Yeni yazı: Komünizm, Kızıl Devrim, Sovyetler Birliği ve Şirketler

Psikopatlar okusun.

Coming soon. Tankla, topla, tüfekle geliyorum.

14 Kasım 2014 Cuma

Sikerim

Merhaba kaynatasız.

Allah'a inanmasa intihar edecek olan birinin yazdıklarını okuyacaksın. Bu bir şikâyet yazısı. Kendimden şikayet yazısı.

1 aydır babamı yeniden görmeye başladım rüyalarımda. Sebebi çok basit, onun gibi güvenilecek birini arıyorum. Bunun bünyemdeki yoksunluğu o kadar arttı ki, uyanıkken geçirdiğim krizlere ve çektiğim sancılara, bir de uykudayken gördüğüm rüyalar eklendi. Yapamıyorum çünkü, çok güçsüzüm artık. Evet ben ne biçim erkeğim di mi, bunu kendim de diyorum kendime ama durum bu. Yapamıyorum. Olmuyo.

Benim meselem baba özlemi değil, çocukluğumdan beri alıştığım bir şeyin yoksunluğu. Yoksa bu kırılganlığıma babamı mazeret etme niyetinde değilim. Bak hacı bu babam olacak orospu çocuğu Porsche gibi bir şeydi. Porsche çok değerlidir ve ona sahip olmak çok az kişiye nasip olur ya hani, ha işte öyle. Ben hayata gözlerimi bu pezevenkle açtım. İnsanın kendini bilmeye başladığı dönem genellikle 4-5 yaşlarıdır, zaten öncesini de hatırlamayız genellikle. İşte kendimi bilmeye başladığımdan beri bu orospu çocuğu bana öyle bir güven duygusu verdi ki, ben hayatın tek başına yaşanan bir şey olduğunu anlamadım. Bana yalnızlığı zerre kadar göstermedi bu adam. Yalnızlık nedir bunu zerre kadar öğretmedi, hissettirmedi. Satılmak nedir, yarı yolda bırakılmak nedir, insanların sana güvenmemesi nedir, bunları hiç bilmedim. Bunlar bana sadece rüyada ve filmlerde olan çok sıradışı olaylarmış gibi geldi. İşte bu orospu çocuğunun bana hiç öğretmediği tüm bu şeylerin aslında hayatın rutini olduğunu eşek kadar adam olduktan sonra öğrenmek zorunda kaldım. Ve bu saatten sonra yapamıyorum. Ağır geliyor. Her rutinin üstünde şok etkisi yarattığını düşün. Beynim sikiliyor. Yumurtayı suyun içinde ağır ağır haşlamaya başlarsan hiçbir sorun olmaz, ama önce suyu kaynatır, sonra da buzdolabından çıkardığın yumurtayı lönk diye o kaynar suya atıp haşlamaya kalkarsan, o yumurtanın çatlama ihtimali artar. Ha işte, çatlıyorum ananı sikeyim çatlıyorum yeter. Sürekli buzdolabından kaynar sulara atılıyorum.

Etrafa su sıçratan musluğu tamir etmek yerine musluğun ağzına kesik hortum parçası takan dede misali, ben de kendimi tamir etmek yerine kendimi idare ettirebileceğim çözümler geliştirmeye başladım. Babamı başka insanların yerine koyarak onları idealize ettim. Birçok insanı o zannettim. Ona güvendiğim gibi güvendim. Olmadı. Hayatındaki insanlara bu kadar anlam yüklersen sıçarsın, zira o yüklediğin anlamın ağırlığını kaldıracak hiçbir insan yok hayatta. Bir de birinci dereceden akrabayla kurulan o bağ, başkalarıyla kurulmuyor. Bunun imkânı yok. İmkânı yok zira hayatımıza giren insanlarla onlardan bir çıkar sağlamak için ilişki kurarız, bu yakın akraba ilişkisindeki ilişkiden çok farklı ve onun saflığının yanında çok şerefsizce bir durum.

