Okunması şart makaleler:


Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

17 Şubat 2013 Pazar

Sübliminal Mesajlar, Çizgi Filmler ve Bilinçdışı - Volume II


Yazının devamında biraz daha değişecek konu taşaksızlar.

Şimdi size çizgi filmlerde Yeni Dünya Düzeni'nden bahsedildiğini söylesem? Eğer bu blog'un kaşarlanmış bir okuyucusuysan, biliyor olmalısın ki bu arkadaşlar dalga geçercesine emellerini açık seçik duyurmaya pek meraklılar. Bunu da genelde medya yoluyla veya sembollerle yaparlar ki bunu neden yaptıklarını birazdan açıklayacağım. Önce örnekleri göstereyim ki konunun ne olduğunu iyice görün istiyorum.

Exo Squad adlı eski çizgi filmin şu bölümünü seyrederseniz eğer göreceksiniz ki,

İnsanlara bir duyuru yapılıyor ve o duyuruda da tüm insanlara takılacak çiplerden bahsediliyor.
Derinin artına bir "kimlik çipi" takılacağı ve karşı gelenlerin hükümet düşmanı olarak kabul edileceği söyleniyor.

Bu çipleri gerçekten de insanlara takma amacındalar. Yakında bize verilecek olan, medya ve bakanlar tarafından "hizmet, büyük kolaylık, alışveriş bile yapabileceksiniz" diye saçmalıklarla duyurulan akıllı kimlik kartları da bu çiplere geçiş açamasıdır. Şunun gibi mesela:



Tüm dünya yavaş yavaş elektronik kimlik kartlarına geçecek, ardından bu akıllı kimlik kartları yenilenecek ve çipleri olacak, ardından o çipleri de yenileyecekler. Belki 100, belki 200 sene sonra da, bu çipleri artık vücudumuzda taşıyacağız. Yani en azından planladıkları bu.

Eğer bu yazı okuduğunuz ilk yazımsa, şunu bilmenizi isterim ki sadece bir çizgi filmde çiplerden bahsedildi diye oturup böyle bir "komplo teorisi" yazmıyorum amına koyim. Bu olayı hep söylüyorum. En basitinden 25 Kasım 2012'de yayınlanan Rothschild Hanedanlığı, Filistin ve Yeni Dünya Düzeni başlıklı yazıda "akıllı" yazıp aratırsanız göreceksiniz durumu. O yazıdan 2 hafta sonra medyada şu yukarıda gördüğünüz haber yayınlandı. Bu işler böyle.

Neyse çizgi filme dönecek olursak,

İnsanlar çipli köleler haline getirilir.

Ardından çizgi filmin şu kısmını seyrederseniz eğer,  resimdeki arkadaş tüm dünyanın kendilerine ait olduğunu açıklayacak (tek dünya hükümeti referansı). 

Ve ardından şu kısmını da dinlerseniz, kendileriyle anlaşma yapan insanların Yeni Dünya Düzeni'nde affedileceğini açıklıyor. Evet baya baya New World Order diyor arkadaş.

Ardından da şu cümleyi kuruyor: "Those who refuse and resist will be eliminated." (Reddeden ve karşı gelenler yok edilecek)

Lakin burada yok etmek anlamındaki "eliminated" ifadesini "illuminated" şeklinde telaffuz ediyor kendisi. Eğer seyrederseniz siz de göreceksiniz durumu.

Hacı benim anlamadığım şey, çizgi filmde ne işi var şimdi Yeni Dünya Düzeni'nin, çiplerin, Illuminati'nin, tek dünya devletinin? Neyse devam edelim.

Cartoon Network'te yayınlanan Billy and Mandy'de ise şöyle bir Yeni Dünya Düzeni propagandası yapılıyor. 37 saniyelik video'su burada.

Teyze, yanındaki ufaklığa "kalbimde ve Yeni Dünya Düzeni'nde senin için özel bir yer var" diyor. Ne alakaysa şimdi amına koyim?
Ardından ufaklık da heyecanlı bir şekilde şöyle diyor: "Mandy! I'm getting presents in the New World Order. Mrs Claud said so." (Mandy, Yeni Dünya Düzeni'nde hediye dağıtıyorlarmış, Claud Teyze öyle dedi!)

Yahu arkadaş, Yeni Dünya Düzeni denilen şey 90'ların başında George Bush tarafından dünyaya duyrulmamış mıydı? (video)

Bu arkadaş kendi ağzıyla birleşmiş devletlerden oluşmuş bir Yeni Dünya Düzeni'nin getirileceğini açıklamamış mıydı? 

E şimdi ne işi var bu Yeni Dünya Düzeni'nin çizgi filmlerde? Çek amına koyim yarraam var onu da çek.

Peki neden çizgi filmlerde Yeni Dünya Düzeni tanıtılıyor, içerisinde hediyeler dağıtılan iyi bir şeymiş gibi lanse ediliyor çocuklara? Veya neden Yeni Dünya Düzeni'nin gücü övülüyor çizgi filmlerde? Sanırım bu sorunun cevabı, size emsal teşkil etsin diye göstereceğim şu gazete küpüründe yatıyor:

"Dünyayı kurtarmak için Yeni Dünya Düzeni"
Propaganda ve medya dünyadaki en etkili silahtır ve bu propagandadan en çok etkilenen ise çocuklardır. Bu nedenle bunu çizgi filmlere de serpiştiriyorlar elbette.

Çizgi film örneklerinden devam edelim bir süre daha, sonra bağlayacağım konuyu merak etme kaynatasız.

Aynı çizgi filmin bir başka bölümünde ise Mandy, şu sözle açılışı yapıyor (video):

- Do what thou wilt shall be the whole of the law.
Bu söz, meşhur okültist Aleister Crowley'e aittir. Magic in Theory and Practice kitabının açılış cümlesidir. Çizgi filmde bu sözün ne işi var?

Fox Kids'te yayınlanan Spiderman Unlimited adlı çizgi filmin 13. bölümünde söylenenlere göz atalım şimdi (tam şu kısımda).

Arkadaş Yeni Dünya Düzeni'ni ilan eder.

Şu kısımda insanlar köleleştirilir.
Kimlik (çip) kontrolü yapılır.
Çipi olmayanlar tespit edilir.
İsyankar oldukları için yok edilirler.
Tabi ibret olması açısından, köleleştirilmiş diğer insanların gözü önünde yapılır bunlar. Bir önceki çizgi filmle hemen hemen aynı senaryo.

Bu çizgi film senaryoları korku politikası yaymak için  "sipariş" üzerine yazılır. Zihin kontrolünün en etkili yolu bir şeyi sürekli tekrar etmektir. Hitler Almanyası'nın ikinci adamı olan propaganda bakanı Joseph Goebbels "Ne kadar uçuk olursa olsun bir yalanı yeterince tekrar edersen, insanlar ona inanır" demiştir. Medyada sürekli UFO haberleri verirsen, insanlar UFO'lara inanır. Uzaylılar tarafından kaçırılan ve beynine çip yerleştirilen Amerikalı çiftçi hikayesine de inanır. Yeni Dünya Düzeni'nin iyi bir şey olduğuna, karşı koymanın işe yaramayacağına, zira onların çok güçlü olduklarına da inanır. 

Peki UFO haberleriyle ne alakası var Yeni Dünya Düzeni'nin?

Satanizm ve New Age Volume I başlıklı yazıyı okuduysan bunu da biliyorsundur.

UFO haberi yapan her kuruluş, her dernek, sınırların kalkması gerektiğini ve hepimizin "dünya vatandaşı" olduğunu insanlara yedirme amacındadır.

Peki neden? Ne alaka?

Şöyle sevgili kaynatasız;

Milletler Cemiyeti, 1. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra 1920'de kurulmuştur. Gerekçe: Dünyada savaşlar oluyor, barışın sağlanması için bu dünyanın tek bir dünya hükümetine ihtiyacı var.

Ardından Birleşmiş Milletler, 2. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra 1945'te kurulmuştur. Gerekçe: Dünyada savaşlar oluyor, barışın sağlanması için bu dünyanın tek bir dünya hükümetine ihtiyacı var.

Peki gerçek bir Tek Dünya Devleti ne zaman kurulabilir?

Tüm insanlar tek ve ortak bir düşmana karşı birleştiklerinde....

UFO'lara, yani dünyayı ele geçirmek isteyen uzaylılara karşı...

Ve bizim, dünyayı UFO'larıyla lazerler saçarak ele geçirmek isteyen bir düşmanımız da yoktur. Bu sadece medya ile bize dayatılacak. Ki zaten dayatılıyor da. 

1913 yılında kahvede nargilesini tüttüren Rıza Emmi'ye uzaylıdan bahsetsen "siktir git amuna goduğumun delisi" diye kafaya bastonu yerdin.

2013 yılında "uzaylı" dersen, insanların birçoğu "evet yaa uzaylılar var, buradalar... bizden gizleniyor :(" tribiyle inanmaya meyilli bir tutum sergilerler.

Peki 100 yılda ne değişti? 100 yılda uzaylılar dünyaya akın akın ziyaretler düzenlemeye mi başladı?

Hayır, medya uzaylıyı yarattı ve insanlar ne kadar saçma olursa olsun bu yalana inanmaya başladı. Goebbels'in söylediği yöntem sayesinde.

