Okunması şart makaleler:


Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

26 Aralık 2016 Pazartesi

Yaşasın Gündem

Konuşacam kaynatasız, birçok şey hakkında konuşacam. Yetti.

Gündemi severiz, çünkü bize kim olduğumuzu ve neler yapıp, neler yapmadığımızı unutturur.

Bu aralar ne zaman herhangi bir konu hakkında bir şeyler karalasam, "Ulan ülkede şunlar şunlar oluyor, senin derdin bu mu? Şimdi sırası mı?" diye tepkiler geliyor. Hatta ben bu yazıyı yazarken de bir bomba patlayabilir, o yüzden burada anlatacaklarım da büyük çoğunluğunuza tıraş gelecek. İyi de bu olanların, daha doğrusu olacakların sebebini yıllardır anlatan insanlar vardı, Birçok cenahtan, birçok görüşten insanlar uyardı sizi. Zamanında her uyarana bir kulp taktınız. Bu insanların uyarma şekilleri farklıydı, görüşleri de farklıydı, bu yüzden sırf sizin o kulaktan dolma inançlarınıza ve alışkanlıklarınızdan oluşan hayat görüşünüze dört dörtlük uymuyorlar diye, her uyaranı itin götüne soktunuz. "Acaba doğruluk payı var mıdır?" diye bir dinlemek yerine, komple üstünü çizdiniz, kulaklarınızı tıkadınız. "Tehlikenin farkında mısınız?" diye uyaranlara "amaaan ulusalcı zırvaları" dediniz. Erbakan yıllarını verdi uyarmak için, hatta sahaya inip mücadele etti, "Bırak şu dinciyi, hem kayıp trilyonları felan var hehe" diye itibarsızlaştırdınız. Onun gibisi belki de on milyonda bir dünyaya gelebilecek olan Oktay Sinanoğlu gibi bir dahinin adını bile Türk Einstein'dan "Deli Profesör"e çıkardınız. Banu Avar emeklilik yıllarının tadını çıkarmak yerine hala şehir şehir dolaşıyor, kitaplar yazıyor, insanlar bir şeylere uyansın diye; ona da kemalist teyze diyorsunuz, komplo teorisyeni diyorsunuz. 5-6 yıldır şu blog üzerinden bir şeyler anlatmaya çalışan kendi halinde bir herif olan bana bile türlü kulplar taktınız. Oysa kimse ne %100 isabetle doğru olanı söylemeyi başarabilir, ne de romantik aşk dizilerindeki gibi sizinle bir ruh eşi olabilir. Siz bu küçük komplekslerinizle "bilmediğinizin ardına düşerken" ve "birbirinizi çekiştirirken" atı alan Üsküdar'ı geçti. Şimdi oradaki o bombayı kim patlattı, oradaki askerlerimizi niye öldürdüler diye 10 gün sonra unutacağınız olayları en büyük gündeminiz yapıyorsunuz. İyi, açın televizyonu, sikindirik tartışma programlarında bir sürü kravatlı denyo var. Konjonktür, DEAŞ, TAK diye sikim sikim konuşarak verirler o cevabını çok aradığınız sikindirik soruların.

Şu an Internet'te, ekseriyetle de popüler olan Twitter, Ekşi Sözlük ve Onedio gibi genellikle kapsamlı ve uzun okuma yerine, okuma alışkanlığı olmayan hedef kitle için gayet uygun tek kullanımlık diş macunu kıvamında "bilgi" sunan sitelerde ve aynı şekilde bunların yabancı muadillerinde de her şeyin suçlusu İslam'dır. Ben de "gerçek İslam bu deeğiiaaal" diye zırvalayan bir denyoyumdur. İyi, bir gel benimle. Bakarsın, belki doğruluk payım vardır, "Maksat hayatta enerjimi harcayacak bir meşgalem olsun" diye tutunduğunuz içi boş ideolojilerinize ters konuşacak olsam da, belki benim de üstünü çizip attığınız insanlar gibi haklılık payım olabilir.