Bak mesela geçen gece içmişim, eve yürüyorum. Karşı kaldırımdan bir travesti seslendi, "Yakışıklı bir sigara da bana versene" dedi. Gel abla gel dedim, geldi yanıma yaktım verdim sigarasını. "Allah seni sevdiğine bağışlasın" dedi. "Abla, Allah çok büyük di mi?" dedim. "Evet canım, öyle" dedi. Bende de alkolün etkisiyle fazla bir insan sevgisi, fazla bir iyimserlik vardı, "Gel sana bir sarılayım ya" dedim. Sarıldık bunla, sonra ben ellerimi muhtar gibi arkada birleştirip evin yolunu tuttum. 5-10 saniye sonra arkamdan gelip omzuma dokundu bu, "Gel istersen şurada konuşalım" dedi. "Yok abla, benim o taraklarda bezim yok" dedim, bu da "he afedersin" deyip gitti sonra. Amına kodumun karısına bak sen hele, ben ne dünyadayım, o hâlâ rızkının peşinde. Hâlâ beni sikmeye çalışıyo. İnsan ilişkilerim işte babamdan sonra aynen bu şekilde yürüyo. Yolda karşılaştığım travestisinden tut, hayatıma en fazla soktuğum insana kadar olan şey hep bu oldu. Ben ondan güven bekliyorum, yani kendi çıkarımın peşindeyim, karşımdaki de yine kendince benden faydalanmayı bekliyor, yani o da şahsi çıkarının peşinde. Ben o güveni bulamazsam karşımdakine de fayda sağlayamıyorum ve karşımdakinin amacı da benden faydalanmak olduğu için o güveni hissetmem imkânsız oluyor. Kısır döngüsünü siktiğimin çıkar çatışması içinde kendime bir baba bulamıyorum yani. İmkansız çünkü. 

Burada suçladığım travesti veya hayatımdaki insanlar değil, bizzat kendimim. Çünkü yanlış bir iskeletin üstüne bir şeyler inşa etmeye çalışıyorum. Hâlâ hayatımın merkezine başka insanları koyarak ayakta durmaya çalışıyorum. Oysa benim tek kurtuluşum, hayatımın merkezine Allah'ı koymak. Bunu ara ara yapabiliyordum ama artık hiç yapamıyorum. Çünkü hiç gücüm kalmadı. Hem de hiç kalmadı be hacı. Ve bir insanın ne olduğu zor dönemlerinde ortaya çıkıyorsa, ben galiba yavaş yavaş kaybediyorum sınavı. Gidişat iyi değil.

25 yaşına geldim. Çok büyük bir yaş değil ama böyle çocuk olmak için çok büyük bir yaş. Ben hala babamı arıyorum. Arıyorum çünkü tadını biliyorum. Yoksunluğunu çok hissediyorum artık. Hiçbiriniz durduk yere eroin aramazsınız, eroini ancak müptelası, yani tadını önceden almış olan arar. İşte bu sebeple sahip olup da kaybetmek, hiç sahip olmamaktan çok daha ağırdır.

Geçen gün yürürken yavru bir köpek takıldı peşime. Pıtır pıtır yürüyordu piç kurusu arkamdan. Baktım yanda benzinci var, içeride ofis gibi bir yerde iki adam oturmuş konuşuyor. Girdim oraya, "Abi" dedim, "Kusura bakmayın ben köpekten korkarım da, şu az ileride bir köpek var o gidene kadar burada bekleyebilir miyim?". Böyle bir 2-3 saniyelik sessizlikten sonra "Tabi canım tabi, geç otur sen, hani nerede köpek?" dedi adam. "Az ötede ya gider şimdi, kusura bakmayın sizin de muhabbetinizi böldüm" dedim. "Olur mu canım insanlık hali" dedi adam. Bir şey diyeyim mi hacı, köpekten korkmadım. Sırf o ofiste konuşan adamlardan şu şefkati görmek için yaptım bunu. O an öyle ihtiyacım vardı ki buna. O Şimdi Asker filminde alkol bulamayıp kolonyayı kafaya diken Mehmet Günsür hesabı, böylesi saçma bir şekilde de olsa şefkat görmeye ihtiyacım vardı. Anlıyor musun amına koduğum, ölüyorum diyorum sana. Yapamıyorum.

Ben çok garipsiyorum olum hayatı. Her şeyin bu kadar büyük güvensizlik üstüne kurulu olması bana normal gelmiyor. Hayatımız çok yapay ve bu hayatı dışarıdayken normal karşılıyormuş rolü yapıyoruz ya, bu daha da garip geliyor. Bak geçen yaz ara sıra sokakta uyudum. Dur hatta ben belgelerle konuşurum amına koyim.