Dediğim gibi, bu blog'daki her yazı puzzle'ın ufak bir parçası ve hepsi de birbiriyle bağlantılı, ben sadece o ufak parçaları size göstermeye çalışıyorum, durum bundan ibaret. Neyse, biz konumuza geri dönelim gadasını aldıklarım. 

Adult Swim adlı çizgi filmde şu sahneleri izleyecek olursanız arkadaş şunları diyor:

Yine Yeni Dünya Düzeni propagandası yapılıyor. Ve yakında tüm dünyada tek bir para birimi kullanılacağını açıklıyor. Ardından bunu diyen adama gülüyorlar ve "böyle bir şey gerçek olamaz, saçma bir düşünce, komplo teorisi" intibası bırakıyorlar.
Ardından "isyankar" olarak mahkemeye çıkarılan ayı şunları söyler: "Şirketler bizim gururumuzu ve bağımsızlığımızı zorla ele geçiriyorlar, bu sistem yıkılmalı. Fakat bunlar ufak bir ayıcığın düşünceleridir". Yine aynı yöntem: "bunlar aptal bir ayıcığın düşünceleri efeem, ciddiye alınmasın".

G.I. Joe adlı çizgi filmin şu bölümüne bakıyoruz şimdi de. Tam link'ini verdiğim kısmı seyrederseniz Yeni Düzen'e geçileceği duyuruluyor.

Yeni Dünya Düzeni'nde dünya üzerindeki tüm paraların...
Yok edileceği...
Ve tek bir para birimine geçileceği duyuruluyor.

Bir çizgi film için baya derin bir konu ve isabetli bir "tahmin".

Sevgili kaynatasız şimdi seni biraz kalbinden vuracağım ama bu olay Alf'te bile kullanılmış. Daha doğrusu Alf'in DVD'siyle beraber bonus olarak verilen ALF'in çizgi film versiyonunda şöyle bir şey yakalamış bir arkadaş. Helikopter çarpar ve patlama esnasında şu görüntü oluşur:
https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/z.swf?attredirects=0&d=1
Ağır çekimde bu da:
https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/zzz.swf?attredirects=0&d=1
Evet bu görüntü, belki de 0.1 saniye kadar kaldı ekranda.

Bir Nickelodeon çizgi filmi olan Fairly Odd Parents'ın şu bölümüne göz atacak olursak.

Arkadaş sürekli olarak çocuklara Yeni Dünya Düzeni'nden bahsetmektedir. 
Çok büyük bir güce sahip olduğunu söyler ve çocuklarla Yeni Dünya Düzeni'ne geçmek için anlaşma yapar.
Bunları neden yaptıklarını anlamak için, bu çizgi filmlerin hangi ellerden çıktığını anlamak gereklidir. Bu gördüğünüz bir Nickelodeon reklamıdır ve photoshop vs değildir, her zaman kendi araştırmanızı yapmanız gerektiğini söylüyorum size, buyrun bakın internet'e.

Şimdi öncelikle size bir şey anlatmam gerek. Psikolojik rahatsızlıkların çoğu (belki de hepsi) tüm insanlarda bir miktar vardır. Obsesyon, şizofreni hatta otizm bile... Bunların "psikolojik hastalık" adı alması ancak kişide hayatını etkileyecek düzeyde fazla bulunması durumunda gerçekleşir.

Çizgi filmlerde veya filmlerde sembollerin kullanılması insanlar tarafından "Tamam masonik veya luciferian semboller var da ne olacak şimdi? Çocuğum hipnotize mi olacak? Tuhaf bir sembol nasıl etkileyebilir bir çocuğu?" tepkisi alıyor. Bu gayet mantıklı bir tepki aslında, fakat bu mesele o kadar da basit değil.

Şöyle ki, 15 yaşında otizm hastası bir çocuğu bulunan bir okuyucudan mail aldım geçenlerde ve o da aynı şekilde tüm insanların aslında biraz otistik olduğunu söylemişti. Ardından bana verdiği örneği duyunca "oha" dedim. Bana verdiği örnek şuydu: Eğer çocuğu bir kriz geçiriyorsa, onu sakinleştirmek için alışık olduğu, tanıdığı bir objeyi ona gösteriyordu.

Bunu okuyunca beynimde flaşlar patladı. Zira ben de birkaç yıl evvel ABD'de kaldığımda, ilk günlerde McDonalds veya Burger King gördüğümde rahatlamıştım. Çünkü "tanıdığım" ve "alışık olduğum" bir marka görmüştüm yabancı bir şehirde. Kendimi daha iyi hissetmiştim.

Şimdi bilirsiniz ki piramit ve göz sembolü 1 Amerikan Doları'nda bulunur. Peki neden 1 Amerikan doları?

Şöyle ki, ABD'de kimi fast-food restoranlarında duvara asılmış şöyle bir yazı görürsünüz: "20 dolardan büyük nakit paralar kabul edilmez".

Eğer bir taksiciye 100 dolar uzatırsanız, size muhtemelen "bu ne amına koduğumun çocuğu?" bakışı atar ve parayı size geri uzatır.

Bu elbette tüm dünyada böyledir, fakat ABD'de daha da fazladır. ABD'de nakit parayla yapılan alışverişin tutarı eğer çok büyük değilse ve nakit parayla ödeme yapacaksanız, ödemeyi ufak paralarla yapmak zorundasınızdır. ABD'de en çok kullanılan para birimi özellikle 1 dolardır.

İşte piramit ve göz sembolünün 1 dolarda bulunmasının nedenlerinden birisi de budur.


Paranın arka yüzünde piramit ve göz sembolü, onun hemen yanında da "IN GOD WE TRUST" (Tanrı'ya güveniriz) mottosu yer alır. Bu motto ve sembolün, ABD'de en çok kullanılan paranın üzerinde yer almasının sebebi; "Tanrı'nız biziz. Efendiniz biziz." mesajı vermek ve insanlara sürekli olarak izlendikleri, aykırı bir davranış yapmamaları gerektiği fikrini dayatmaktır. (Tabi paraya tanrısal bir anlam yüklemek amacı da vardır)

Anlayacağınız, çizgi filmlerde, parada, filmlerde, kliplerde sık sık bu sembollerin kullanılma sebeplerinden birisi, insanları buna alışık hale getirmektir. Verilen mesaj hep aynıdır: "Efendinizi bilin, tanıyın. Unutma ki izleniyorsun."

Yine bir Nickelodeon çizgi filmi. Sağ tarafta açıkça piramit ve göz sembolizmi var. Sorulması gereken soru şu: Bir çizgi filmde neden bu sembolizm?
Yu-gi-oh adlı çizgi filmde sürekli Horus'un her şeyi gören gözü ve piramit sembolizmi kullanılmıştır.
Arthur adlı 1996 yapımı çizgi film.
1987'de yayınlanan DuckTales adlı çizgi filmde arkada "Illuminati'yi soruştur" yazmakta. (video) veya (video)
Ducktales'ın 1990'da yayınlanan ikinci çizgi filminden bir kare.
Yine
Bir başka Cartoon Network çizgi filmi. Kolyeye dikkat.

Bu duruma genellikle "işte internet'te popüler olsun diye yapıyürler" yorumu getiren zeka küpü tipler var. Gerizekalının evladı dünyayı kendi yaşadığı kadar zannediyor çünkü, kendisi bile haberdar olduysa böyle gizli bir örgütün var olamayacağını düşünüyor. Forumlarda, sözlüklerde, Twitter'da, Facebook'ta bu 70 IQ'lu dalyarraklara sıklıkla rastlarsınız. İyi de güzel abicim şu verdiğim örneklerin yarısı 1980'lerin, 1990'ların çizgi filmine ait görüntüler. Ne internet'i o zamanlar? Kim konuşacak bunları? Adamlar bunları benim gibi 2-3 götü boklu blog'unda bahsetsin diye koyuyor çizgi filme zaten, başka bir amaçları olamaz. Be kafasına sıçtığımın sadece inanmak istediği şeye inanan götü boklusu. Senin kibirini sikeyim kibirini.

Zaten bu mantığın da hastasıyım, "işte insanlar inansın diye koyuyorlar bu sembolleri" diyor adam, lan iyi de o zaman o sembolleri koyanlar kim? Gökten mi indi bunlar? Adam dünyadaki siyonist sistemi çözdü tek cümleyle, helal olsun amına koyim. Ders kitaplarında ona öğretilmeyen her şeye "dedikodu, hurafe, komplo teorisi" diyen, bu tutumu sayesinde de kendisini bilim adamı zanneden katıksız orospu çocuğu seni. İnşallah çocuğun karı satıcısı olur ilerde.

Neyse, Konfüçyus'un harika bir sözü vardır; "Dünyayı sözler veya kanunlar değil semboller yönetir" diye. Bu semboller vasıtasıyla kendi veliahtlarına mesaj gönderiyor tepedeki elit zümre. "Bunu yapan biziz, güç bizde" diyor onun yerine başa geçecek veliahtlarına.

Tom ve Jerry'nin şu bölümünde ise alenen satanist bir ayin yapılmakta. Konuyu az çok araştıran çoğu kişi bundan haberdardır zaten, fakat bilmeyenler izlesin derim.