Daha kaliteli bir görsel bulamadım kusura bakma, domino taşları bunlar. En solda dimdik ayakta duran taş, bizim o çok güzel düzenimizdir. Onun hemen sağında da üstüne çullanan, birazdan onu yıkacak olan pis, kötü taş vardır. Yani din, İslam.

Yıllardır piyasada fink atan bir fotoğraf vardır Afganistan'la ilgili, birçok farklı versiyonunu görmüşsünüzdür. İki tanesini göstereyim size, ikisinin de mesajı aynı.





Üst karede eski çağdaş Afganistan vardır, alt karede günümüzün İslami (!) Afganistan'ı.

İyi de Afganistan üstteki karelerde de Müslüman'dı. Günümüzdeki Afganistan, Taliban'ın Afganistan'ıdır. İşin orası önemli değil, körler için en büyük suçlu son domino taşını deviren sondan bir önceki taş olmak zorundadır, yani İslam. İslam ise Taliban olmak zorundadır, çünkü birilerinin işine, birilerinin de keyfine öylesi uygun düşüyor.

1979 senesinin sonları... Batı sermayesi tarafından sanayileştirilen ve tüm yatırımını askeri sanayi üzerine yapan Sovyetler, bu kez Afganistan'a dadanır. Kızılları karşısına alan Afganistan da doğal olarak destek almak için ABD'nin kucağına düşer. Tarihin görsel bir kanıtı olan şu kısacık video birçok şeyin sembolik de olsa ispatıdır:



Bu video'da 1979 yılında Brzezinski, Afganistan'da, Afgan mücahitlere nutuk atar. Brzezinski kimdir? Yıllardır küresel çetenin en büyük akıl hocalarından ve stratejistlerinden biridir. Amerika Birleşik Devletleri'nin akıl hocasıdır demiyorum bakın; şirketlerin, bankaların, para sahiplerinin oluşturduğu ve devletleri yöneten küresel çetenin akıl hocasıdır diyorum. Ahmet Çakar gibi konuştum amına koyim, neyse. Her ne kadar Aristo, siyasetin ekonomiyi yönettiğini söylese de, Aristo'nun üzerinden asırlar geçti, uzun süredir ekonomi siyaseti yönetir.

Bu video'da Brzezinski, batı tarafından silahlandırılan ve eğitilen Afgan mücahitlere şöyle der: "Oradaki topraklar sizin. Bir gün oradaki evlerinizi ve camilerinizi geri alacaksınız. Çünkü Tanrı sizin yanınızda. Sizin davanız haklı davadır."

Hey yavrum benim, sanırsın şu sözleri söyleyen şerefsiz Brzezinski değil de, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç.

1979, "İslami terör"ün tohumlarının serpildiği yıldır. İslami terör demeye ne aklım, ne gönlüm el veriyor, o sebeple tırnak içinde İslami terör diyorum. Hay amına koyim yine Ahmet Çakar gibi konuştum, tırnak içinde diyormuşum, noluyoz lan? Neyse dur.

Savaş, sermaye sahipleri için her zaman en kârlı yoldur. İki tarafa da silah satarsın, iki tarafa da borç verirsin, büyük devletleri çatıştırdığın küçük devletlerin sahasını kendin ele geçirirsin, yeniden yapılandırırsın.

Sovyet-Afganistan savaşında, Amerikan destekli Afgan mücahitler Sovyetlere galip gelir, ardından iç savaş başlar, kaos başlar, tanıdık geliyor di mi? Tıpkı bugünkü Ortadoğu gibi. Birileri "özgürlük, demokrasi, yardım" sloganlarıyla girer bölgeye, altını üstüne getirir, sonra iç savaşla o ülkenin insanları birbirlerini yer. Neyse, derken o Afganistan'ın başına 1994 yılında Taliban gelir. 2001'de İkiz Kuleler indirildikten sonra, kamuoyunda ehliyet kazanırsın ve olayla hiçbir alakası bulunmasa da Afganistan'a girersin. Afganistan'ı dünyanın en büyük uyuşturucu pazarı haline getirirsin. Oranın fakirliğine fakirlik, istikrarsızlığına istikrarsızlık katarsın. Bu senaryo da tanıdık geldi di mi? Haritada biraz aşağılarımıza, Kuzey Afrika'ya falan bakın, görürsünüz aynısını. Taliban yine varlığını sürdürür, bırak sürünsün küçük insanlar. Birileri güçsüz olsun ki, sen en güçlü olasın. Köleler olmadan efendiler var olamaz.

