Okunması şart makaleler:


Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Hatay'daki Patlamalar Üzerine

Selam ben Beşşar Esed. 

Sırtını Amerika'ya yaslayan ve böylece mutlu mesut yaşayacağını zanneden onlarca müslüman ülke liderinden birisiydim. Pek akıllı bir adam da sayılmam. Günümüzdeki makine ve bilgisayar bağımlılığı insanların hafıza yeteneğini  ciddi şekilde köreltmiş vaziyette * olduğu için sizlere bazı şeyleri hatırlatmam lazım.

2008 yılında Arap Birliği Zirvesi vardı, bu toplantıda ben ve birtakım Arap liderleri bir araya geldik sevgili gadasını aldığım. Sen muhtemelen bu haberi gördüğünde "öeehh" deyip bir sonraki "Internet'te tıklanma rekorları kıran kedi" haberine veya sikimsonik sıradan bir futbol haberine baktın. Zira o haber daha eğlenceliydi, daha zevkliydi, daha neşeli dakikalar vadediyordu sana. Neyse dur ne diyordum, heh bu toplantıda Kaddafi adında bir Arap lideri de konuştu. Ne diyordu bu Kaddafi biliyor musun?



Saddam'ın yakalanıp idam edilmesine değinmişti Kaddafi. Aslında Saddam pek sikinde değildi Kaddafi'nin, bunu kendisi de söylüyordu. Tıpkı öğrencilerine Beş Hececilerin adlarını "feyho" şeklinde ezberletmeye çalışan edebiyat öğretmeni gibi, Saddam örneği üzerinden bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu bu Kaddafi. Konuşmasının özeti şuydu Kaddafi'nin: "Neden Saddam'ın adil bir şekilde yargılanması için bir şeyler yapmadınız? 11 Eylül'ün Irak'la ne alakası var? Neden Saddam'ı öldürdüler? Hepiniz sırtınızı Amerika'ya yaslamış vaziyettesiniz, aranız bozulur diye ağzınızı açıp tek kelime laf edemediniz. Bizim en büyük düşmanımız kendimiziz, önce aramızda birlik olmalıyız. Yoksa sıradaki sizlerden biri de olabilir"

Kaddafi bunları söylerken salonun tepkisi ne oldu biliyor musun? Yalnızca 5 saniyeni rica edeceğim senden, "Sıradaki sizlerden biri de olabilir" dediğinde işte bu tepkiyi verdik Kaddafi'ye: http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=VZZvPlGCt_8#t=440s  "Çok iyi abi yea" diye yapılan esprinin gülünmeye değer olduğunu belirten sığır genç gibi güldük Kaddafi'ye.

Kaddafi'nin söyledikleri bu kadarıyla sınırlı değildi, Arap ülkelerini kastederek şunları söylüyordu Kaddafi: "Biz birbirimizden nefret ediyoruz, birbirimizi aldatıyoruz. İstihbarat kuruluşlarımız birbirimiz hakkında komplolar kuruyor. Rusya'yla veya İtalya'yla kurduğumuz ilişkiler, herhangi bir komşu Arap ülkesiyle kurduğumuz ilişkilerden 1000 kat daha kuvvetli. Biz birbirimizin düşmanıyız. Biz hiçbir şey paylaşmıyoruz"

Kaddafi konuşurken ben onu şöyle dinliyordum:



Pek akıllı bir adam olmadığımı söylemiştim di mi?

Bazılarımız onu şöyle dinliyordu:





Bazılarımız da şöyle:



Esed ve 129 kişi daha bunu beğendi. Kankalarla itibarsızlaştırma qeyfi :))))

Biz Araplar çok akıllı, çok süper bir milletizdir. Son peygamber aramızdan çıkmış olmasına rağmen yüzyıllardır şu dünyaya bir taş dikebilmişliğimiz yoktur. Belki de bu kadar rezil hâlde olduğumuz için son peygamber bizim aramızdan çıkmıştır, kim bilir? Üstelik aramızdan biri "Birlik olmamız lazım" dediğinde bile ona köyün delisi muamelesi yaparız.

Dedim ya, biz Araplar çok süper bir milletizdir. Ne hikmetse bizim bütün Araplar 2010'un sonlarında devrim yapmaya karar verdiler. Hepsi bir anda kendi liderlerini devirmek istediler. Önce Kaddafi'yi öldürüp Libya'yı çok süper bir yer hâline getirdi devrimci Arap kardeşlerimiz.



Kaddafi'nin ülkesi Libya, Tunus, Mısır, Cezayir... Hepsinde devrimler oldu. Kaddafi ve o gün orada ona gülen kim varsa, hepsi  90+5'te maçın bitmesi için hakeme yalvaran Yılmaz Vural tribinde üç buçuk attılar. Zincirin son halkasına gelindiğinde, benim yüreği devrim aşkıyla tutuşan bir grup insanım da bana karşı ayaklanmaya başladı.