Efendiden mesaj gelir.
Ardından efendi belirir.
Kendisinin Hollywood'un efendisi olduğu söylenir.
Ve efendinin önünde secde edilir 

Bir Disney yapımı olan Güzel ve Çirkin animasyonundan bir sahne vereceğim şimdi de. Gaston aşağı düşer ve gözlerinde fark edemeyeceğiniz bir sembol belirir. (arada giren siyah yazı aldığım video'da vardı, orasını kesemedim, o yazıyı önemsemeyin)

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/dd.swf?attredirects=0&d=1

Elbetteki film esnasında belli olmuyor. Fakat gözlerinde tam 2 kare boyunca bir kurukafa sembolü beliriyor.
Disney daha sonra gelen tepkiler üzerine bu durumu, Gaston'ın öldüğünün iyice anlaşılması için yapıldığını açıklar. Yani o kurukafa sembolü adamın gözlerinde, öldüğünün daha iyi anlaşılması için eklenmiş. He amına koyayım he, zaten dünya da tepsi gibi.

Bu açıklama ile Disney, sübliminal mesaj kullandıklarını kabul etmiş oluyor aslında. Bu sübliminal mesajın çizgi filmde bulunmasını "Gaston'ın öldüğünü daha anlaşılır hale getiriyor" şeklinde savunduklarına göre...

Ant Bully isimli animasyon filmde ise şöyle bir sahne mevcut:


Bir çocuk animasyonunda bu sembolün işi ne?

Unutmayın bunları çocuklar izliyor. Ben bu işlerin "kasıtlı" ve "orospu çocuğu" emeller üzerine yapıldığını adım kadar iyi biliyorum.

Misal şu meşhur Külkedisi Cinderella... 1950'de 3 Oscar adayı olan Cinderella'daki sevimli baş karakterlerden biri bir kedidir. Ve bu çizgi filmde belki de en çok seven toplayan kedinin ismi ise Lucifer'dır. Buyrun filmden bir kesit.

Sevimli Lucifer'ımız bu.
Peki kediye Lucifer ismi vermişler, ne olacak? Şu olacak güzel kardeşim en basitinden. Al sığır jenerasyonun sığır yorumu:

"Lucifer'ı seviyorum lol swh swh"
Lucifer'ın öldüğü sahne Cinderella'dan kesilmiş, sonra bu kesilen sahne Youtube'a düşüyor (belki de fan yapımı bir sondur bu Lucifer'ın ölmesi, ama o konu o değil, Lucifer ölünce yapılan yoruma bak sen, en beğenilen yorum bu:
."Her zaman kedi Lucifer'ı sevdim, biraz kötü de olsa ölmeyi hak etmemişti. İyi ki filmin gerçeğinde onun öldüğü sahneyi kullanmamışlar. Yani neden böyle sevimli bir kediyi (Lucifer'ı) öldürürsünüz ki :D:D:D"

İsmi Lucifer olan karaktere sempatik bir rol ver, Lucifer'ı bile insanlara dolaylı yoldan sevdir. Brava Disney. Bu öyle hafife alınacak bir örnek değil bak paşam. Neden bir kediye Lucifer ismi verip insanlara sevdirirsin. Neden? Amaç ne? Modern olacam diye çocuğuna sikindirik isimler koyan gelir durumu yüksek ailelerin yaptığı türden bir afacanlık değil bu. Afacanlık da değildir bu, bir çizgi filmde Lucifer adında sempatik bir karakter yaratmak, yalnızca ve yalnızca orospu çocukluğudur.

Neyse, Lady Gaga'nın Born This Way klibini incelemiştim eski yazılarımda zaten fakat o yazıyı yazarken şunu ben de bilmiyordum. Konumuz o olduğu için hemen belirteyim, klipte şöyle bir sahne var:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/sessiz.swf?attredirects=0&d=1
Aslında izlediğiniz neydi biliyor musunuz?

Zoom yapılmış, aşağıdan yukarıya doğru sıralanan bu görüntüde bir kurukafa ve ona tapmakta olan insanları izlediniz. Bu figür size zoom yapılarak izlettirildi ve seyredenlerin %99'u bunu farketmedi bile. Kurukafa, Şeytan'ı ve kötülüğü temsil etmekte zira bu sahnede Şeytan'ın doğumundan bahsediliyor klipte. Şeytan sayesinde iyi var, o sayede şeytan ve kötülük iyi olmalıdır fikri. Dualizm öğretisi.

Sembol olayını burada kesiyorum kaynatasızlar. Burada tek tek tüm çizgi filmlerdeki veya kliplerdeki sembolleri gösterecek halim yok. Sadece birkaç örnek sundum ben size. Bu çizgi filmlerin, kliplerin hangi ellerden çıktığı konusunda ve hangi fikirlerin aşılanmaya çalışıldığı hususunda size bir fikir vermiştir umarım. Amacım da oydu yoksa. Oturup her MTV şarkıcısının hangi klipte ne yaptığını anlatmadım ben size. Emsal olsun diye Lady Gaga kliplerini incelemiştim, Kesha'yı, Madonna'yı ayrı ayrı inceleyemem, zira konunun "illümünatü diye bü grup var, şarkıcıları öldürüyormüş" tadına düşmesini istemiyorum. Yeri geldi Rothschild'in tarihçesini anlattım, yeri geldi daha da ciddi konulara değindim, yeri geldi birçok kişi arasında hızla yayılan spiritüalizm (new age) felsefesinin ne kadar tehlikeli sonuçlara vardığını anlattım. Ama sığırın aklında "Lady Gaga'nın götüne yapışan üçgen" olarak kaldı konu. Bu yazı, başlıktan da anlayacağınız üzere medya odaklıydı, o sebeple bunları anlattım. Dünyayı yöneten elit zümre ve sahip oldukları luciferian öğreti, bunlarla sınırlı değildir. Bunlar sadece işin medya yansımalarıdır. Bunu da 50 kere dedim, ama 150 kere de desem yine bu konuya aynı yorumu getirecek olan denyolar var. Bir de top sakalına sıçtığım herifi "illüminati diye bir örgüt varmış, şarkıcıları öldürüyormuş" diye bir köşe yazısı yazmıştı geçenlerde. Arka odasına sıçtığımın bardağı seni.


Şu video'ya göz atarsanız Temel Reis'teki bir sahnede sincaplar "viciruviciru" diye hızlandırılmış bir şekilde konuşmaktalar.

Fakat sincapların konuşmasını ağır çekimde dinlerseniz söyledikleri şunlardır:  "Amerika'nın en çok satan, kaliteli şekerlemeleri, David Price Freeley. Hafiftir, sindirimi kolaydır. Şekerlemelerinizi hemen alın."

Durumu fark eden eleman, bunun seslendirme esnasında bir aktör tutmaktansa, bir radyo reklamını kullandıklarını ve bu yüzden olabileceğini söylüyor. E yani gerçekten öyle de olabilir fakat bu bana biraz "fazla" iyi niyetli bir yorum olarak geldi ehehe.

Şimdi çizgi film faslını sona erdiriyoruz. Biliyorsunuz medyadan da bahsedeceğimi söylemiştim. Sadece çocuklara veya gençlere değil, herkese yönelik bilinçaltı mesajlarına bakalım şimdi de. Şimdi sizlere göstereceğim örnek gerçekten de sinir bozucu.

Hani eskiden televizyonlar gece yarısı yayınını İstiklal Marşı eşliğinde kaparlardı ya, işte aynı mevzu ABD'de de bir marş yayınıyla yapılıyor. 1960'da ABD'deki çoğu kanal, gece yarısı yayını kapatmadan önce şu marşı yayınlıyor:


https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/0_National_Anthem_1960s_TV_Station_Sign_Off.swf?attredirects=0&d=1 Gördüğünüz üzere marşın bir dizesi giriyor, daha sonra o dize siliniyor ve marşın diğer dizesi ekrana geliyor. Bu böyle 1 dakika boyunca sürüyor. Fakat bu esnada 1960'ların Amerikalısı "bilinçli" olarak olmasa da ne okudu biliyor musunuz?

Bu yayını ağır çekimde izleyince görüyoruz ki, bu marş esnasında araya ekstradan bazı harfler giriyor. Buyrun ağır çekimi:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/0_National_Anthem_TV_Sign_off_Slowed_Reveals_Subliminal_Messaging.swf?attredirects=0&d=1
Şimdi o araya ekstradan giren ve ekranda yaklaşık olarak 0.1 saniye kadar beliren harfleri kare kare inceleyelim. Yayının kalitesi kötü olduğundan tam net olmasa da, birçoğu anlaşılıyor. Altını çizdiğim harfleri okuyun:

Rebellion is not tolerated. Obey. Consume. Obey. Consume.
Türkçe meali: İsyan hoş görülmez. İtaat et. Tüket. İtaat et. Tüket.

Hiçkimse bunları okuduğunu fark etmiyor, eğer haberiniz olmasaydı hızlı çekiminde siz de buna dikkat etmeyecektiniz. Fakat işin kötü ve gerçek yanı şu ki, bunları izleyen her ABD'linin bilinçaltı, olan biten her şeyi depoladı bile.

Sanırım insanoğlunun orospu çocukluğunda ulaşabileceği maksimum nokta neresidir hep beraber görmüş olduk.

