dûçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra:

    "Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün" denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hadisi şerifleri hele dogrulukları kesin olmayanlarını Kuranla eş tutmak doğru değil..Kuran a mı iman edeceğiz doğruluğu kesin olmayan Hadisi şerife mi ? Kuran ı Kerime uygun olmadığı aşikar olan bir Hadisi şerifi kabul edip de Kuran ı kabul etmemek doğru mu şimdi ?

      Sil
    2. iyide kardeş bu hadis doğruluğu yüksek ihtimalli olan kütübi sitte denilen hadis kaynaklarında geçmektedir.. buhari ve müslim de var..

      Sil
    3. buhari ve Müslim'de, İbn Mesud'dan şöyle bir rivayet yapılır:
      Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
      "İnanın ben cehennemden en son çıkacak cehennem ehli kişi ile Cennet'e en son girecek Cennet ehli kişiyi biliyorum. O bir kişidir ki ateşten sürünerek (veya kalçası ve elleri üzere veya diz ve elleri üzere emekliyerek) çıkar, Allah ona, git de Cennet'e gir buyurur. Gider, ona cennet dolmuş gibi görünür. Döner, yarabbi orayı dolu buldum der. Allah ona git de Cennet'e gir buyurur. Gider, ona Cennet dolmuş gibi görünür. Döner, yarabbi orayı dolu buldum der. Allah ona git Cennet'e gir buyurur. Adam gider, ona Cennet dolu gibi görünür. Döner yarabbi der orayı dolmuş buldum. Allah ona, git Cennet'e gir, çünki sana bir dünya ve on katı daha var, veya dünyanın on katı kadar var buyurur. Adam, Sen hükümdarsın, benimle eğlenir bana güler misin der.

      İbn Mes'ud der ki:

      Gördüm, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülüyordu, öyle güldü ki dişleri göründü. Şöyle diyordu:
      İşte o adam Cennetteki derecesi (menzilesi) en aşağı olandır." (Buhari, XI, 418-419. Müslim, 186)
      buda tatlivelet22 arkadaşımı desetkleyecek başka bir hadis..
      eğer bu hadislere uydurma, yalan diyorsanız size başka bir hadisle cevap vereyim

      (Söylemedigim sözü, hadîs olarak bildiren veya Ku'âni kendi re'yi [görüsü] ile tefsîr eden, Cehennemde azâb görecektir.) [Tirmizî]

      bun bile bile buhari müslim gibi alimler yalan yere hadis bildirecek değiller ya..

      Sil
    4. Adam "sadece Kuran" diyor. Sen hala kutubi sitte ekliyorsun. Kutubi site ne yaw? Buhâri Muslim kim? Onlar sadece uydurduğunuz isimlerdir. Bak bak ayete bak. Hüküm "sadece" kiminmiş?. Kuran dan başka o çok sevdiğiniz Diğer kaynaklarınıza Allah delil indirmiş mi indirmemiş mi? Ayette bütün cevaplar bir arAda.
      12/YÛSUF-40: “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

      Sil
  69. "Sayılı bir kaç gün dışında kesinlikle bizi ateş yakmayacak" derler. Sor onlara "Allah'tan kesin bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden kesinlikle caymaz-; yoksa bilmediğiniz bir konuda Allah'a iftira mı atıyorsunuz?" Bakara 80

    ayeti ile bu ayetin tam tersini söyleyen bir rivayeti karşı karşıya mı getiriyorsunuz?
    Unutmayın ki Allah Rasulü asla vahiy ile uyumsuz birşey söylemez...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kardeşim bunu diyenler islamı reddeden israiloğulları dır sen nasıl olurda bir mümin ile kuranı reddedeni aynı kefeye koyarsın...

      Sil
  70. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  71. İNSAN OKUYACAK LAN BUNU İNSAN !? kitap yazmış pezevenk.. iki dk okuyayım diye başladım sabahın 7 sinden beri okuyorum lan işteyim ne çalışabildim ne bişey yapabildim senin yüzünden! şaka lan şaka kızmadım güzel yazıymış. not: hala bitmedi amk iki sövüp devam edim dedim.. hadi eyvallah gözümsün sikirikko..

