26 Nisan Cumartesi İzmir Kitap Fuarındayım. Saat 5'te, Okuyanus standı. Kaynataya selam.

29 Mart 2014 Cumartesi

Yeni Osmanlı ve AKP

Merhaba kaynatasızlar.

Arasıra sikim sikim bölünmüş Türkiye haritaları yayınlanır birileri tarafından, bilirsiniz. Bu haritalarda genellikle Türkiye'nin Güneydoğusunda Kürt devleti, doğusunda ise Ermeni devleti kurulmuş olur, gözünüzün önüne geldi di mi o haritalar? Bu seferki ise farklı.

Stratfor, 1996'da Yahudi istihbaratçı George Friedman tarafından kurulan bir istihbarat birimidir. Stratfor aynı zamanda "Gölge CIA" olarak da bilinir ki bu tanımlama Stratfor'un ne olduğunu anlamanıza az çok yardımcı olmuştur. Stratfor'un kurucusu Friedman, 2009 yılında "Gelecekteki 100 yıl" adında bir kitap yayınlar. Bu kitapta, Türkiye'nin 2050 yılındaki haritasının şu olacağını öngörür kendileri:


Bizim alışık olduğumuzun aksine bu sefer bölünmüş bir Türkiye haritası yayınlamamıştır CIA. Adeta eski Osmanlı topraklarına hüküm süren, ortalığın amına koyan bir Türkiye vardır Friedman'ın kafasında (acaba?). Haritanın altında "etki alanı" yazıyor oluşu da sizi yanıltmasın, bu tıpkı Osmanlı gibi eyaletlerden oluşan bir Türkiye haritasıdır Friedman'a göre. Zira aynı kitapta Friedman, Türkiye'nin gelecekte dünyanın önde gelen devletlerinden biri olacağını sık sık vurgular.

Bu haritayı ve bilgiyi aklınızda tutun kaynatasızlar. Şimdi aynı Stratfor'un 23 Ağustos 2010'da yayınladığı "İslam, Sekülerizm ve Türkiye'nin Geleceği için Mücadele" adlı özel rapordan (1) bir kesit göstereğim size. Altına özet gibi bir çeviri de ekleyeceğim, onu çok dikkatli okuyun zira parçaları birleştirip delillerle geleceğim, ben adamın anasını belgelerle sikerim.

Özetle şunlar anlatılır özel raporun bu kısmında: "Gülen hareketinin uluslararası bağları AKP'nin dış politikası için doğal bir tamamlayıcıdır. AKP takipçileri Osmanlı'nın geçmişini benimsedikleri gibi, Osmanlıcı yayılmacı politikaları da benimserler. Ahmet Davutoğlu ve AKP'ye göre Türkiye'nin potansiyeli yüksektir fakat emperyalist bir imaj oluşturmaması için "Yeni Osmanlıcılık" terimini pek dile getirmezler. Fakat yine de Türkiye'nin dış politikası, Osmanlı'nın etki alanlarına geri dönüşten başka bir şey değildir"

Stratfor burada açıkça AKP'nin yeni osmanlıcı bir politika güttüğünü, fakat bunu o yıllarda dışarıda açık seçik dile getirmediğini söyler. Stratfor'un analizi kesinlikle doğrudur, şimdi gel benimle.

2009 yılında Ahmet Davutoğlu Libya gezisine çıkar ve "Ben yeni osmanlıcı değilim" der. Haber Today's Zaman'da (2) yayınlanır:


Bunun üzerine bir WikiLeaks belgesinde (3) görürüz ki, Stratfor ajanlarından Reva Bhalla, istihbarat içi mail'leşmelerde şu anlama gelen soruyu sorar ekip arkadaşlarına: "Neden AKP zaten yeni Osmanlıcı bir politika izliyorken, Davutoğlu bunu açık seçik dile getirmiyor? Sahiden kötü bir imaj yaratmasından mı çekiniyorlar?"