Bu devrimlerin sebebi neydi biliyor musun? Tabi ki de bizim süper Arapların özgürlük ve demokrasi aşkıydı canım, orası kesin, ama daha başka bir sebebi neydi biliyor musun? Büyük Ortadoğu Projesi bizim sınırlarımızı ve yönetim şekillerimizi değiştirmeyi amaçlıyordu. Yeni Dünya Düzeni'nde bize biçilen ilk pozisyon buydu. Biz Arap liderleri, hepimiz ABD'nin kuklasıydık aslında, fakat kukla oynatıcısı olmanın ilk kuralı kendi kuklalarını kendi elinle yok etmektir. 

ABD, Afganistan ve Irak'a girdikten sonra epey bir vurgun aldı, ekonomisi on sene öncesini mumla aratır hâle geldi. Kendi ordusuyla bir yeri işgal edecek mecali yoktu artık ABD'nin. Peki ne yapacaklardı? Fransız İhtilali'nden beri uygulanan bir fetih yöntemi vardır, ordularınla bizzat savaşmaktansa, fethetmek istediğin bölgenin insanını birbiriyle savaştırırsın. Onları birbirine düşman edersin. Onları birbirine kırdırırsın. Bazen millet farklılıklarını, bazen mezhep farklılıklarını kullanırsın. Her türlü farklılığı ayrımcılığa dönüştürürsün. İşte bu yolla bizi önce birbirimize, sonra kendi içimizdeki halkımızı birbirine düşman ettiler. Biz Araplar çok süper milletiz demiştim di mi?

Neyse işte, işler benim ülkemde onlar için pek de rast gitmedi. Ben hâlâ devrilmedim. Hâlâ Mossad, ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından eğitilen, İsrail tarafından silahlandırılan teröristlere karşı savaşıyorum.




İşin tuhaf kısmı nedir biliyor musunuz? Hani sizin medyanızda bazen "Obama PKK için terör örgütü demedi!", "Oh neyse AB parlamentosu PKK'ya terörist dedi", "Lan yine terörist demediler olum ya :(" gibi haberler çıkıyor ya. Sen de oturduğun yerden düşünüyorsun ya, ulan karakol basan, yol mayınlayan, otobüs roketleyen adamlar nasıl terörist olmaz diye. Heh işte aynısı şu an bizim başımıza da geldi.  İsrail tarafından silahlandırılan adamlar bizim askerimize ateş açıyordu ve adları "Muhalif" veya "Devrimci" oluyordu. Neyse işte tüm bunlar yetmezmiş gibi ben bir yandan üstüme saldıran İsrail'le de it dalaşı yapmak zorunda kalıyorum.



Demiştim ya ABD'nin artık gücü yoktu işgal etmeye diye. Suriye'de de işler pek istedikleri gibi gitmiyordu ya. Suriye'deki devrimci kardeşlere bir destek lazımdı. Kim olmalıydı bu destek? Siz güzel kardeşlerim, siz canını yediklerim, siz.

Siz artık onlar adına bize karşı savaşmalıydınız. Zamanında sırf Nato'ya üye olabilmek için elin Kore'sinde savaşan da sizler değil miydiniz? Akıllı olan adam bir haritaya bakar, "benim burada ne işim var" der amına koyayım, neyse konuyu dağıtmayayım.

2010 yılında sizin başbakanınız benim için "Esed kardeşim" diyordu. "Artık Suriye ile aramız çok iyi" diyordu. Bana inanmıyorsan buyur seyret hacı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=XzYwZooedHg#t=23s 

Sonra birden bire, tıpkı süper Arap halkının kafasına birden bire dank etmesi gibi, başbakanınız da bir anda aydınlandı ve benim pis bir diktatör olduğumu fark etti. Bir anda hayatın anlamını çözdü sizin başbakanınız. "Padişahım çok yaşa" diye ellerini açıp altın dağıtılmasını bekleyen aşırı karakterli medyanız da bir anda bana düşman kesildi. 2011 Haziran'ından itibaren bana ağzını geleni söylemeye başladı sizin başbakan. Kendimi bir anda Beşiktaş'tan Fenerbahçe'ye transfer olan Tümer Metin gibi hissettim. Oysaki ben hep neysem oydum, bir yere gittiğim yoktu. Aramızdan su sızmazken, şöyle olduk sizin başbakanla:




Aslında Tayyip Erdoğan'ın hakkımda iyi konuştuğu o eski haber link'lerini de göstermek isterdim sana ama nedense o haberlere artık ulaşılamıyor arşivlerden. Sadece senin önyargıyla yaklaşacağın "muhalif" haber ajanslarında duruyor o haberler. Diğer tüm medyadan sanki buharlaştırıldı o haberler. 1984'ü okudunuz mu lan? Güzel kitap.