Tek bu dize değil elbette, marşın ağır çekim video'su şu link'te mevcut. Eğer benim yukarıda hazırladığım altı çizili kelimelerin net gözükmediğinden dolayı ikna olmadıysanız, lütfen bu ağır çekim versiyonunu seyredip kendi gözlerinizle görün durumu. Her şey olabildiğince net, Karagümrük çocuğuyum diyorum lan, benim sözüm senettir. Bu 1 dakikalık yayında verilen sübliminal mesajların tamamı şunlar:

"Trust the Government God is Real God is Watching Believe in Government God Rebellion Is Not Tolerated Obey Consume Obey Consume Trust the US Government God is Real God is Watching Believe In Government God Rebellion is Not Tolerated God is Real God is Watching Obey Consume Obey Consume Worship Consume Believe Do Not Question Government Believe in Government"

Meali: "Hükümete güven. Tanrı gerçektir. Tanrı izliyor. Hükümetin Tanrı olduğuna inan. İsyan hoş karşılanmaz. İtaat et. Tüket. İtaat et. Tüket. ABD Hükümetine güven. Tanrı gerçek. Tanrı izliyor. Hükümetin Tanrı olduğuna inan. İsyan hoş görülmez. Tanrı gerçek. Tanrı izliyor. İtaat et. Tüket. İtaat et. Tüket. Tapın. Tüket. İnan. Hükümeti sorgulama. Hükümete inan.

Böyle işte hafız. Bunun gerçek olduğuna inanası gelmiyor insanın, zaten buna tepki de göstermişler fake'tir diye ve ortaya aynı çekimin bir başka versiyonunu atmışlar "bakın bunda sübliminal mesajlar yok" iddiasıyla.

Fakat bunun fake olması gerçekten de zor. Zira "gerçek" olduğu iddia edilen ve sübliminal mesaj içermeyen versiyon, sübliminal mesajlı versiyondan alan olarak daha ufak. Şöyle ki:


Göreceksiniz ki üsttekinde yarısı gözüken binaların, alttaki versiyonda tamamı gözükmektedir. Yani bu durumda alttaki versiyonun, yani sübliminal mesajlar içeren video'nun gerçek olma ihtimali çok daha fazladır. Zira bu video'nun "sahte" olması için, her sahnede yarısı gözüken binaların, heykellerin, otların geri kalanının da çizilmiş olması gerekir. Ki bu da oldukça zorlama bir ihtimaldir.

Sanırım ortada iki ihtimal var.

Ya ABD'de bazı televizyon kanallarına sübliminal mesaj içeren versiyon, bazılarına ise sübliminal mesaj içermeyen versiyon verildi. Ve bu durumda bazı kanallarda sübliminal mesajlı olan versiyon, bazılarında sübliminal mesaj içermeyen versiyon yayınlandı.

Ya da bunun fake olduğuna insanları inandırmak için bu video'daki sübliminal mesajları temizleyip internet'e koyacak kadar hasta ruhlu insanlar var dünyada. Bunun örneklerini çok gördüm, hiç şaşırmayın.

Şunu da unutmayın ki, 1960'da bu bokları yiyen, şimdi neler yapmaz. Yapıyorlar da zaten.

John Carpenter'ın They Live adında harika bir filmi vardır. Film aptal bir uzaylı muhabbetine bağlanıyor gibi görünse de aslında en sağlamından bir sistem eleştirisidir ve insanlara gözlerini açmasını öğütleyen harika bir yapımdır. Şöyle ki, başrol karakterimiz bir gözlük bulur ve bu gözlüğü takınca dünyayı farklı görmeye başlar.

Örneğin:

Reklama çıplak gözle baktığında gördüğü budur.
Fakat gözlüklerini takar ve aslında o reklamın verdiği gerçek mesajı görür:
İtaat et. 
Karayipler'e gel... diyen bu reklama da gözlükleriyle bakar ve  bu reklamın ona verdiği tek mesajı da görür:
Evlen ve çoğal. 
Ardından etrafa bakar ve gördükleri şunlardır: 8 saat uyu, 8 saat çalış. Rahat et. Tüket. Televizyon izle.  Boyun eğ. Satın al.

Kitap ve dergi raflarında da yine aynı mesajları görür: Otoriteye itaat et. Özgür düşünceye yer yok. Tüket. Fikir yok. Evlen ve çoğal.

Ardından paraya da gözlükleriyle bakar ve:

"Bu sizin Tanrı'nız" yazdığını görür. ABD parasının üzerinde "In God We Trust" yazmasının yegâne mantığı, paranın Tanrı olduğu fikrini insanlara vermektir. Zira bu para eline defalarca geçer ve oturup da bu parayı ciddi ciddi incelemezsin. Sürekli eline geçen bu para üzerindeki "God" (Tanrı) ifadesini görür ve Tanrı ile para arasında bir ilişki kurarsın.
Gözlükleriyle televizyona baktığında ise güven verici masallar okuyan bir siyasetçi görür, arkasında "itaat edin" emriyle beraber.

They Live güzel filmdir. Yönetmeni olan John Carpenter da şu meşhur Nuri Alço müziğini yapan adamdır aynı zamanda. Bambarababambabam bambarababambabam diye melodisi vardı ya lan hani ehehe.

Neyse konuya dönüyorum. Sizlere son birkaç yıldır İngiltere'de çok moda olan bir şeyi göstermek istiyorum:

Üzerinde "İTAAT ET" yazan şapkalar... Bu nasıl bir moda?
Moda işte.

Misal şu video'da Sharpie adlı kalem firmasının bir reklamı vardır ve ekranda çok az bir süre boyunca beliren görüntü şudur:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/z3.swf?attredirects=0&d=1
Stop Protesting! Protesto etmeyi bırak!
Manchurian Candidate filminin bir sahnesinde, araba camında şöyle bir yansıma belirir kısa bir süreliğine:



Harika bir sübliminal mesaj örneği. Yine çıktı karşımıza "obey". Yani itaat et. Bunun fake olduğunu düşünen internet'ten filmi indirsin ve 51:46'da durdursun.

İnsanlar genellikle bu tür şeylerden veya reklam kampanyalarından etkilenmediklerini düşünürler, fakat aslında herkes etkilenir.

Örneğin şu haberde yapılan bir deneyden bahsediliyor. 90 dolarlık aynı şaraptan iki şişe alırlar. Şişelerden birini $90 etiketiyle, diğerini ise $10 etiketiyle tattırırlar deneklere. Deneklerin çoğu 90 dolarlık etiketi olan şarabın daha lezzetli ve daha kaliteli olduğunu söylerler. Fakat işin ilginci, bu denekler yalan söylememektedir. Deneklerin beyinlerine özel bir cihaz bağlarlar ve görürler ki beyin gerçekten de 90 dolarlık şarabı, 10 dolarlık aynı şaraptan daha lezzetli olarak algılar. Ta ki siz ikisinin de aslında aynı şarap olduğunu öğreninceye kadar...

Pepsi paradoksu gibi yani. Deneklere A ve B adlı markasız iki kolayı tattırdıklarında, deneklerin çoğu A'nın daha lezzetli olduğunu söyler. Ardından deneklere Pepsi ve Coca Cola'yı tattırırlar ve deneklerin çoğu bu sefer Coca Cola'nın daha lezzetli olduğunu söyler.

Oysa az önce tattıkları ve çok beğendikleri A kolası, bildiğimiz Pepsi'ydi. Beğenmedikleri B kolası ise Coca Cola'ydı. Bunun en büyük sebebi, reklamları sayesinde Coca Cola'nın daha prestijli bir intiba bırakmış olmasıdır. Bu Pepsi paradoksu öyle Pepsi'nin yaydığı bir şehir efsanesi değil, deneyleri de yapılmış gerçek bir olaydır.

Sorduğunuzda hiç kimse aslında ufacık olan fakat reklamda koskocaman gösterilen hamburger reklamından etkilenmediğini söylenir. Zira reklamda Güliver'in öğle yemeğiymiş gibi kocaman duran o hamburgerin zaten o kadar büyük olmadığını biliyordur ve kendisi bu numaralara gelmezdir, külyutmazdır, insan sarrafıdır, çıkarmadan 4 posta kayar, cinsellik onun için ikinci plandadır, Ahmet Kaya'nın da fikirlerini değil müziğini beğenir bu amına koduğumun yapmacık klişeci götvereni. Fakat bu tür reklamlardan gayet de etkilenirler, bilinçaltları sağ olsun.

"Ne salaklar abi yea, işe yarıyomuş gibi hala 99,90 lira etiketi koymuşlar. 100 lira desene şuna amına koyim". Evet bak hakkını yemeyeyim, sen belki gerçekten etkilenmiyor olabilirsin bundan, fakat senin gibi etkilenmediğini söyleyen insanların büyük çoğunluğu etkileniyor bu basit numaradan. Milyarlarca dolarlık reklam sektörü böyle boş ve işe yaramayan yöntemlere milyar dolarlarını harcamaz.

Biraz da haberlere bakalım. CNN'deki şu haberin 28. saniyesinde garip bir flaş patlar. Aşağıda 5 saniyelik bir kesit aldım, gözünüzü kırpmadan seyredin ki fark edebilesiniz:
https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/z2.swf?attredirects=0&d=1
Anlık giren o görüntüyü fark ettiniz mi? Fark etmiş olsanız bile ne gördüğünüzü anlamadınız. Arada 0.1 saniye kadar patlayan flaş şudur aslında:

Yeni Umut Baptist Kilisesi. Ve görüntünün sağında yer alan baptist kilisesi için oraya yönelmiş "Tek Yol -->" diyen bir levha bulanmakta.
Kaza mı? Belki. Ama bir kaza için oldukça çok profesyönelce bir olay ve nedense bu kazada da bir "mesaj" içeren bir görüntü ekrana giriyor.