Reva hanım kızımıza cevabı veren kişiyi tanıyın şimdi de: Stratfor ajanlarından Amerikancı Türk'ümüz "Emre Doğru" konuya daha hakimdir, Emre'nin cevabı özetle şu olur: "Bu terimin kullanılması doğru değil, ürkütmeyin tazeleri"



Amerikancı Türklerimiz çoktur bizim, kendilerini okullarda akademisyen olarak, gazetelerde yazar olarak, televizyonlarda "bilirkişi" veya "ezber bozan" olarak sıklıkla görürsünüz. Emre Doğru gibi diğer bir Amerika sevdalımız ise Soner Çağaptay'dır. Soner'in, Amerika'nın Ortadoğu ilişkileri hakkında yayınlar yapan Washington Enstitüsü'nde 2009'da yayınlanan makalesinin (4) başlığı şudur: "AKP'nin dış politikası: Yeni Osmanlıcılık yanlış kullanılan bir isim"




Şimdi sizlere Soner'in Yeni Osmanlıcılık isminin yanlış kullanıldığını söylediği fakat Yeni Osmanlıcılığı övdüğü makalesinden bir kesit vereceğim, yine altta çeviri mahiyetinde özet var, onu okuyun:



Soner, 2009 tarihli bu yazısında AKP'nin dış politikası için Yeni Osmanlıcılık yerine "Ekono-İslamik" adında bir kelime uydurur ve AKP'nin bu Ekono-İslamik politikasının sadece İran, Suriye, Rusya, Hamas ve Hizbullah'la iyi ilişkiler kurmakla kalmadığını, aynı zamanda ABD, AB ve İsrail'in çıkarlarıyla örtüştüğünü de yazar.

Sevgili Soner, 2009'da iyi ilişkiler kuracağını söylediğin AKP, o saydığın ülkelerin hepsiyle düşman olmuştur. Fakat cümlenin ikinci kısmında haklısın. AKP'nin dış politikası ABD, AB ve İsrail'in çıkarlarıyla gerçekten de örtüşmektedir.

Ayrıca şu ana kadar size gösterdiğim tüm yazı ve yayınların birbiriyle olan tutarlılığına da dikkat edin.

Neyse, bir başka Amerikancı Türkümüzü tanıyalım: Ömer Taşpınar. Kendisi Brookings Enstitüsü Türkiye Araştırmaları bölümü başkanıdır, Sabah gibi, Today's Zaman gibi gazetelerde yazıları, Amerikanın Sesi adlı ne olduğu isminden belli sayfada ise röportajları cirit atar. Ömer Taşpınar'ın 11 Temmuz 2011'de Sabah'ta yayınlanan yazısı (5) yine Yeni Osmanlıcılık hakkındadır, kendisi bol bol yağlar ve över Yeni Osmanlıcılığı. Şimdi lütfen çerçeve içine aldığım kısmı okuyun, bu sefer Türkçe:



Şekil A'da görüldüğü üzere bütün Amerikancı yazarlarımız ve Stratfor, avaz avaz bağırmıştır "Yeni Osmanlı olun, süpersiniz, haydi aslanlarım" şeklinde.

Şimdi Tayyip Erdoğan için neden "Son Osmanlı padişahı" dendiğini veya "Dünya lideri" dendiğini veya "halife" dendiğini daha iyi anlıyorsunuzdur sanırım.

Fuatavni her ne kadar bir cemaat tetikçisi de olsa verdiği bilgiler arasında benim için en değerli olanı şuydu: Erdoğan'ın danışmanları onu "halife" olduğuna inandırmıştı. Erdoğan'ın Ortadoğu ziyaretlerinde parayla kalabalık tutar, "Tayyip Erdoğan" yazılı pankartlar açtırır, hatta bazı ailelere para vererek çocuklarının isimlerini "Recep Tayyip" koymalarını sağlarlardı.

Şimdi Tayyip'in Mısır ve Suriye ile neden bu kadar ilgilendiğini daha iyi anlamışsınızdır umarım. Ve hatta aynı Tayyip Erdoğan'ın Mısır ve Suriye hakkında bu kadar atıp tutarken, Kırım hakkında meydanlarda neden tek kelime etmediğini de anlamışsınızdır sanırım. Zira kendisi Ortadoğu'nun son padişahı ve halifesi rolüne inandırılmıştı. Esma için dökülen gözyaşları yalnızca bir dış politika oyunuydu, üzgünüm sevgili Rabia'cı dostlar ama hakikat budur.