    YanıtlaSil
  72. Barbaros Hayrettin Paşa'nın kendi hayatını fantastik ve maceralı bir dille anlattığı eseri. Linkteki PDF'yi bilgisayarınıza indirmek için sol üst köşedeki indirme butonunu kullanabilirsiniz.
    http://bit.ly/1qMo6em

    YanıtlaSil
  73. Merhaba hayatım

    Eğer Krediler ve ipotekler Bankalar ve diğer mali kurumların yorgun iseniz arıyoruz, ya da mikro-finans düzeni tarafından sürekli aşağı çevirdi edilmiştir. Bu $ 10,000,000.00 için Aylık Minimum sizi bilgilendirmek için sunun% 3 kredi arasında değişmektedir azami faiz oranı $ 1,000.00 olduğunu% 100 garantisi ile. Biz iş geliştirmek için KREDİ verir. Bir rekabet avantajı / iş genişletme. Biz, güvenilir, güvenilir, verimli, dinamik, hızlı fatura ve dinlenmek emin olun vardır. İşbirliği, biz en az bir yirmi yıldan uzun vadeli kredi var, ve tüm ilgi vermek ve hesaplamak ve yıllık ödenecek izin gayrimenkul finansörü ve finansman tümüdür. Biz teklif kredilerin takip çeşit var ve
    çok daha fazla;

    * Bireysel Krediler (Teminatsız kredi)
    * İşletme Kredileri (Teminatsız kredi)
    * Konsolidasyon Kredi
    * Kombinasyon Kredi
    * Ev Geliştirme

    E-posta iletişim noktaları aramak için
    E-posta adresi: creditsolutioncompany@gmail.com

    YanıtlaSil
  74. Merhaba.
    Stres ve hızlı onayı olmadan kişisel veya işletme kredi ihtiyacınız var mı? Eğer öyleyse biz şimdi Başbakan faiz oranı kredi sunuyoruz olarak, lütfen bize ulaşın. Bizim kredi güvenli ve daha fazla bilgi ve uygulamalar için, güvenli olduğunu, bu e-postaya cevap lütfen.(donjohnloan@gmail.com) gerekli ismi ve miktarı.

    YanıtlaSil
  75. Eğer acil kredi ihtiyacınız var mı? evet iyi bilinen bir kredi borç veren ABIGAIL NERO KREDİ ÇÖZÜM temas yoksa, onlar% 3 faiz oranıyla kredi sunuyor ve borçlu hesabına veya Western Union üzerinden 24 saat maksimum kredi teslimini işlemek. onlardan bir kredi edinme hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki onları başvurun.

    E-posta: credit_solution@hotmail.com

    YanıtlaSil
  76. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  77. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  78. süleyman mührü karamanoğulları beyliğinde de var