Bir başka habere bakalım, bir vatandaş tarafından kaydedilmiş bir görüntü. Haber bitince yayınlanan fragman arasında kısa bir görüntü beliriyor:
https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/z4.swf?attredirects=0&d=1
O ne olduğunu fark etmeden gördüğünüz flaş patlaması, aslında bu görüntüydü. Ölü bir insan bedeni.
Eğer bunlara "kaza" diyorsanız, birazdan göstereceğime de kaza demek zorundasınız.

Bu görüntüyü kaydeden birçok kişi var, haydi ben Youtube'da en çok izlenilenini koyayım buraya örnek olarak. Haberlerde fragman arasında şu görüntü giriyor:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/0_Freakish_Severe_Weather_Intro_Transition_on_WSMV_8_17_2012.swf?attredirects=0&d=1
 İzlediğiniz ise tam olarak buydu:



Bir reklamdan kalan Dandruff şeytanının bir görüntüsü bu ve reklam yanlışlıkla yayının arasına giriyor ve yarıda kesiliyor. Valla açıkçası, ben bunun da "kaza" olduğunu düşünmüyorum fakat kararı yine de size bırakıyorum kaynatasızlar. Neden özellikle bir şeytan figürünün olduğu reklam bu "kazaya" denk geliyor? Neden bir şeytan figürü? Ve neden bu kadar çok "kaza"? Neden özellikle korku aşılayan şeytani imgeler?

3 Nisan 2011'de Comedy Central'de Two and a Half Men'i seyreden İngiliz bir çocuk, reklam arasında bazı tuhaf yazıların girdiğini fark ediyor ve ardından babasına durumu söylüyor. Sonra yayını geri sarıp bakıyorlar ki çocuk doğru söylüyor, 0,5 saniye kadar ekranda uzun uzun yazılar kalıyor, her reklamın arasında yapılıyor bu:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/z5.swf?attredirects=0&d=1
Bunun gibi birçok tuhaf mesaj veriyorlar. Bunun ve reklam arasında giren diğer tüm metinlerin oturup çevirisini yapmayacağım artık, zaten kafa karıştırıcı tuhaf, çok büyük anlamlar yüklenmemesi gereken tırıvı mesajlar bunlar. Ayrıca1 ay sürdü bu yazıyı yazmam ve artık yoruldum amına koyim acıyın bana ehehe. Fakat şunu da belirtmek istiyorum:
Bu reklamlarda siyaha boyanmış tüm kelimelere ayrı ayrı bakarsanız, o özellikle siyaha boyanmış ve diğerlerine nazaran dikkat çekici olan bu siyah kelimelerin şunlar olduğunu göreceksiniz:

"Breed with caution" (Dikkatle üreyin)
"Time to panic" (Panikleme zamanı)
"Subliminal mind control" (Sübliminal zihin kontrolü)
"Brainwashing" (Beyin yıkama)
"Elite Empowered" (Elitler yetkilidir)
"Truth Means Nothing" (Hakikat hiçbir şeydir)

Tabi ki bu metinler yeteri süre kalıyorlar ekranda ve tam anlamıyla sübliminal mesaj demek doğru olmaz. Fakat yine de kasıtlı olarak yapılmış, insanlara korku vermek amaçlı, ibnece bir iş.

Ben şu Discovery Channel tayfasına pek tamah etmem. Fakat yine de bunların bir belgeselini seyrediyordum. How Stuff Works (İşler Nasıl Yürür) adında Discovery Channel'a ait bir programları var. Bu yazının başında kendisinden bahsettiğim Edward Bernays ile ilgili kısa bir belgesel seyrediyordum ki arada bazı flaş patlamalarının olduğunu fark ettim. Sonra internet'e baktım başka fark eden var mıydı bunu diye ve vallaha vardı. Bu How Stuff Works programı "onlar, sizin bunları bilmenizi istemiyorlar" tadında böyle ilginç konulardan bahseder. Yine de seyrederim arada, ne var ne yok diye. Misal Edward Bernays'ten bahsettikleri bu belgeselde de yine elitlere gönderme yaparlar akıllarınca.


İşte sizi onlar kontrol ediyor, böyle böyle yapıyürler tadında şeyler anlatırlar. Bu esnada malumunuz artık bu blog'da da meşhur ettiğimiz Horus'un her şeyi gören gözü ve piramit sembolizmini de gösterirler. Tamam bunda sıkıntı yok, adamlar bu konulardan bahsediyorlar zaten.

Fakat link'ini verdiğim video'da 3:58'e gelin ve birkaç saniye seyredin, şunu göreceksiniz:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/0_Edward_Bernays_2_Selling_War_Stuff_They_Don_t_Want_You_To_Know.swf?attredirects=0&d=1
Bu 0.1 saniye kadarlık flaş patlamasının sebebi nedir? Sizin bilinçli olarak algılayamayacağınız şu görüntüyü bilinçdışınıza vermektir elbetteki. Bu, Discovery Channel tayfasının da sübliminal mesaj kullandığının %100 ispatıdır.

Zaten hemen hemen tüm medya ağı onlara aittir ve "gerçekleri bizden gizliyürler" tadında yayın yapan bu taşaklı kanallara da kesinlikle güvenmeyin. Seyrettiklerinizin yarısına inanın. Anlattıkları ya sizin bilmeniz gereken kadarıdır, ya korku politikası yaratmak amaçlıdır ya da içerisine doğrular serpiştirilmiş yanlış fikirlerden ibarettir. Eğer samimi olsalardı, gerçekten insanlara "gerçeği" anlatmak amacında olsalardı, şu September Clues'da anlatılanları da anlatırlardı. Fakat her 11 Eylül yıldönümünde aptal aptal "belgesel"ler yayınlarlar ve bu 11 Eylül temalı sözüm ona belgesellerde "bakın biz komplo teorilerine de yer veriyoruz" diyerek 11 Eylül'ün CIA tarafından düzenlendiğini söyleyen insanların görüşlerine "komplo teorisi" yaftası vururlar. Çünkü saçma olan ve desteksiz sallanan teorileri ekrana çıkarırlar ve bu zaten saçma olan teorileri çürüterek 11 Eylül'ün bir El-Kaide işi olduğuna insanları iyice inandırırlar.

Fakat nedense 11 Eylül günü yayın yapan 5 ABD kanalının da tek merkezden yönetildiğine, uçak diye bilgisayar animasyonlarının yayınlandığına, aynı kadının aynı "Oh my God, Jesus fucking Christ" bağırışının ne hikmetse 3-4 farklı video'da yer aldığına, "gördüğümüz şey füzeydi" diyen görgü tanıklarına, ağzından "füze" lafı kaçıran spikerlere, bir kanalda gözüken helikopterin aynı açıdan çekim yapan başka bir kanalda gözükmeyişine, 11 Eylül'de öldüğü iddia edilen insanların tüm fotoğraflarının birbirine benzediğine hiç yer vermezler.

Amına koduklarım sizi.

Şimdi sizleri başka bir yere çekmek istiyorum. Bir Amerikan vatandaşı, 11 Eylül'ü yapanlarla kendi hükümetlerinin işbirliği içinde olduğuna kolay kolay inanmaz. Ona göre pis teröristler saldırmıştır Amerika'ya. Kendi başına böyle bir şey gelmeyeceğine, kendi insanlarının onu kandırmayacağına inanarak hükümetini sahiplenir. Zira ABD'li, ona ne kadar delil sunarsan sun, bu durumu kabul etmek istemez. Fakat ABD'li olmayan birisi eğer önünde yeterince delil varsa gerçeğin ne olduğunu bu gereksiz duygusallığa kapılmadan kabul edebilir. Bunu şuraya bağlayacağım, kabul etmesi size de zor gelebilir fakat bu yöntem bazı eski Yeşilçam filmlerinde de kullanılmış durumda.

Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filmi'nin açılış jeneriğine bakalım şimdi:

https://sites.google.com/site/sikkodepo/home/zz.swf?attredirects=0&d=1 Halit Akçatepe isminden hemen önce Münir Özkul'un bir görüntüsü girer ve o sahneden önce de şu kare gözükür kısa bir süreliğine:


Bu video'nun 42. saniyesinde, bu video'nun ise 22. saniyesinde durumu kendiniz de görebilirsiniz.

Şimdi Yeşilçam'dır bu, kazadır, özensizliktir diyebilirsiniz. Ben de öyle demiş, üstünde pek durmamıştım. Ta ki aynı manzarayı Süt Kardeşler'de de görene kadar.

Bu da Süt Kardeşler'de çıkan sahne:


Yine aynı kadının görüntüsü Süt Kardeşler'in jeneriğinde de yer almakta. (bu video'da 3:08)

Tabi bu kadın 1 saniye kadar ekranda duruyor, buna pek de sübliminal mesaj demek doğru olmaz fakat yine de artniyetli bir iş. Yeşilçam'ın sübliminali de bu kadar oluyor zaten amına koyim.