Neyse ne diyorduk, tabi başbakanınızın birdenbire oluşan düşmanlığı yetmezdi sizin bizimle savaşmanız için. Bunun için bazı somut tahrik unsurları lazımdı. Şunun gibi mesela:



Veya bugün, yani 11 Mayıs 2013'te Hatay'da 40'tan fazla insanın ölümüne, 100'den fazla insanın yaralanmasına yol açan patlamalar gibi. O patlamaları kim yaptı biliyor musun? Sizin medyanızdan ve bakanlarınızdan alalım haberi:






Sizin medyanız zaten bir yıldan fazladır benim ne kadar pis bir adam olduğumu anlatıyordu.

Şu andan itibaren de benim suçlu olduğuma inanmanız için birçok yol deneyecekler.

Ben o kadar tuhaf bir adam olacağım ki sizin gözünüzde, bir yandan kendi içimdeki Özgür Suriye Ordusu adı verilen teröristlerle savaşıp, bir yandan İsrail'le uğraşırken, bir yandan da size bombalı saldırı düzenleyebileceğim. Başka işim yokmuş gibi sizin o komik "çözüm süreci"nize zarar vermek için uğraşacağım. O çok iyiye giden memleketinizi kıskanıp, bu kadar belanın içinde sizinle dalaşacağım.

Belki sözüm ona deliller bulacaklar. Belki intihar bombacısının üstüne bir Suriye ordusu üniforması koyacaklar. Belki sözüm ona konuşma kayıtları bulurlar. Nasıl yaparlar bilmiyorum ama bunu yaparlar.

Yemin ederim ki sizi buna inandırırlar. Uyuturlar. O başınızın dibinde çan çan konuşan elektronik ekran ve sözüm ona uzmanlar, satılık yazarlar, ne yapar eder sizi buna inandırırlar.

İsrail ve Mossad'la beraber çalışan Özgür Suriye Ordusu'nun ise bu saldırıyla hiçbir alakası olmaz. Beşir Atalay az önce "Bu saldırının Suriyeli muhalifler ile alakası yoktur" dedi mesela, gördün mü?

Zihin kontrolünün en etkili yöntemi tekrardır. Tekrar, tekrar, tekrar... Nazi Almanyasının propaganda bakanı Goebbels, "Bir şey ne kadar saçma olursa olsun, defalarca tekrar edilirse insanlar ona inanır" dediğinde işte bunu kastediyordu.

Dediğim gibi, pek akıllı bir adam sayılmam ben, hıyarın teki de olabilirim hatta. Ama tüm bunlar senin benimle savaşman için yeterli olacak mı? Kararı sen vereceksin, ya evinin içinde sürekli konuşan o dört köşeli ekrana inanacaksın ya da sırf birilerinin hırsı yüzünden savaşacak kadar salak olmayacaksın. Artık birilerine baş kaldıracaksın. Geçen sene düşen Türk jeti muhabbetinde olduğu gibi bu olay yüzünden de savaş çıkmayabilir. Fakat bu tahrikler birikirse bal gibi de çıkar, gül gibi de çıkar. Olan ölen insanlara olur, birileri de cam kenarına konmuş at sineği gibi ellerini ovuşturur. "Amerikalılar ne kadar salak yea, 11 Eylül'e inanıyorlar hâlâ" diyorsunuz belki de içinizden, işte bu olayların da 11 Eylül'den hiçbir farkı yok. Yemin ederim ki yok lan, valla yok. 11 Mayıs Türkiye'nin 11 Eylül'üdür belki de. Lisede notunu "Sözlüm zaten 100" diye hesaplayıp karnesine zayıf getiren dalyarrak, yine hayal aleminde mi yaşayacaksın? Bunlara inanacak mısın?

Sizin medyanız zamanında Kaddafi için de şunları demişti bak, hatırlıyor musun?


Veya bunu:



Oysa bu Kaddafi denen adam şu an dünya üzerinde bulunan herhangi bir siyasi liderden daha fazla şerefsiz değildi ki? Neden tek derdimiz Kaddafi oluvermişti bir anda? Kaddafi, yani Kıvırcık Kafa ölünce dünya daha iyi bir yer mi oldu? Şimdi de yeni Kıvırcık Kafa'nız ben oldum işte. Ben, Beşşar Esed.

Ben artık Çakır'ı öldüren Cerrahpaşalı Halit oldum.


Ben artık Michael Scofield'ın beyninde çıkan tümördüm.

Ben artık Türkiye-Brezilya maçında Brezilya'ya haksız penaltı veren Koreli hakem oluverdim.

İlkokulda en öne oturup "Örmenim ödev vermiştiniz" diyen işgüzar çocuk var ya, onlar da benim adamım aslında lan.

Münir Özkul'a gözdağı vermek için Yadigar'ın ahırını yakan adam var ya, o da bendim.

Ben yaptım, ben...

Beşşar Usta.