    YanıtlaSil
  79. Maykıl öncelikle eline sağlık yazı için.Faydası oldu.Ama takıldığım noktalar var.Lütfen uzun diye okumamazlık etme.Öncelikle cehennemden cennete geçiş yok meselesi.Gerçekten yanlış bulduğum için söylüyorum benimki vicdan rahatlatma veya kendini kandırma değil.Ama sen de bilirsin ki iman en büyük hakikattır,İslam iman ile başlar.Eğer ki senin dediğin gibi cehennem imanlı müslümanlar için de ebedi olsa imanın ne ehemmiyeti kalır?İnançsız bir insanla,günahlar işlemiş ama inançlı bir mümin arasında ne fark kalır?Bu Allah'ın şaşmaz adaletine ters değil mi?Ayrıca Ali İmran 23 24 teki Kitaptan pay verilenleri müslümanlar diye kabul etmişsin ve bunlara Musevi ve Hristiyan diyenlere mantıklı izahı yok demişsin.Orda Müslümanlardan bahsedildiğine kesin demişsin lakin onun da mantıklı izahını yapmamışsın.Açıkça görülüyor ki bu ayette anlayamadığımız noktalar var.Sen bu tür ayetleri anlama da hadislerin yardımcı olduğuna inanmıyor musun?Çünkü bu konu hakkında sahih dediğimiz hadisler mevcut.Peygamberimiz de veda hutbesinde Kurana ve sünnetime sarılın demiştir.Burdan yola çıkarak bu konuda yanıldığını düşünüyorum.İkinci olarak mezhep mevzusunda yazdığın ayetler beni etkiledi ve düşünmeme neden oldu.Teşekkürler.Ama burda da yanıldığın bir nokta mezheplerin bir ayrılık ve fırkalaşma yani anlaşmazlık üzere oluşmuş gruplar olmadığıdır.Mezhepler kurulmasında kavgadan ve tefrikadan kaynaklı sebebler etkili değil.Bence bu konuyuda bir daha gözden geçirmelisin.Seni çok takdir ediyorum.Dinini gerçekten araştıran ve öğrenen birisin.Söylediklerim seni itham etmek için değil senle farklı düşündüğüm noktalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Furkan kardeş asıl mesele ne biliyor musun? Bize tanımlamaları yanlış yapmışlar. Sana ufak da olsa bir yardımım dokunur İnşallah. Çünkü sen sağırlık ve sığırlık yapmayıp aklediyorsun, düşünüyorsun ki bu güzel soruları sordun.
      1- kitap ehli "kendisine kitap verilenler" Müslümanları da kapsar. Biz de o guruptayız.
      2- Yahudileri eleştiren ayetler öncelikle Müslümanları uyarmak maksadlı değil midir? Ve iddia ediyorum; Yahudileri Allah ne ile eleştirmişse Kuran da, günümüz Müslümanları o günahlara boğulmuş durumda(âhir zaman diyelim).
      3- veda hutbesi günümüZe üç farklı versiyon ile ulaşmıştır. Hatta ilginçtir üç farklı versiyonun sadece son cümlesi değişiktir. Şiilerin veda hutbesi Kuran a ve beytime(aileme) sarılın ile biter. Napcaz şimdi? Hangisi doğru? Beytim mi ? Sünnetim mi? Şimdi konuyu Kuran a havale edelim bakalım ne var ne yok; Ali imran 103:Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin."
      4-biz ehli Kitabı'n o eleştirilen günahlarından bir tanesini yapmadık. Hala Son Nebi ye Allah ın oğlu demedik. Ama düşününce belki daha beterini yaptık. Önce hadis uydurduk. O hadisleri ayete ortak koştuk Sonra uyduruk hadis ile bazı ayetleri nesih ettik. Bu da dehşet bir suç değil midir? (Misal recm cezası)
      5- tarikatlar mezhepler bu konuya hiç girmeyeyim. Tam bir Bataklık. Mezhepler sonuçta tarikatlerin üst Yapılanması sayılır

      Sana bir de Yukarıdan bir yorumumu ekliyorum.
      Adam "sadece Kuran" diyor. Sen hala kutubi sitte ekliyorsun. Kutubi site ne yaw? Buhâri Muslim kim? Onlar sadece uydurduğunuz isimlerdir. Bak bak ayete bak. Hüküm "sadece" kiminmiş?. Kuran dan başka o çok sevdiğiniz Diğer kaynaklarınıza Allah delil indirmiş mi indirmemiş mi? Ayette bütün cevaplar bir arAda.
      12/YÛSUF-40: “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”



      Sil
  80. Allah senden razı olsun, sağol kardeşim.

    YanıtlaSil

  81. Kredi gibi herhangi bir mali yardım etmek ister misin? Eğer Evet bize brent.timmons@Ymail.com ile e-posta ayrıntıları aşağıda...
    Tam adı:
    Ülke:
    Durumu:
    Telefon numarası:
    Kredi tutarı:
    Süre:
    Bize e-posta brent.timmons@Ymail.com at



    Brent

    YanıtlaSil
  82. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  83. hacı bence tebbeb surasi konusunda aşağıdaki videoları izlemelisin.Geleneksel tefsirlerden farklı görüşler ve bana daha mantıklı geliyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=lo_0-guS0fs

    https://www.youtube.com/watch?v=ELONbItZtEI

    Ayrıca kalplerin mühürlenmesi konusuda şu videoda güzelce açıklanmış bence:

    https://www.youtube.com/watch?v=fG9b1c9OzZw

    YanıtlaSil
  84. Yaw he he yarıdan sonra terk ettim yazıyı 6600 küsür ayetden destan çıkarmış :)
    Hacı ben isteyeyin o kitapdan neler çıkarırım sana bir torba düşün içine o ayetler yaz at sonra tek tek çek çıkar alt alta koy bak neler çıkıyor daha :)