Ayrıca şöyle de bir durum var. Bunu sonradan fark etmiş olacaklar ki, bu filmlerin televizyonda yayınlanan versiyonlarında jenerikleri değiştirmişler.

Bu, zamanında sinemalarda yayınlanan ve jeneriğinde sübliminal mesaj bulunan versiyon. Bunu jenerikteki yazıların eskiliğinden ve isimlerin sağa-sola titremelerinden de anlayabilirsiniz seyrederken

Bu ise televizyon için sonradan hazırlanmış ve sübliminal mesaj içermeyen jenerik. Bunun yeni ve değiştirilmiş versiyon olduğunu da jenerik yazılarının kalitesinden anlayabilirsiniz seyredince.

Bizimkiler de yemişler yani bu bokları. Fakat şu da var ki, bir sinema filminin jeneriğine neden çıplak kadın figürü yerleştirirler? Bu fragman değil, jeneriktir. Yani bu jeneriği zaten biletini alıp sinemada filmini izleyen adam izliyor, her türlü satmışsın sen biletini zaten o adama. Neden sırf ona yönelik bir sübliminal mesaj uyguluyorsun? Ben bunun altında ibnelik ararım.

Bu durumdan tabi oyuncuları falan da mesul tutmuyorum, ne alaka amına koyim?

Fakat akıllara da şöyle bir soru işareti takılıyor...

Hangi orospu çocuğu yaptı lan bunu?

Evet kaynatasızlar, sübliminal mesaj faslını burada sonlandırıyorum. Müsadenizle sizleri başka bir yere çekeceğim birazdan. Fakat önce biraz beyin fırtınası yapmak istiyorum.


Bilinçaltı veya bilinçdışı, gerçekten de sandığımızdan çok daha etkili bir mekanizmadır. Bilinçaltına yakın tarihe kadar bilim dünyası "abartılmış bir balon" gözüyle bakıyordu, fakat sonra öküzün bacağının öyle olmadığı iyice anlaşıldı. Zaten Tavistock'ta insanlığın yararına (!) bilimsel çalışmalar yapanlar ve elitler, bu işin böyle olduğunu çoktandır biliyordu.

Bilinçdışının aslında aldığımız kararlarda, tahminlerimizde ve davranışlarımızda ne kadar etkili olduğunu anlatmak için size şöyle bir örnek vereyim kendimden.

Geçen gün bi arkadaşım bana "Bismillahirahmanirrahim'de kaç harf var?" diye sordu durduk yerde, ben de "ne bileyim lan, göz kararı 23-24'tür herhalde" dedim. Sonra saydı bu, sahiden de 23 tane çıktı. Bana da Rain Man muamelesi yaptı, "o nasıl bi göz kararı lan manyak?" dedi ehehe.

Aslında benim göz kararı yaptığım 23-24 tahmininin doğru çıkması, şans eseri değildi. Zira bilinçdışımız gerçekten de şimdiye kadar algıladığımız, anlamlı anlamsız bütün verileri bir araya getirir ve bize makul bir tahmin sunar.

Biz gün esnasında sürekli bilinçdışımıza uyarak birçok davranış sergiler, birçok karar alır, bir çok tahmin yürütürüz. Ve tahmin yaparken de "Bu konuda hislerime güveniyorum", "İçgüdülerime uyacağım", "Altıncı hissim kuvvetlidir" gibi mistik açıklamalar ileri süreriz.

Oysaki bizim "içgüdü" zannettiğimiz çoğu şey, aslında bilinçdışımızın bize o tozlu raflarından derleyerek sunduğu uyarılardır.

İşin tehlikeli boyutu ise, bilinçdışımız bize her zaman "doğru" olan tahmini sunmaz. Böyle bir şey mümkün olsaydı eğer, insanlar hayatları boyunca hep en doğru olan kararları verirlerdi. Veya şans oyunu firmaları bu kadar müthiş kârlar elde edemezdi, bilhassa İddaa falan.

Gel konuyu biraz daha değiştireyim. Ha bu arada "şu an" anlattıklarımın bilimsel olduğu iddiasında falan da değilim, ben sadece şahsi gözlemlerimi anlatıyorum burada. Zaten psikiyatri ve psikoloji bilimleri de genellikle genellemelerden yola çıkarak hareket ederler ve benim bu saydığım gözlemler de önyargılarından kurtulmuş bir psikiyatristin dikkate alacağı önerilerdir. Zaten bilim kabullerine uyarsak 50 yıl önce sigara yararlıydı, 30 yıl önce bilinçaltı o kadar da etkili olmayan bir mekanizmaydı, 10 yıl önce Plüton gezegendi.

Sinemada ve edebiyatta "foreshadowing" diye bir yöntem vardır. Bu yöntem genellikle sembollerle yapılır. Yöntemin isleyiş prensibi şudur; semboller veya önemsizmiş gibi gözüken kısa sahnelerle, sonra gerçekleşecek olaylara göndermeler yapılır. Tabi foreshadowing yaparken bu dozu tutturamazsanız, filmin sonunu belli edersiniz ki bu yöntemin sıçıp batırılarak yapıldığı nice eserler de vardır. Fakat ustaca yapılan foreshadowing'ler gerçekten de başarılıdır ve takdiri hak eder. Alfred Hitchkok'un Pscyho'su, bir zamanlar herkesin hastası olduğu Lost dizisi bu yöntemi sık sık kullanmıştır.

Şimdi size bazı usta foreshadowing örnekleri göstereyim:

Kubrick reyiz Eyes Wide Shut'ta bu yöntemi ustaca kullanmıştır. Bu sahnede kızın odasında soldaki duvarda pagan maskeleri, sağda ise güneş sembolizmi vardır.

Ve filmde birkaç sahne sonra böyle bir pagan ayini yapılır.

Terminator 2'de de bu yöntem yine ustaca yapılır. Bir kavga sahnesinde bu terminator, bu şekilde rengi metalik gri olan bir cansız mankenle göz göze gelir ve "bu ne amağagoyim" bakışı atar.
Fakat birkaç sahne sonra öğreniriz ki bu terminator, sıvı metalden yapılma ve her şekli alabilen türde bir  makinedir.

Bu da Esaretin Bedeli'nin ortalarında geçen bir sahne. Eğer filmi seyretmediyseniz bu ve bunun altındaki fotoğrafa yapacağım yorumları okumayın. Andy bir kütüphane kurar hapishanede ve kütüphanesine bağışlanan kitaplar arasında Monte Kristo Kontu da vardır, yazarı Alexander Dumas'tır, bu arkadaş da Dumas'ı "dumbass" diye okur, güler eğlenirler.

Bu esnada Andy, "Monte Kristo Kontu'nu okumadın mı? Okusan beğenirsin, bir kaçış hikâyesidir" der. Zira Monte Kristo Kontu'nda hapisden çıkan Edmond Dantes sabırla ve umutla bekler, ardından kendine ihanet edenlerden intikamını  alır. Tıpkı Andy'nin hapishaneden kaçtıktan sonra, hapishane müdüründen ve baş gardiyandan intikamını alması gibi.

Bunlar ancak çok dikkatli izleyicilerin ilk seyredişlerinde fark edebileceği ve genellikle de filmi ikinci seyredişlerinde anlayacağı göndermelerdir.

Peki foreshadowing yöntemi neden kullanılır? Neden kimi zaman filmin sonunun anlaşılması riskine bile yol açmasına rağmen bu yöntem kullanılır? Birçok sebebi vardır elbette, sayayım. Öncelikle genellikle iyi filmlerde bu foreshadowing'leri fark etmezsiniz ve ancak filmin sonuna geldiğinizde "aaa böyle böyle bir sahne vardı lan, anlamalıydım" tepkisi verirsiniz. Veya bunları ancak filmi ikinci seyredişinizde anlarsınız ve hikâyenin kurgusunda böyle detaylar olduğunu görünce esere olan saygınız artar, daha fazla etkilenirsiniz. Bunun sebebi size "Bu hikâyedeki basit detayların bile bir anlamı vardı, her şey kurguya dahildi, bu öyle alelade kafaya estikçe yazılmış bir hikâye değildir" mesajı verilmesidir. Bu durumda hikayeye ve yazarına karşı saygınız artar, daha fazla etkilenirsiniz.

Bir diğer etken ise bilinçdışının kudretidir.

Verdiğim örnekleri göz önünde bulundurun. Zengin iş adamlarının pagan maskeleri takıp tuhaf seks ayinleri yapması size pek de gerçekçi gelmeyecek bir olaydır (en azından beni okumuyorsanız ehehe), fakat film esnasında Kubrick reyisin bir odanın duvarına serpiştirdiği pagan maskeleri, sizin bu zor kabul edilebilecek olayı bile daha kolay hazmedebilmenize, gerçekçi bulmanıza yardımcı olmuştur. Zira siz bilinçli olarak farketmeseniz de, bilinçaltınız anlamlı-anlamsız her türlü detayı emen bir kara deliktir.

Yine aynı şekilde sıvı metalden yapılmış ve her şekli alabilen bir makinanın varlığına inanmanız da zordur. Fakat foreshadowing'ler, siz o an fark etmeseniz bile sizi o dünyanın içine sokarlar. Bu sıradaşı hikâyeleri gerçekçi olarak kabul etmenize yardımcı olurlar.

