Bankacılık ve ekonomik sistem hakkındaki radyo programım: Dinleyin kaynatasızlar
(YENİ) Kuran'daki din ile bize anlatılan dinin farkları konulu radyo programım: MUHAKKAK dinleyin kaynatasızlar

Yeni araştırma yazısı: UNESCO ve Türklere Kakalanan Hurafeler

Amme hizmeti: Okunması Gereken Kitaplar Listesi

Bu sıralar uzun makale yazmaya fırsat bulamıyorum, Facebook'ta daha aktifim. Buradan takibe al kaynatasız.

19 Mayıs 2016 Perşembe

İslam Bana Ne Öğretti?

Gel, biraz konuşmamız lazım.

Söze Hristiyan misyonerleri veya sevgi pıtırcığı New Age'ci teyzeler gibi; "aşkı, sevgiyi, gerçek huzuru" diye başlamayacağım.

Bir kaynaktan herkes istediğini veya ihtiyaç duyduğunu alır. Ben kendi aldıklarım adına konuşacağım. Öğrendiklerim arasında pratiğe dökebildiklerim var, dökemediklerim var, kendimden başkasına zarar vermediğim sürece bu yalnız ben ve Allah arasındaki bir meseledir. Soruma dönecek olursam;

İslam bana neyi öğretti?

İnsanlardan çekinmemem, korkmamam gerektiğini,

Hayatının merkezine insanları veya dünyaya ait olan her ne varsa onları koymanın nasıl bir felaket olduğunu,

İsyankar olmayı,

İçimdeki nefreti dışavurmak veya marjinal gözükmek için değil; Muhammed gibi, İsa gibi, Musa gibi, İbrahim gibi adalet için isyankar olmayı,

Cesur olmayı,

Sonu korku ve felaket ile bitecek cahil cesaretiyle değil, bilgiye dayanarak cesur olmayı,

Kalabalıkların ne kadar cahil olduğunu,

Dolayısıyla kalabalıkların ne kadar korkak olduğunu,

Kendimin de ne kadar cahil olduğumu,

Büyük ihtişamlı insanların dış görünüşleriyle cehaletlerini nasıl gizleyip kendilerini bilgin diye pazarladıklarını,

İnsanların nasıl ölümlü Tanrılar yarattıklarını ve onlara kul olduklarını,

İlah edinmenin sadece taştan bir heykel önünde tapınmak değil, kusurlu ve ölümlü insanlara kendini teslim etmek gibi envai çeşidinin olduğunu,

Her şeyin ne kadar kusurlu olduğunu,

Dolayısıyla tek övülmeye değer olanın O olduğunu,

Bazen doğru bir sözün yanlış kişiden işitilebileceğini,

Bazen yanlış bir sözün doğru kişiden işitilebileceğini,

Doğru zannettiklerimin ne kadar yanlış olabileceklerini, yanlış zannettiklerimin ne kadar doğru olabileceklerini,

Hem kendi benliğimde, hem dış dünyada tanık olduklarım ile, insanın iyiliğe de kötülüğe de ne kadar muazzam derecede ucu açık bir potansiyele sahip olduğunu,

İyi zannettiğim insanların ne kadar kötü olabileceklerini,

İyi gözüken insanların genellikle eline imkân geçirememiş, fakat kendi kudreti dahilinde kötülük yapan insanlar olduklarını,

Bir kez daha, iyi olduğunu zannettiklerimin ne kadar kötü olabileceklerini,

Kendimin de ne kadar kötü olabileceğimi,

Allah korkusunu,

Allah korkusunun, sevdiğin birisinden korkmak gibi olduğunu,

Nasıl ki sevdiğin birisinden korkmak; aslında onu kaybetmekten ve sonrasında maruz kalacağın ıstıraptan korkmak ise, Allah korkusunun da O'nun ile olan bağını kaybetmekten ve sonrasında maruz kalacağın ıstıraptan korkmak olduğunu,

O olmadan ne kadar başıboş bir şaşkın olacağımı,

Başıma gelen iyilik ve lütufları unutup, hep başıma gelen kötülüklere odaklandığımı, dolayısıyla hayatı nasıl kendi ellerimle kendime bir cehenneme çevirdiğimi,

Dolayısıyla ne kadar nankör olduğumu,

İnsanların da ne kadar nankör olduğunu,

İhtiyaçlarımızın değil, isteklerimizin sınırsız olduğunu,

Gerçeğin alıcısının az olduğunu,

Zira alışkanlıkların çok büyük bir put olduğunu,

Her şeyin bir anlamı olduğunu,

Anlamsız olan şeylerin anlamsız olmalarının da bir anlamı olduğunu,

Hayatımın merkezine insanları yerleştirdiğim sürece yalnız kalmaya mahkum olacağımı,

Fakat aslında yalnız olmadığımı,

Bencil olmanın ne ayıplanacak, ne de övülecek bir şey olduğunu, sadece var olan durum olduğunu,

İnsanın iyi olmak ve kötü olmak seçeneklerine sahip olmasını sağlayan bazı dürtülerin içimizde hali hazırda bulunduğunu,

İçimizdeki bu -genellikle başımıza bela olan- dürtüleri doğru yere kanalize edebilmeyi,