    YanıtlaSil
  85. hz vector yap görelim ? Hep sallıyorsunuz bak yea bütün kitaplarda bunlar var (Nedensen daha yapanıda yaklaşanıda göremedim)..ee hangisinde e işte bütün kitaplarda git hepsine bak gibi bir mantık ne kadar doğru?.Bu düşünceye sahip birisinin hakikatle işi yoktur kalın duvarları vardır önce duvarlarını yık derim ...

    YanıtlaSil
  86. Kurak toprak resminin altindaki 2 resim gozukmuyor?

    YanıtlaSil
  87. Allah razı olsun, senden kardeşim inşAllah güzel yerlere gelirsin hastalığından inşAllah kurtulursun.kafamda birkaç soru işareti vardı sayende cevaplamış oldum. Allah yardımcımız olsun.

    YanıtlaSil
  88. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  89. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  90. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hyvää päivää teille kaikille teille am Christopher Miles, olen Yhdysvalloissa, Texas, olen erittäin tyytyväinen, koska olen kirjallisesti todistuksen miten sain laina tästä lainasta, uskon Jumala on suunnitelma minulle, kun olin huijatuksi minun rahaa monet ns lainanantajista, i petettiin ja melkein mielestä ottaa elämäni, mutta Jumala on tarkoitus minulle, jos haluat saada lainaa tahansa yritys täytyy valita Mike Johnson Firm, kun olin ensimmäinen alkoi hänen kanssaan, luuli kuten muutkin, ja minun Greatest yllätys sain laina 69,000.00 euroa tililläni ja se oli tarkka summa i haettu hänen yritys, ja teille, että on tunne, että ei ole toivoa sinä? on valhe, koska jos kiinnostunut saamaan tahansa laina, voit ottaa yhteyttä häneen sähköpostitse, hänen sähköposti on: mikejohnsonfirm@yahoo.com, God Bless pidät hän siunannut minua Mike Johnson saamalla lainaani jälkeen ollut laskussa käsissä huijauksia.

      Kiitos.
      Christopher Miles.

      Sil
  91. Allah razı olsun, yarattığın fayda tahmininden de çoktur, rabbim ilmini artırsın.

    Bir soru; Kuran resulullahın yazdığı kitap olsaydı eğer, 23 yıl içinde yazım tarzında da değişiklikler olurdu denebilir mi?
    Bir insanın atmışlı yaşlarındaki yazı dili nihai olmasa gerek..

    Bir rica, Allahın kitabında sıklıkla belirttiği "hikmet" kavramı nedir, senden okumayı çok isterdim.

    Son olarak, Allahın kurandaki ilk hitabı "ikra biismi rabbukellezi halak" ayetinde resulullahtan ne okuması istendiği hakkında sen ne düşünüyorsun, epey merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  92. Yeni okudum bu bloğu.Çok fazla soytarinin olduğu bu dönemde Yaşar Nuri Hoca'ya bence çok ihtiyaç var.Seversiniz sevmezsiniz ancak bloğun anlattığını yıllardır söylüyor zaten Yaşar Hoca.Kaynataya selam.

    YanıtlaSil
  93. Micheal ufak bir düzeltmem olacak, solunum tepkimesinde oksijenle besinler yakılmaz. Oksijen etz tepkimelerinin son basamağıdır oksijen yanıcı olarak değil elektron tutucu olarak görev yaparlar yani tepkimenin yanmayla hiçbir alakası yok wikiden teyit edebilirsin.

    YanıtlaSil
  94. Yarın sabahın köründe okulum olmasına rağmen sıkılmadan okudum eline,emeğine sağlık

    YanıtlaSil
  95. upuzun yazıları okumam genelde ama sıkılmadan (acaba ne kadar kaldı diye sorgulamadan) tek seferde okudum.

    eksiksiz yazılmış. yazına şunu da ekle diyebileceğim hiç birşey yok.

    hayatının merkezine 'bilimi' ve 'mantığı' koyan bir ateist'in 'evren'in varlığını 'bir yaratıcıya ihtiyaç duymayan' tamamen 'tesadüf' eseri oluştuğunu düşünmesi yeterli bir ispat değildir. (kaldı ki bilimsel bir açıklama da değildir.)