Stratfor'un çizdiği bu "Güçlü, süper, 10 kaplan gücünde Türkiye" imajı ve yayınladığı harita, tamamen bir yemden ibarettir. Aynı zamanda "Yeni Osmanlıcı, bağımsız ve güçlü Türkiye" propagandası yapan yazarlarımızın söylemleri de sadece bir yemden ibarettir. Hatta yine pek sevgili Ömer Taşpınar, "Osmanlı gibi güçlü Türkiye" imajının yem olmadığını, gerçek bir amaç olduğunu, Amerikanın Sesi adlı sayfadaki röportajında (6) şöyle dillendirir, lütfen okuyun, Türkçe: 



Ehehehe. Yapma ya Ömer? Biz komplo teoricisi, sen ise gelişen Türkiye'nin biricik savaşçısısın öyle mi? Hoş gerçi, bu sikimsonik dünyada David Rockefeller veya Reza Zarrab hayırsever olabiliyor, sen de haklısın.

Bak dayı, yazılarımı az çok okuduysan benim Müslüman ve milliyetçi bir adam olduğumu anlamışsındır zaten. Bu yüzden de faşist oluruz, gerici oluruz, çok da sikime. Ben güçlü bir Türkiye'yi elbette isterim, fakat "cin olmadan adam çarpmak" diye de bir deyim vardır. Zira cesur olmak cahil için çok kolaydır. İçi boş, sırf gaz dolu söylemler bir yana, tüm üretim alanları özelleştirme adı altında peşkeş çekilmiş bir ülkeyle süper güç falan olamazsın. İki, iki daha dört eder.

Peki "Yeni Osmanlı" adı altındaki esas amaç nedir?

Bu sorunun cevabını ben değil, ABD büyükelçisi James Jeffrey 2009'daki röportajında kendisi söylemektedir. Röportaj 2009'da ABD büyükelçiliği resmi sitesinde yayınlanmıştır (7), şu kısmı dikkatle okuyun:




Bu sözler ABD büyükelçisi Jeffrey James'e aittir. İşte süper güçlü Türkiye masalının ardında bu yatmaktadır. Özerk bir Kürt bölgesi ve bölgenin ABD tarafından sömürülmesini sağlayan, adeta bir "hortum" görevi gören amele bir Türkiye.

Az önce Ömer Taşpınar'ın 2011 yılında Sabah'ta yayınlanan "Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Meselesi" adlı yazısından bir alıntı yapmıştım ya size, şimdi bakalım mı o yazı nasıl bitiyor? Son cümleyi okuyun:


"Doğru adres BDP ile diyalog" - Amerikancı, Yeni Osmanlıcı Ömer Taşpınar bunu daha 2011 temmuz ayında yazmıştır.

Sonrasını ise biliyoruz zaten. Süreç adı altında elini kolunu sallaya sallaya Apo posterleriyle dolaşan ve özerkliğe adım adım daha da yaklaşan PKK.

TRT, 2007 yılında Daniel Fried ile bir röportaj yapar, bu röportaj ABD büyükelçiliği resmi sayfasında yayınlanır (8). Röportajda çok önemli bir kesit vardır yardımcı sekreter Daniel Fried tarafından dillendirilen, çeviri altta:



"Umuyoruz ki Turkiye ve biz, Talabani ve Barzani ile daha cok ilerleme kaydetmek icin birlikte calisabilirz. Onlar PKK saldırılarının arkasında değiller. Onlar dost ve müttefikler."

AKP'ye "Barzani ile aranı iyi tut" emri sık sık verilmiştir ABD büyükelçileri tarafından. Bir başka haber vereyim örneğin:




2008'de ABD eski büyükelçisi Wilson alenen Barzani'yle ilişki kurma emri vermektedir AKP'ye, hem de televizyonda...

Sonrasını ise biliyoruz. Eğer sabrınız yeterse bu video'yu bir 10 saniye kadar seyredin. 