"Her benliğin yaptığı iyilik kendi lehinedir" sözüyle bencilliğimi doğru yere kanalize edebilmeyi,

"Hayırlarda yarışın" sözüyle içimdeki hırs ve rekabet güdüsünü doğru yere kanalize edebilmeyi,

"Ne var ki, siz geçici olanı seviyorsunuz" sözüyle çıkarcılığımı doğru yere kanalize edebilmeyi,

Sonu olanın değil, sonu olmayanın amaç edilmesi gerektiğini,

Dünyanın ne kadar önemli olduğunu,

Ve dünyanın ne kadar önemsiz olduğunu,

Tek çekinmem ve korkmam gerekenin O olduğunu,

Sabretmeyi,

Sabretmenin mücadele etmek olduğunu,

Mücadele ve cihadın tıpkı İbrahim gibi kendinle yüzleşerek başladığını,

Ardından mücadelenin, putları yıkan İbrahim gibi topluma karşı devam ettirilmesi gerektiğini,

Dünyanın bir sabır, mücadele ve arayış yeri olduğunu,

Ölüm gelene kadar bu mücadele ve arayışın sonu olmadığını,

Güzelliklerin tadını çıkarmayı,

Sonu olan bu dünyaya ait güzelliklerin, amaç değil ancak nihai amaç doğrultusunda birer araç olabileceklerini,

Ne kadar iyi olabileceğimi,

Ne kadar zalim olabileceğimi,

İyiliklerimin O'nun sayesinde, kötülüklerimin kendim yüzünden olduğunu,

Burada söylediğim iyi ve güzel lafların da O'nun sayesinde, kötü ve çirkin olanların da kendim yüzünden olduğunu,

İnsanlardan korkmamam gerektiğini,

Bir kez daha insanlardan korkmamam gerektiğini,

Israrla, bir kez daha insanlardan korkmamam gerektiğini,

İnsanları gereğinden fazla önemsemenin nasıl bir felaket olduğunu,

İnsanların bilinçli veya bilinçsiz, nasıl senin potansiyelini kullanamaman için elinden geleni yapan kıskanç ve haset dolu varlıklar olduğunu,

Dünyaya başkaları tarafından çizilmiş şablonlara uymak için gelmediğimizi,

Biraz daha somut olmak gerekirse; saatlerce, günlerce, yıllarca lüzumsuz işlerde çalışmak, fatura ödemek, toplumun doğrularına uymak için var olmadığımızı,

Kendini kınamanın önemini,

Hayatını başkalarını kınamaya adamış insanların, nasıl da kınadıkları şeyleri görünüşte farklı da olsa, esasında birebir olarak kendilerinin de yaptıklarını.

Başkalarında kınadıklarımı zaman zaman nasıl da bizzat yaptığımı, kendimi temize çıkarırken nasıl da bir projeksiyon makinesine dönüşebildiğimi.

Üretmenin, kendini gerçekleştirmek olduğunu,

Üretme kelimesinin anlamının bize nasıl yanlış öğretildiğini,

Beğenilme kaygısı yüzünden nasıl başkalarını hayatımızın merkezine koyduğumuzu,

Beğenisini kazanmak için hayatımızın merkezine koyduğumuz insanların amacının da diğer insanların beğenisini kazanmak olduğunu,

Dolayısıyla insanların ne kadar saçma olduğunu,

İnsanlığın hüsranda olduğunu,

Benim de hüsranda olabileceğimi,

İnsanlara asla bel bağlamaman gerektiğini,

Bu hayatta her işini kendin yapman gerektiğini,

Ve bu esnada O'ndan yardım dilemen gerektiğini,

Neden yanlış olduğunu hiçbir şekilde anlayamadığım "şirk" denilen şeyin neden en büyük suç olduğunu,

Kendi benliğimde ve dış dünyada tanık olduklarım ile, kusurlu hallerini görmezden gelerek kendilerini mutlak doğru, yani Efendi (Rab, Master, Lord) ilan edenlerin ve kullarının nasıl felaketlere yol açtıklarını,

Bu yüzden neden şirkin en büyük suç olduğunu,

Tüm canlıların hayatta kalabilmek için çevreye uyum sağlamak zorunda olduklarını, fakat insanın kendisini gerçekleştirebilmek için yeri geldiğinde çevresine isyan etmesi gerektiğini,

Feryâd etmem gerektiğini,

O'na değil, adaletsizliğe feryâd etmem gerektiğini,

Ardından suskunlara feryâd etmeleri gerektiğini aşılamakla sorumlu olduğumuzu,

Bilmediklerimi,

Bilip de adını koyamadıklarımı,

Adını koyup da temellendirmeyi başaramadıklarımı temellendirebilmeyi,

Bir oturuşta veya günlerce düşünsem de aklıma gelemeyecek olan, gelse de saymakla bitiremeyeceğim nimetlerin var olduğunu,

Ve bir kez daha, tek korkulması, çekinilmesi, övülmesi gerekenin O olduğunu öğretti.

Zira "Allah Alim'dir" ve "İnsana bilmediklerini öğretendir"

Selam olsun etiketlere aldanmayan ve kendini insanlara göre yaşamaya mahkum etmeyenlere.

Bilincinde olanlarınızın sayısı az, bilincinde olup da uygulayabilenlerinizin sayısı çok daha az da olsa. Selam ulan size.