Okunması şart makaleler:


Birileri düzeneği kurar ve en baştaki domino taşına dokunur. Tek gördüğü şey yapma yosunlar ve çakıl taşları olan fanusun içindeki balık misali vizyonsuz insanlar ise, tüm yıkımı sondan bir önceki taşın yaptığını zanneder.

24 Temmuz 2016 Pazar

Tasavvuf Neden Bu Kadar Önemli?

Selam kaynatasızlar.

Tasavvuf neden bu kadar önemli? Ben meşgale olsun diye mi kafayı tasavvufla bozdum?

Tasavvuf hakkında yıllardır yazıyorum. Aşağıya link'ini bir kez daha koyacağım, tasavvuf hakkındaki 2 bölümlük makalemde; ilk kaynaktan deliller ile tasavvufun hem itikadi açıdan İslam ile taban tabana zıt olduğunu, hem de sosyolojik açıdan müslüman toplumunu ele geçirip aptallaştırdığını, pasifize ettiğini anlattım. Gel gelelim (o kadar delile rağmen hala tasavvufu savunanları zaten bir geçtim), bazı kişiler tasavvuf meselesini fazla abarttığımı, çok fazla bu mesele ile uğraştığımı söylüyorlar. Bu mesele ile neden mi bu kadar ilgileniyorum? Şu yüzden güzel kardeşim, bak Türkiye'deki onlarca ve hatta yüzlerce cemaat arasından sadece bir kısmı ve nispeten en etkili olanları:

Nur Cemaati
Süleymancılar
Menzil Tarikatı
Nakşıbendiler (ki Kadiri, Halidi gibi kolları da vardır)
Işıkçılar
Cerrahiler
İsmailağa Cemaati
İskender Paşa Cemaati
Kıbrısi Cemaati
Aziz Mahmut Hüdai Cemaati
Yahyalı Cemaati
Alvarlı Efe Cemaati
Kırkıncı Hoca Cemaati

Bu liste daha sabaha kadar uzar gider. "Cemaat" kelime manasıyla topluluk demek olsa da, günümüzdeki bu cemaatler tasavvufi tarikatlardır. Şeyhlik ve müritlik bir tasavvuf icadıdır ve bu gelenek hala çok güçlü bir biçimde varlığını sürdürür. Şu yukarıda ismini zikrettiğim veya zikretmediğim yığınla cemaate giden tek bir çocuk, tek bir genç, tek bir yetişkin bile kendini oradan kurtarsa bu, toplum olarak bizim kazancımızdır. Zira tasavvuf, kula kulluktur ve bir uyuşturucu türüdür. Saatlerce oturduğu yerden zikir çeken, 1248 kere bilmem ne duasını okuyunca cennete gideceğini zanneden, gecelerin körüne kadar şirk ve safsata dolu risaleler okuyan, çeşitli saçma sapan zikir ayinleri yapan tek bir kişi bile bu bataklıktan kendini kurtarabilsin diyedir çabam.
Burada beyinlerini uyuşturan insanlar eğer okusalar, vakitlerini heba etmeseler, üretseler, çok daha iyi bir toplumda yaşayabiliriz, zira cemaatlerin kuvveti sizin sandığınızdan çok daha fazladır.

"Neden Mevlana hakkında bu kadar çok duruyorsun, kim okuyor ki Mevlana'yı?"

En çok bu soru çıkıyor karşıma ve evet kaç kişi okuyordur ki Mevlana'yı? Bu millet Kuran bile, hatta herhangi bir kitap bile okumuyor. Fakat bu tasavvuf kültürü ve geleneği, kula kulluk geleneği toplumumuzun zihnine yüzlerce yıldır kazınmış durumda. Tembellik, kendini başkalarına teslim etmek, "o öyle diyorsa doğrudur" deyip sorgulama sorumluluğundan kaçmak, üretmemek ve asalaklık bizim toplumumuzun tasavvuf kaynaklı hastalıklarından bazılarıdır.

Mevlana dediğin adam, tıpkı şu yukarıdaki tarikatların ve cemaatlerin şeyhleri gibi bir şeyhtir. Mevlana'nın bugünkü şeyhlerden tek farkı sadece iyi bir edebiyatçı olmasıdır! O da eserlerinde ya da vazgeçtim ne eseri, paçavralarında müritlerine; velilere ve şeyhlere kendilerini teslim etmeyi emreder. Hababam oturduğun yerden zikir çekmeyi, nafile ibadetler yapmayı, bu dünyanın boş olduğunu, dünyadan tamamen kendini soyutlaman gerektiğini öğütler.

Sadece bu kadarı da değil. Bugün Türkiye'deki okullarda, ilahiyat fakültelerinde, televizyondaki dini programlarda, camilerde İslam diye bu adamların masalları anlatılır. Tasavvuf denilen zehir, millete İslam diye satılır. Kimisi bunun farkında değildir, kimisi ise "aman işimden/mevkimden olurum" korkusuyla düzene uyar, farkında olduklarını dillendiremez.

Fakat bu böyle gelip böyle gitmez, gidemez. Birileri Hz Hüseyin olacak ki, adalet için yola çıkacak ki, sivri olacak ki, artık bu sefalet ve kula kul olma geleneği söne söne bitsin.

8. ve 13. yüzyılda bilim ve felsefede dünyanın geri kalanına uçurumlar kadar fark atan müslüman toplumu; tasavvufun, tarikatların, tekkelerin, şeyhlerin üstünlüğü ele geçirmesinden itibaren çöküşe geçmiştir. Müslümanlar, bugün bulundukları bu sefil hali işte bu tasavvuf denilen saçmalığa borçludur.

Ben de art niyetli bir emperyalist olsam, ben de altı petrol, üstü asalak dolu bu toprakları sömürürdüm.

Sert mi yazdım? Hayır hafif bile yazdım. Hem de çok hafif. Hem Allah'ın dinine leke süren, hem de toplumu yüzyıllardır asalak hale getiren bu rezil tasavvuf anlayışı için hala çok az yazıyor, çok hafif konuşuyorum.

Milletimiz bu kadar olaydan sonra, Fethullah Gülen'in gençlikten yetiştirilme bir ajan olduğunu hele şükür anlayabildi.

Bakalım esas fitnenin; Risale-i Nur denen saçmalıklarında kerametler gösterdiğini, Kuran'da kendisinin ima yoluyla müjdelendiğini, Hz Ali'nin kendi yazdığı risaleleri okuduğunu, Hz Muhammed'in peygamber olmasının delilinin bu risaleler olduğunu, hatta risaleleri kendisinin yazmadığını -aksine- risalelerin kendisine "yazdırıldığını", risalelerin Kuran'ın indiği yerden indiğini söyleyen peygamberimsi/mehdimsi Said Nursi olduğunu ne zaman anlayacağız... Esas fitnenin, insanların beyinlerini ele geçiren bu İslam dışı tarikatlar, cemaatler, şeyh-gavs-kutup gibi zibilyon çeşidi olan ruhban sınıfı olduğunu ne zaman idrak edeceğiz...

Bu kısa diss'imi, teşhisi daha 14. yüzyılda koyan İbn Haldun'un bir sözüyle noktalıyorum.

"Akletmek müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler"

Ben yazmaya üşenmedim, sen okumaya üşenme: Tasavvuf ve Tarikatlardan Tek Dünya Dinine