Yıl 2012, bir zamanların teröristbaşı Barzani, artık AKP kongresinde konuşma yapabiliyordur ve AKP'liler kendisi için "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganları atmaktadır.

Veya Megri Megri konserini protokolden dinleyebilmektedir Barzani hazretleri.

İşte bağımsız Türkiye budur. Amerika'yı karşısına aldığı için (!) indirilmek istenen Recep Tayyip Erdoğan ve AKP de budur.

"Yeni Osmanlı olacaz, ABD bunu istiyor işte" diye düşünen varsa eğer aranızda, bir hatırlatmada bulunayım sevgili kaynatasızlar. 1959'da ABD başkanı Eisenhower Türkiye'ye ziyarette bulunmuştur. Tüm Türk medyası ağız birliği etmişçesine ABD başkanı Eisenhower'a methiyeler düzmüştür, alttaki fotoğraf 1959'da Ankara'da çekilmiştir:



"Ike", Eisenhower'ın lakabıdır ve Ankara sokaklarına ziyareti esnasında "WE LIKE IKE" (Ike'ı seviyoruz) posterleri asılmıştır.

Bununla beraber çok sevgilimiz, kıymetlimiz olan Ike, Avrupa Birliği'nin o zamanki muadili olan Avrupa Ekonomik Topluluğunu kastederek "Türkiye'nin adaylığı müzakerelere açılmalıdır" demiştir. Tüm Türkiye'de Eisenhower sevgisi ve adaylık müjdesinin coşkusu vardır.

Sonrasını ise yine biliyoruz.

Sadece 1 yıl sonra Adnan Menderes darbeyle indirilmiş, 2 sene sonra idam edilmiştir. AB adaylığı mı? O konuya hiç girmeyelim.

Bush'undan Obama'sına her Türkiye'ye gelen ABD başkanı bize aynı şeyi söylemiştir: "AB'ye gireceksiniz laa"

Bir zamanlar Milletler Cemiyetine dahi özel davetle katılan Türkiye Cumhuriyeti'nin yıllardır hali budur işte.

Şaşırmaya gerek yok, son kullanım tarihi dolan her liderin ipi çekilir.

Küresel güce ve vaadlere kanarak başa gelen her liderin sonu aynı olmuştur. İktidarda kalabilmek uğruna dini ve milli duyguları sömürmüş, halkı kutuplara ayırıp felakete sürüklemekten çekinmemişlerdir. 17 Mayıs 2013'te Tayyip Erdoğan, ABD gezisine çıktığında Emine Erdoğan'ın eline tutuşturulan kitap, akıbetlerinin ne olacağını özetler niteliktedir.




Diktatörlüğün psikolojisi.

Kaynataya selam.



Kaynaklar:

1: Stratfor, Special Report: Islam, Secularism and the Battle for Turkey's Future: http://www.brighteningglance.org/islam-secularism-and-the-battle-for-turkeyrsquos-future.html
2: Today's Zaman, 25 Kasım 2009, http://www.todayszaman.com/news-193944-i-am-not-a-neo-ottoman-davutoglu-says.html
3: WikiLeaks belgesi, ahanda bu: https://wikileaks.org/gifiles/docs/11/1117389_re-mesa-davutoglu-in-tripoli-.html
4: Soner Çağaptay, AKP's Foreign Policy: The misnomer of Neo-Ottomanism: http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/the-akps-foreign-policy-the-misnomer-of-neo-ottomanism
5: Ömer Taşpınar, Yeni Osmanlılık ve Kürt Meselesi: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/taspinar/2011/07/11/yeni-osmanlilik-ve-kurt-meselesi
6: Ömer Taşpınar'ın Amerikanın Sesi'ndeki söylemleri: http://www.amerikaninsesi.com/content/omer-taspinar-abd-turkiye-deki-soylemlerden-rahatsiz/1827136.html
7: James Jeffrey röportajı, http://turkish.turkey.usembassy.gov/be_jeffrey_konusma_102309.html
8: TRT ve Daniel Fried röportajı: http://turkey.usembassy.gov/news_100907.html