    YanıtlaSil
  96. yıllardır yapılan birşeyi yapıp, tanrının değil, muhammed ve ardıllarının olan sözleri, zaten 2000 yıl önce de bilinen şeyleri alıp bilim-evren-kozmos diye yutturmuşsunuz,

    tebrikler : )

    YanıtlaSil
  97. 10 numara 5 yıldız
    İbadet ve kulluk ile ilgilide görüşlerini okumak isterim

    YanıtlaSil
  98. http://birdepresifadam.blogspot.com.tr/

    Burada da kendimce 2 kelam ediyorum. Bu gece veya yarın da, yeni ve Din hakkında bir yazı gelecektir. Allah'a emanet olun. Kaynatalara selamlar.

    YanıtlaSil
  99. SİVASLI SİDORF4 Ağustos 2016 22:59

    BANKA FAİZİ PARANIN DEĞERİNİ KORUYOR DİYE NASIL HARAM OLMUYOR ? BUNU AÇIKLAR MISIN ?

    YanıtlaSil
  100. Yorum 1
    Merhaba Cemre Bey,
    Bloğunuzu yeni okumaya başladım. Özellikle tasavvuf ve komünizm konulu olan yazılar çok aydınlatıcı oldu. Çok teşekkür ederim. Mtv, Hollywood, filmler, reklamlar, bilinçaltı mesajları, çizgi filmler, zihin kontrolü meseleleri ise bir anne olarak benim için dehşet verici. Allah hepimizi, çocuklarımızı korusun. Bizim başlıca görevimiz bu tuzaklara düşmemeleri konusunda çocuklarımızı eğitmek. Bunun için de önce bize anne babaların uyanması gerek. Bu uyanış konusunda yardımcı olduğunuz için de çok teşekkürler.
    Ben de size faydası olur umuduyla bir konudan bahsetmek istiyorum. Bu konu bir zamanlar ben de dahil pek çoğumuzun önyargılı olduğumuz bir konu. Belki biliyorsunuzdur, belki de bilmiyorsunuzdur ama bilmiyorsanız eğer umarım bir faydası olur. Uzun yıllar depresyon yüzünden acılar çektiğinizi, rahmetli dedenizin de bu rahatsızlıktan muzdarip olduğunu üzülerek okudum. Umarım şimdi iyisinizdir. Aslında birçok sıkıntımızın kaynağı vitamin ve minerallerdeki eksiklikler. Bazı B grubu vitaminlerinin eksikliği depresyon vb şeylere sebep oluyor. Mesela niasin eksikliği intihar isteğine sebep oluyor. Yani aslında basit bir takım vitamin ve mineral takviyeleriyle pek çok derdimize derman bulmak mümkün. Hem de antidepresanlar alıp onların olumsuz etkilerine maruz kalmadan. Ancak maalesef vitaminlerin öneminin bize unutturulmaya ve vitaminlerin karalanmaya çalışıldığını hissediyorum.
    Dikkat ettiniz mi doktorların çocuğu vitamine karşıdır. Ben kendim özellikle hep denemişimdir gittiğim doktorlarda, hep sert tepkilerle karşılaşmışımdır. Hatta bir tanesi demişti ki, bir tabak bulgur pilavı ve bir bardak ayran bütün günlük ihtiyacı karşılar. Tabi ki doğru değil. Aslına bakarsanız doktorlar tıpta vitaminlerle ilgili pek bir şey görmüyorlarmış. Hastalık teşhis tedavi ve ilaçlar üzerine eğitim alıyorlar, vitaminler beslenme uzmanlarının işi gibi. Ama anladığım kadarıyla vitaminlerle ilgili çok bilimsel araştırmalar da yapılmıyor, ya da karalamak amaçlı yapılıyor. Pek çok internet sitesinde vitaminlerin fazlası zarar diye kötülenir. Çeşitli tvlere uzmanlar çıkar zararlarını anlatır vs. Ancak ben bunun da yine ilaç satmak ve insanları hasta etmek için olduğunu düşünüyorum. Ucuz bir B vitamini ile sorunları çözmek yerine dünyanın parası antidepresanları satmak var...