Bu son anlattıklarım da yalnızca bilinçdışının aslında bizim bilinçli zevklerimiz ve kararlarımız üzerinde ne kadar etkili olabileceğininin göstergelerinden birkaçıdır.

Peki ya sübliminal mesajlar? Onlar da bu kadar etkileyici midir?

Elbette etkileyicidirler fakat en başında dediğim gibi, sizi solcuyken sağcı yapabilecek, dindarken ateist yapabilecek, Fenerli'yken Galatasaraylı yapabilecek bir sübliminal mesaj yoktur. Bunların çoğu bir araya gelirse ancak etkili olabilirler. Ve sırf şu yazıda gördüğünüz örnekler de zihninizin "sürekli" sübliminal mesaj bombardımanına uğradığının bir göstergesidir.

Yazının başında sizlere medyanın manipülasyon yöntemlerinden bahsedeceğimi de söylemiştim.

Şimdi gelin, medyanın ne kadar gavat olabileceğini örneklerle inceleyelim.

Birazdan anlatacağım analiz, 3 parçalık bir Youtube video'sunda yapılmıştır ve tek kelimeyle harikadır. Fakat bu video'ların izlenme sayıları elbette 5.000 ve 2.000 civarındadır. Video link'i budur, İngilizce'si olanlar arzu ederlerse seyretsinler, diğer parçaları da sağ tarafta çıkıyor zaten. Biliyorum yazı oldukça uzadı kaynatasızlar, fakat bu, belki de bu yazının en önemli kısmı olacaktır. Lütfen buradan sonra yazacaklarımı dikkatle okuyun.

Bu zat Fox News'un sunucusudur. Çaktırmadan alaycı bir ifade ile "Wisconsin Üniversitesi'nden bir profesörü dinleyeceğiz birazdan, kendisinin bazı 'komplo teorileri' var" gibisinden laflar ederek sunumunu yapar.
Yayına bağlanan delikanlı profesör budur ve "Müslümanların büyük çoğunluğu 11 Eylül'ün içten düzenlenmiş bir olay olduğunu düşünüyorlar" der.
Profesör öyle deyince bizim sunucu hemen lafa girer ve "Okay, that's your opinion" (Tamam, bu sizin kendi fikiniz) der. Bu muazzam bir manipülasyon örneğidir. Zira "bu senin düşüncen" dediğin anda, karşındaki adamın "gerçek" doğruları söylemediği ve sadece kendi düşüncelerini söylediği imajı yaratırsın. Oysa "Müslümanların çoğunluğunun 11 Eylül'ün planlanmış bir iç saldırı olduğunu düşünmesi" kişiden kişiye değişen bir fikir değil, nesnel bir yargıdır. Örnek vereyim: Ahmet diye bir arkadaşının olduğunu ve Ahmet'in "ben komünistim" dediğini düşünün, "bu Ahmet'in görüşüdür" diyebilirsiniz bu durumda. Fakat siz "Ahmet bana komünist olduğunu söyledi" derseniz, kimse size "bu senin görüşün" diyemez, zira siz Ahmet'in düşüncelerinin ne olduğunu iletmişsinizdir. Bu durumda "Müslümanların çoğu 11 Eylül'ün bir iç saldırı olduğunu düşünmektedir" derseniz, bu da nesnel bir yargıdır ve sizin düşünceniz olamaz. Ayrıca gerçekten de Müslümanların büyük çoğunluğu 11 Eylül'ün iç saldırı olduğunu savunmaktadır. Devam edelim.
Ardından profesör "2,5 yıl boyunca ciddi araştırmalar yaptım ve ben de 11 Eylül'ün kurmaca bir saldırı olduğuna ikna oldum" der ve haberin altyazısı hemen değişir..Profesör bunları dedikten hemen sonra Fox TV'nin ekrana koyduğu banner'da yukarıda görüldüğü üzere şunlar yazar: "Profesör 11 Eylül hakkında komplo teorileri mi öğretiyor?" Bu altyazının koyulma sebebi, bu adamın dediklerinin ciddiye alınmaması ve insanlara şu şekilde tanıtılmak istenmesidir:  Koskoca profesör olmuşsun, çocuklara sen bu "saçma komplo teorilerini" mi öğretiyorsun?
Aynı altyazı hala ekranda durmaktadır. Bu esnada hemen Fox News stüdyosundaki sözde uzman (sol taraftaki) lafa girer.  Bu esnada, sol taraftaki sözüm ona "uzman", profesörle konuşurken asla kameraya bakmaz, yani profesörle göz kontağı kurmaz. Konuşurken sıkılıyormuş gibi bir tavır sergileyerek, ustaca sağdaki profesörün ciddiye alınacak biri olmadığı izlenimini verir. Ardından Fox News uzmanımız yine  "Yani siz 11 Eylül'ün bir iç saldırı olduğuna inanıyorsunuz" der. Ve özellikle "inanıyorsunuz" kelimesini kullanır, yani "inanıyorsun", gerçek değil, bu sadece senin "inancın".
Soldaki "uzman", uzun süre profesörle göz kontağı kurmaz, önündeki kağıtlarla meşgul olur. Profesör söze girmek istediğinde, soldaki arkadaş hemen konuya müdahalede bulunur ve yukarıda görmekte olduğunuz "O.K." işaretini yapar. Bu işaretin izleyicide uyandırdığı izlenim şudur: "Bu adam gerçekten de konusunda uzman ve dedikleri dinlenmeye değer şeyler. Bu tartışmada otorite o."
Soldaki Fox News adamı, bizim profesöre şu soruyu sorar: "Gerçekten de kişisel olarak 11 Eylül'ün bir iç saldırı olduğuna inanıyor musunuz?" Buradaki anahtar kelimeler şunlardır: "kişisel olarak" ve "inanmak". Çünkü insanların gözünde inanmak; bilmek değildir. Ve "kişisel olarak" yine senin inandırıcılığını bitiren bir hitap şeklidir. Zira tüm dünya, bizim sahip olduğumuz televizyon kanalları, gazeteler ve bütün insanlar, 11 Eylül saldırısını Arap teröristlerin yaptığını "biliyor"dur. Peki sen "kişisel olarak başka bir şeye mi inanıyorsun?"

Ve dikkat edilmesi gereken bir başka olay da, profesöre sorulan ilk sorunun şu olmasıdır: "11 Eylül'ün bir iç saldırı olduğuna inanıyor musun?". Bu bir evet-hayır sorusudur ve size gerekçelerinizi açıklama şansı vermez. Hatta soruyu soran satılık Fox uzmanı, bu soruyu sorduktan sonra "Yes or no?" der, yani "yalnızca evet veya hayır de, ona göre bilelim".

Şöyle bir örnek vereyim, Galileo olduğunuzu ve tüm insanların da Dünya'nın dönmediğini kabul ettiğini düşünün.

Elinizde birçok deneysel gözlem, delil ve ispat vardır. Fakat tüm insanlar dünyanın dönmediğini adı gibi bilmektedir. Günümüz insanları dünyanın döndüğünden ne kadar eminlerse, o günün insanları da dünyanın dönmediğinden o kadar emindirler.

Ardından Galileo olarak sizi engizisyon mahkemesine çıkarıyorlar ve size sordukları ilk soru şu oluyor: "Dünya'nın döndüğüne inanıyor musun? Evet veya hayır de!"

Siz bu soruya "Evet, Dünya dönüyor!" diye cevap vererek konuşmaya başlarsanız, sıçarsınız. Zira sizi dinleyenlerin %90'ını kaybedersiniz. Bu saatten sonra göstereceğiniz hiçbir delil, hiçbir kanıt, ciddiye alınmaya değer değildir, çünkü zaten saçma bir şey söyleyeceksinizdir.

Neyse biz devam edelim Fox ekranlarındaki orospu çocukluğuna:

Bizim profesör de boş adam değildir elbette ve karşısındaki takım elbiseli lavuğun işinin onun itibarını düşürmek olduğunu anlamıştır. Profesör şöyle cevap verir bu soruya: "It's not that simple. I do know. I do not believe" (Bu o kadar da basit değil. Ben bunu BİLİYORUM, inanmıyorum.). Aslan parçası profesör ehehe.
Soldaki adam ısrarla "İkiz Kulelerin kontrollü bir şekilde yıkıldığına mı inanıyorsunuz?" diye sorar, profesör aynı oltaya gelmemekte ısrarlıdır ve şunları söyler: "İnanmıyorum, biliyorum, zira kanıtları gördüm". Dikkat ederseniz haberin banner'ı hâlâ aynıdır "Profesör 11 Eylül ile ilgili komplo teorileri mi öğretiyor?". Soldaki uzman ısrarla, bizim profesörün üzerinde "komplo teorileriyle kafayı bozmuş aptalın teki" izlenimi bırakmaya çalışmaktadır.

 Soldaki takım elbiseli arkadaş, profesörle konuşurken sürekli onun anlattıklarından sıkıldığını, bunların "boş işler" olduğunu belirtmektedir yüz ifadeleriyle,.