Şimdi diyeceksin ki neden dışarıda uyuyorsun, çünkü psikopatım, çünkü derdim var, sanane orospu çocuğu. Neyse uyumadan evvel genellikle etrafı seyrettim. Yanımdan geçen insanlara baktım. Hani normalde insanlar bakarlar ama göremezler ya, işte bu sefer herkes benim orada olduğumu görüyordu ama kimse bakmıyordu. Benim orada olmamı istemiyorlardı. Rahatsızlık veriyordum. Güvensizlik veriyordum. O esnada en istemedikleri şey benimle göz göze gelmekti. Hatta Facebook'una "Soma :((" yazıp hümanist duygularını kabartan amcık ağızlılar da yanımdan geçip yüzüme bakmıyorlardı. Çünkü artık güven denen şeyin anasını siktiler. Kalmadı o. Bitti. Daha doğrusu, bu zaten bitmiş de, ben yeni yeni öğreniyorum bunu. Ve bizden bu kadar ters bir şeyin normal karşılanması bekleniyor ya, ben de bunu anlamıyorum. Olum güvenmeden nasıl yapacağız bu işi? Bak ben buraya kadar kaldırabiliyorum, en fazlası bu, güven olmadan ötesine geçemiyorum. Güvence demiyorum anasını satıyım, o mümkün değil zaten, güven arıyorum ben lan. O kadar ütopik bir şeyin mi peşindeyim amına koyim?

Allah'a çok inanıyorum ben. Çok da güveniyorum. Saçma sapan bi herif olmama rağmen hep dört ayak üstüne düşürüyo beni mesela, yoksa ben tek başıma hayatta bile kalabileceğimi zannetmiyorum. Ama işte, nedense onu hayatımın merkezine koymayı bu kadar güvensizliğin ve yalnızlığın içinde beceremiyorum. Bu bir mazeret veya özür değil, sadece var olan durum. Allah kuluna yetmez mi ayetiyle çok zıt düşüyorum, ama durum bu. "Onlar zora da gelemezler" ayetinde de benim gibi denyolardan bahsediliyor, ama durum bu. Ve tek çarem yine O'nun yardımı. Biliyorum ki Meryem'e doğum sancısını verip yanında hurma ağacını da veren, bana da sıkıntının yanında ilacını da verecek. Çünkü zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak vardır. Tüm bunları biliyorum, ama mücadele edecek gücü kendimde bulamıyorum. Çok güçsüzüm. Perişanım.

Rüyadayken rüyada olduğunu anladığın oluyor mu? Lucid dream diyorlar buna, manyakları var bunun, rüyada Adriana Lima'yı sikecem diye uğraşıp duran, bildiğin buna vakit ayırıp egzersiz yapan herifler var. Bu lucid dream denen şey bana kendiliğinden oluyor, epey de sık oluyor. Ve rüyadayken rüya gördüğümü anladığımda her seferinde ne yapıyorum biliyor musun? Kendimi öldürüyorum. Ya yüksek bir yerden atlıyorum, ya bir silah bulup kafama sıkıyorum, ya da bıçakla boğazımı kesiyorum, o anki rüyanın koşulları içinde nasıl kendimi öldürebilirsem o şekilde öldürüyorum kendimi yani. Çünkü rüyada ölürsen uyanırsın. Kendimi uyandırmak için öldürüyorum rüyada. Çünkü rüyada acı var, karmaşa var, mücadele var ve biliyorum ki bu rüya denen şey zihnimde gerçekleşen, sonu olan bir oyun. E böyle anlamsız bir oyun uğruna bu kadar acı çekmenin ne alemi var? İşte bu hayatın da sonu yok oluşsa, çektiğimiz tüm acılar haybeyedir. Hiçbir anlamı yoktur. Eğer sonu yok oluşsa hayat, süresi uzatılmış bir rüyadan başkası değildir. Ben bir seçim yaptım, ya anlamsızlığı ya da her şeyin bir anlamı olduğunu seçecektim. Yaşadıklarım ve gördüklerimden sonra Allah'a inanmaktan başka şansım kalmadı, ve dolayısıyla sike sike her şeyin bir anlamı olduğunu kabul ettim. Rabbim, efendim, Allah'ım, biliyorsun ben kendimi rüyada bile öldürüyorum. Ve bu da demektir ki sonu olduğunu anladığım her şeyden seve seve, dünden razı bir şekilde vazgeçebilirim. Ve bu da demektir ki sonu olduğunu gördüğüm hayattan vazgeçmememin tek sebebi senin ötesini vadetmendir. Ve bu da demektir ki sırf senin rızan için yaşıyorum. Öyleyse bana yardım et.

Yardım et Allah'ım. Ölüyorum.