    YanıtlaSil
  101. Yorum 2
    1930’lu yıllarda Linus Pauling diye bir biyokimyacı C vitaminiyle ilgili araştırmalar yapmış ve sayısız yararlarını bulmuş. En önemlisi de kanser üzerindeki etkisi. C vitamini ağızdan alınca fazlası vücuttan 1 saat içinde atılıyor. Ama atardamara zerk edildiğinde sağlıklı hücrelere hiçbir zarar vermediği gibi kanser hücrelerini bulup içine alıp patlatıyor. Bu araştırma ölmek üzere olan kanser hastaları üzerinde yapılıyor ve ömürleri diğer kanser ilaçlarına göre ciddi şekilde uzuyor. Ancak bu çalışma bilim dünyasında eksik kabul ediliyor ve aynı deney tekrar yapılıyor başkaları tarafından, gene aynı şekilde ölmek üzere olan kanser hastaları üzerinde, ama bu sefer C ağızdan veriliyor. Tabi bunun hiçbir faydası olmuyor. Sonra bu adamı karalıyorlar, yaşlı başlı adamsın çekil köşene gibisinden. O da yılıyor ve çekiliyor köşesine. Ama bu adam prostat kanseri ve 30’lu yıllarda bu hastalıktan muzdarip olup da 97 yaşına kadar yaşaması inanılmaz. Kendine uyguladığı C vitamini tedavisiyle 97 yaşına kadar yaşamış. Hastalığın son evresinde bunlar oluyorsa en başlarında olsa nasıl olur. Milyarlarca lira olup bir de dünya kadar yan etkisi olan kanser ilaçları mı, yoksa hiçbir yan etkisi olmayan, en fazla ishal yapan ve oldukça ucuz olan C vitamini mi? Hangisi para kazandırır ilaç satıcılarına?
    Ben düşünüyorum ki, aslında pek çok derdimize basit vitamin takviyeleriyle çare bulabiliriz. Allah’a sığınıyorum, Kuran’da da yemişlerden, onların çeşit çeşit olmasından, bazılarının bazılarına üstün kılınmış olmasından, aklını çalıştıranlar için bunda ibretler olduğundan bahseden ayetler, bana vitaminleri düşündürüyor.
    Adelle Davis diye bir beslenme uzmanı var. Kendisi 50’li yıllarda Let’s Eat Right To Keep Fit diye bir kitap yazmış. Kitap bizde pek bulunmuyor, Türkçe ’ye de çevrilmemiş zaten. Belki sahaflarda bulunabilir. Amazon’da var ama onlar da Türkiye’ye göndermiyorlar. Ben denedim, satıcı beğenmedi herhalde bizim memleketi. Ama kitap pdf olarak satılıyor, adına vakıf kurulmuş bu teyzenin. Bu kitap vitaminler ve beslenme ile ilgili pek çok önemli bilgi içeriyor. Ama Amerika bu teyzenin de kıymetini pek bilememiş, bu günkü beslenme alışkanlıklarını görünce, zaten bunu anlıyoruz. İçinde kendi hastalarıyla yaşadığı deneyimler var. Mesela depresyonun pek çok sebebi olabiliyor. Özellikle B grubu ve magnezyumun eksikliğinde olabiliyor. Kendi hastalarıyla olan deneyimlerini anlatıyor, nasıl tedavi ettiğini, niasinle nasıl intihar arzusu olan hastasını tedavi ettiğini falan. Ben bu konularda çok yetkin bilgiye sahip değilim, İngilizcem de maalesef çok iyi değil. Ancak siz bu kitaptan faydalanabilirsiniz diye düşünüyorum. Bu kitaba bir bakmanızı tavsiye ediyorum. Belki kan değerlerinize, vitaminlerinize kapsamlı şekilde baktırıp, sonra gerekli vitamin takviyesiyle bu dertten kurtulabilirsiniz. Hem de hiç ilaç almadan.
    Benim kayınpederim (kaynatasız değilim :) bir dönem aşırı derecede öfkeliydi, evdekilere hayatı dar ediyordu. B 12 çok düşük çıktı. Düzenli takviye ile bayağı düzeldi. Tabi insanın huyu suyu mizacı da etkili ama şu an eşyaları fırlatmıyor, masaları dağıtmıyor, mutsuz ve acı dolu ruh hali gitti ve adam daha mutlu, uyumlu birine dönüştü. Antidepresan alsaydı bu etkilerin olacağını sanmıyorum.
    Günümüzde yediğimiz içtiğimizin, meyve sebzelerin, tohumların hali ortada. Bir portakal yiyip yeterli vitamini alamıyoruz. Güneşe çıkıp D vitamini yeterli alamıyoruz. Ben her vitamin grubundan kan değerlerimize de bakıp uygun bir şekilde takviye almamız gerektiğini düşünüyorum. Umuyorum ki iyi ve vitaminlere karşı önyargılı olmayan doktorlar bulursunuz. İnşallah sıkıntılarınıza çare bulursunuz. Sizin gibi genç ve yetenekli bir kardeşimizin iyi ve mutlu olmasını isteriz.
    Saygı ve sevgilerimle
    Fatma