Biz buna Mehmet Barlas bakışı diyoruz işte ehehe.
Profesörümüz Bush yönetimini eleştirmektedir. Ardından soldaki arkadaş "11 Eylül'ü Yahudiler yapmış gibi tuhaf teorilerden bahsediliyor" diyerek konuyu "ayağa düşürmeye" çalışmaktadır.  Oysaki profesör Yahudilerle ilgili tek bir söz bile söylememiştir. İşin kurdu olmuş takım elbiseli uzmanımız konuyu insanların ciddiye almadığı saçma teorilere bağlamaktadır. Zira insanlar gerçek olabilecek bir konuyla bile "hee amağagoyim bunlar hep İsrail'in oyunları zaten" diyerek dalga geçebilir, konuyu ciddiye almaya tenezzül etmeyebilirler. Bunun kanlı canlı örneğini görmek için bkz: etrafınızdaki insanlar, bkz: Facebook'ta beğenmediği halde beğeniyormuş rolü yaptığı müzik grubunun şarkısını paylaşan arkadaşlarınız, bkz: ekşi sözlük. Bu arada üzgünüm ama her ne kadar profesör onu demese de veya iyice ciddiye alınmama korkusuyla demeye cesaret edemese de, 11 Eylül bir siyonist tezgâhıdır. Delilleriyle açıkladık, okuyun bu blog'daki 11 Eylül yazılarını. Anlattıklarıma hiçbir adam akıllı delili olmadan "saçmalık" diyenlerin %90'ı, eğer ben İngiliz ve ateist bir yazar olsaydım "Adam doğru söylüyor" diyecek insanlardır, hepsi demiyorum elbette ama çoğunluğu böyle insanlardır ve bu benim önyargım değil gözlemimdir. Marka ve ambalaj önemlidir, fakat üzgünüm sevgili orospu çocuğu, ben neysem oyum.
Ardından uzmanımız "insanların çoğu senin gibi düşünmüyor" manasında sözler söyleyerek, profesörün sadece komplo teorisyeni deli azınlıktan biri olduğunu ima eder. Ve dikkat ederseniz soldaki elemanın jestleri sürekli değişmektedir. Profesör ise zavallım tek tabanca kütük gibi doğru bildiklerini söylemeye çalışıyor. Zira Fox'un "11 Eylül'ü El-Kaide teröristleri yaptı, Bin Ladin yaptı." tezini savunması için oraya çıkardıkları elemanları, tabiri caizse eğitimli bir askerdir.
Yine bir başka el ve kol jesti. "Burada otorite benim, bilgi sahibi benim. Sen sadece saçmalıyorsun"
Bu esnada foto Zümrüt'te vesikalık çektiriyormuşçasına kravatını sıkan takım elbiseli süper uzmanımız, harika bir manevra yapar. "Mantıklı insanlar böyle düşünmüyorlar" diyerek profesörü iyice itin götüne sokar. Fakat esas nokta "reasonable people" (makul/mantıklı insanlar) derken önce elleri ile kendisini...
Daha sonra ise seyirciyi gösterir... Jestleriyle verdiği mesaj şudur: "Mantıklı olan ben ve çoğunluktur, biz senin anlattığın saçmalıkları kale almaya değer bile görmüyoruz..."
Ardından karambole getirirler ve alaycı bir ifadeyle profesörü susturup yayını sona erdirirler.
Fox News bu yayını izleyen ABD izleyicisine ne anlattı:

1- Biz medya olarak her türlü görüşe yer veriyoruz intibası uyandırıldı.
2- Yayına aldıkları ve 11 Eylül'ün yolcu uçağı kaçıran Araplar tarafından düzenlenmediğini ileri süren profesörün tüm itibarını yok ettiler. Hiçbir şekilde ciddiye alınmadı.
3- 11 Eylül'ün "inside job" olduğunu ileri sürenlerin işte böyle manyaklar (!) olduğu anlatıldı.

Öte yandan stüdyoya çağırdıkları diğer takım elbiseli kişi bu işi nasıl yapacağı konusunda tam bir uzmandı. Jestleriyle ve mimikleriyle kontrolü tamamen ele aldı.

NLP (Neuro Linguistic Programming) denen olayla ilgilenmiyorum ben. Fakat gördüğünüz üzere bu yöntem medya tarafından başarıyla kullanılmaktadır. Bu NLP'i genellikle şarlatanlar sahiplendikleri için ve böyle sikindirik kişisel gelişim kitaplarında "HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEK İSTER MİSİNİZ?" vaadleriyle işin bokunu çıkardıkları için, NLP bir hurafe imajı alacaktır yakında, belki de almıştır. Kendine "astrolog" deyip sikimsonik "Venüs yaklaştı şöyle böyle olacaksınız" diyenlerin kitapları bestseller olmuyor mu bu ülkede anasını satayım? Normaldir. Ayrıca Venüs yerinden oynadı diye psikolojisi bozulan adamın da ben ta amına koyayım, derde bak amına koyim.

Fakat gördüğünüz üzere medya çalışanları ve sözde "uzman"ları bu konuda oldukça eğitimlidirler. Yani bu NLP ciddi bir mevzudur

Bizim medyanın da pek farklı olduğunu zannetmeyin. Misal nasıl ki eskiden sigaranın zararlı olmadığını söyleyen parayla tutulmuş doktorlar varsa, günümüz medyasında da "Gdo öyle sanıldığı gibi zararlı bir şey değilmiş" haberleri çıkmakta. Bu haberleri de genellikle "Colorado Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre..." diye sunarlar, hani "Bilim konuşuyor burada ulan, susun cahil piçler."

Şimdi size bizim medyada yakın tarihte çıkmış ısmarlama bir haber göstereyim mi? Şöyle "ısmarlama", yani sipariş üstüne bir haber bu, tüm gazete ve haber sitelerinde yakın tarihlerde yayınlanan. Hatta kelimesi kelimesine aynı haber. Bak şimdi bak, tipe bak tipe:

Milliyet. Ok.

Trt. Ok.

Posta. Ok.

Timeturk. Ok.

Samanyolu. Ok.

Haber 7. Ok.

Gerçi organik dediğimiz gıdaların çoğu da GDO'lu tohumlarla üretiliyor olabilir fakat bu haberlerde organik ürünle, diğer ürünlerin arasındaki tek farkın "üzerindeki ilaç kalıntısı" olduğu söyleniyor. Lan yemişim ilaç kalıntısını, sen o yiyeceğin genetiğini değiştiriyorsun. GDO'lu tohumla ekim yapan çiftçi bir daha ekim yapamıyor kendi tohumuyla, çünkü GDO'lu tohum kısır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylere bakın, GDO'lu ürünle beslenen hayvanlarda oluşan tümör ve kanser oranlarına bakın. Kimi sikiyorsunuz siz?

Genellikle GDO'yu savunanlar, GDO'nun insanlar tarafından bilinmediğini ve insanların şehir efsanelerine inanarak GDO'yu kötü zannettiklerini ileri sürerler.

Altında da biz şöyle bilimseliz böyle bilimseliz intibası bırakmak adına doçent doktor bilmemgötümün makalesine referans verirler.

Siz ha benim sikimi taşağımı yiyin.

Ulan sizi dinleseydik 50 sene önce de sigara sağlığa yararlıydı be amına koduklarım. Bunu diyenler de yine doktordu, bilim adamıydı.

Bunlar tüm medyada yayınlanmış "ısmarlama" haberlerdir ve GDO'yu öven doktorlar da %99 satılıktır. İnsanları 1960'larda olduğu gibi sigaranın yararlı olduğuna inandıramazlar bu sefer, zira artık internet var. O zaman tek hakim televizyonlar ve gazetelerdi, propaganda %100 etkiliydi, fakat şu an ötmez o boru. Gerçi yine ötüyor ama eski kudretiyle ötmüyor. Please try again next time.

Artık ufaktan sonlandırıyorum yazıyı.

Böyle bir yazı yazmak için de en çok öğretmenlerden ve çocuk sahibi olanlardan mail almıştım. Onlardan ricam, eğer çocuğunuzun yaşı küçükse bunları ona göstermeyin. Daha çok ilgisini çeker. Televizyonu da kesinlikle yasak etmeyin. Bu daha da çok ilgisini çeker. Çocuğunuzun rol model aldığı birisi illa ki vardır ailenizde, annesi, babası, dayısı, amcası veya büyük kuzeni... Her kimse o kişi, onun televizyonu ve medyayı çocuğun yanında kötülemesini sağlayın. Örnek aldığı insan bunları söylerse eğer ona, işte bu sandığınızdan da etkili olabilir.

Sırf para sahibi olduğu için hayatı merak edilen vasıfsız ünlülerle, hâlâ "Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle" diye yapmacık yapmacık konuşup hiçbir sikime faydası olmayan sikindirik köşe yazarlarıyla, vasıfsız ve karaktersiz haber kanallarıyla dolu bir medyamız var. Bunların içinde büyüyen çocuk da rol model olarak bu insanları veya ona dayatılanları alıyor. Batı kafasını rol model alıyor. Güzel bir kadına bile "Avrupai" deniliyor lan bu ülkede. Avrupai diye bir övgü çeşidi mi olur amına koyim? Mutlak doğru mu Avrupa?

Neyse kaynatasız, valla belim ağrıdı, artık bitiriyorum yazıyı. Biraz Murat Kekilli'den Salını Salını adlı parçayı dinleyeceğim.

Blog'u da yorumlara açıyorum artık, aşağıda sevişiriz. Haydi Allah'a emanet olun.