    YanıtlaSil
  102. Yorum 3
    Şunu da tekrar ekleyeyim,
    Ben bu konuda yetkin bilgiye sahip değilim, uzman da değilim, ama bu şekilde bir şeyler biliyorum ve bunu da paylaşmak istedim, belki faydalı olur umuduyla. Bu konuda daha bilgili olan, yönlendirici olan kişiler de yardımcı olabilir, daha fazla bilgi paylaşabilir. Siz kendiniz de araştırmacı kişiliğinizle bize bu konularda katkılar sağlayabilirsiniz.
    Tekrar saygı ve sevgiler,
    Fatma

    YanıtlaSil
  103. Sen hangi meailini önerirsin, okumak istiyorum

    YanıtlaSil
  104. "Yani bilim, teknoloji, şu bu vs ne kadar gelişirse gelişsin, bu dünyada Allah'a inanan bir insan için Allah'ın var olmadığı %100 ispat edilemeyecektir ve yine aynı şekilde, Allah'a inanmayan bir insan için de Allah'ın varlığı %100 ispat edilemeyecektir."

    Başka türlü zaten sınavın bir anlamı olmazdı

    YanıtlaSil
  105. Bu kadar araştırmacı oluşun, bu kadar kanıtlayabilirlik yeteneğinin olusu gerçekten insanı cılgınlarca arastırmaya tabii tutuyor. Bu kadar güzel yazılabilir yazı. Koca herif oldun, artık konferans vermeye baslamalısın ne duruyorsun! "Zaman hem kısa hemde uzun" bu kadar insan daha fazla cahil kalmamalı... Sikko!

    YanıtlaSil
  106. allah bizi yaratmadi biz allahi yarattik! önce bunu kavramaniz lazim ...

    YanıtlaSil
  107. Bu sağlıklı ve% 100 acil IRUA HASTANE MERKEZİ başvurmalısınız kendi böbreğini satan ciddi kamuoyu Erkek veya Kadın bilgilendirmektir. Biz aşağı yüzünden mali kırmak için para için böbreğini satmak için bir fırsat arıyorlar, böbrek nakli için burada olan hastaların çok şey var ve biz size Böbrek için $ 350,000.00 USD teklif gibi olacaktır. Benim adım i IRUA HASTANESİ MERKEZİ Cerrahi Hastanesi'nde Nöroloji duyuyorum, Doktor Francis Hartley. Bizim hastane Böbrek Cerrahi / nakli ve diğer organ tedavisinde uzmanlaşmış, biz de bir yaşam ve sağlıklı bir donörün ile böbreklerin satın alma ve nakli ile anlaşma. Biz Hindistan'da bulunan, unitedstates, columbia, Bangladeş e.t.c. E-posta: Eğer böbrek satan ilgilenen varsa aracılığıyla bizimle irtibata geçmekten çekinmeyin francishartley619@gmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oldu. Böbreği de size verek de tam olsun 😂😂😂

      Sil
  108. Sevgili Cemre gayet güzel bir yazı olmuş. Fakat bu yazında bir yerde çok büyük bir hata yapmışsın. Musa'ya kekeme demişsin. Bence o ayette Musa'nın sıkıntısı başka bir şey. Hiç kekeme peygamber olur mu? Nasıl tebliğ yapacak. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  109. İstediğin yere çekebileceğin, dilediğin yorumu katabileceğin, nereden bakarsan ona göre görebileceğin bir konuyu, tam olarak subjektif bakış açısıyla neden objektif fikrin gibi sunarsın anlamam değerli admin. Zira kurandaki çelişkileri de göz önüne almalısın, kuranın muhammed öldükten yıllar yıllar sonra son kalan hafızları bir araya toplayarak, onların hafızalarına güvenerek zaten bir insan yazısı olduğunu belirtmelisin, kuran özelinden çıkıp tüm dinlerin insan yönetme metodu olduğunu ve tüm dinleri insan beyninin yarattığını çok yapıcı bir şekilde savunurken, ani bir u dönüşü ile neden müslüman takipçilerinin tepkilerinden çekinip "şahsi fikrimdir" süslü ayetlerle doğru yolun islamiyet olduğu sonucuna varırsın inan anlamam. Bu yorumu yapıyorum çünkü araştırma yazılarını çok severek okuyorum ve lütfen sen doneler üzerinden yazılar yazmaya devam et zira yorum yazılarında hiç objektifliğini koruyamadığını görüyorum. Yine de emeğine sağlık bu yazımı lütfen yapıcı geri bildirim olarak al. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  110. ahmed hulusiyi nasıl da böyle temelsiz desteksiz eleştirip söylediklerini inkar ederek insanları hakikat yolunda yanıltma vebalini alıyorsun bu vebali nasıl ödeyeceksin ah be kardeş o kadar cahiliz o kadar bilgi sahibi olmadan fikir sahibiyiz ki bunda da vardır elbet rabbimizin bir hikmeti allah selamet versin. sadece vereceğim şu iki ayeti bi beş on dakka tefekkür edebilirsen iyi edersin.

    "Allâh kesinlikle bir sivrisinek kanadı veya ondan da ufak bir şeyi misal vermekten kaçınmaz.
    İmanın gereğini yaşayanlar bunun Rablerinden kaynaklanan bir Hak olduğunu
    bilirler. Bu gerçeği inkâr edenler ise, “Allâh, acaba
    bununla ne demek istedi” derler. Bu anlatım, çoğunun
    sapmasına yol açar; bir kısmını da gerçeğe hidâyet eder. Allâh, onunla
    sâfiyetini yitirmişlerden başkasını saptırmaz!" Bakara 26

    “HÛ”dur; ki sana inzâl ettiği BİLGİ işaretlerinin bir kısmı muhkemdir (açık - net anlaşılır hükümler ihtiva eden), bilginin (Kitabın) anası - temelidir; diğerleri de müteşabihâttır (teşbih - misal benzetme yollu anlatım). Kalplerinde zey (art niyetli, olayı saptırmak isteyen düşünceye sahip) olan kişiler, fitne amaçlı tevilini (yorumunu - neye işaret ettiğini) yapmak üzere müteşabih olanlarıyla hükmederler. Bunların tevilini (kesin olarak ne kastedildiğini)ancak Allâh bilir. İlimde Rasih olanlar (derinlikli düşünenler): “İman ettik, onların tamamı Rabbimizin indîndendir” derler. Öze ermişlerden (Ulül Elbab) başkası bunu anlayamaz." Alu imran 7

    son olarak sanki o açılımlar sadece ahmed hulusiye aitmiş sandığın örneğin yağmurların fikir manasına geldiği açıklaması gibi açıklamalar tasavvufta bir çok alimin eserlerinde geçer.

    YanıtlaSil
  111. Posta yoluyla çevrimiçi posta göndermenin kolay yolu bir adım atın ve aşağıdaki bağlantıyı takip ederek ödeme yapın:
    http://paytoday.online/index.php?ref=176432

    YanıtlaSil

Bu blog'a yapılan her yorum, o yorumun sahibini bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.

3. şahsa hakaret olmadığı müddetçe asla yorum silmem. "Bu yorum yazar tarafından silindi" ibaresi, eğer o yorumu yazan kişi kendi yorumunu sildiyse çıkar.