Sen benim bu anlattıklarımı boş ver ama. En büyük suçlu tabi ki de İslam'dır.

Kulaktan dolma Feysbuk ve Onedio bilgisiyle bu kadar analiz yaparsın, zira yukarıda yazılan tarih can sıkıcıdır, işine gelmez okumak. Hatta okusan da işine gelmeyebilir, zira kinin vardır birilerine, sömürücü din adamlarına, cahil dindarlara ve belki de -genellikle- içten içe Allah'a... Yine kabahati İslam'da bulursun, Allah'ta bulursun.

8-13. yüzyıllar arasında bilimde altın çağını yaşayan İslam'ın neden bu hale düştüğünü, akılcı mutezile akımını kafir ilan eden tasavvuf dinine borçlu olduğumuzu şu yazımda, komünizmin ve SSCB'nin etinden sütünden yararlanan küresel sermayenin, SSCB'yi batı bloğu karşısında nasıl bir düşman olarak palazlandırdığını ve SSCB ömrünü tüketmek üzereyken soğuk savaşın sonlarında bu selefileri palazlandırdığını şu yazımda, elimden geldiğince kanıtlarıyla detaylı bir şekilde açıkladım. Okumak serbest, ister "hadi lan" dersin, ister doğru bulduğunu kaparsın. Aslında bu blog'da anlattığım her şey puzzle'ın bir parçasıydı ama ille de en önemli konu iki gün sonra yanıbaşımızda patlayacak bombayı hangi taşeron örgütün patlattığı olacak di mi? Gündem o çünkü. Biz sondan bir önceki domino taşını öğrenelim de, gerisi işe yaramaz bilgi sonuçta.



Bu haritayı CFR'nin sayfasından aldım. Hani ABD'nin resmi bir kurumu olan ve ne hikmetse kurucularından üyelerine kadar alayı iş adamı ve para babası olan Dış İlişkiler Konseyi. Harita, dünyada bugünkü çatışma noktalarını gösterir. Küçük ölçekli bir haritada baktığınızda, Ortadoğu'daki karmaşa noktaları üst üste biniyor, yerlerini bile tam olarak kestiremiyorsun. Elbette 15 sene önce de Ortadoğu gül bahçesi değildi, ama bu kadar da sefil bir halde değildi. BOP, BOP diye bağıranlara kulak asmadınız, komplo teorisi deyip geçtiniz, oysa bu bir teori değil komploydu. Şu anki müstakbel başkan adayımız da defalarca Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından birisi olduğunu defalarca gururla söylemişti hatırlarsanız ama mesele değil, kandırıldık der ya da onu bile demesine gerek yok, yayaye koko cambo yayaye der, yine her şey olduğu gibi devam eder.

Peki, hırsız elbette suçludur, ama ben o atasözünü tersten sorayım: Kapısını ardına kadar açık bırakanın hiç mi suçu yok? Çok var, belki de hırsız kadar...

Eğer biz Müslüman olabilseydik, bunlar başımıza gelecek miydi? Büyük Ortadoğu Projesi denen şeyi adamlar bu derece başarıyla hayata geçirebilecekler miydi? Kapıyı ardına kadar biz açık bıraktık ve cezamızı çekiyoruz.

Akp hakkındaki görüşlerimi biliyorsunuz, lakin bu işin Akp ile de öyle çok bir alakası yok. Başımızda XYZ partisi olsaydı yine aşağı yukarı aynı şeyler olacaktı, zira yüzyıllardır asalak hale getirildik. Üniversite okuma imkanı bulanlar ve sosyoekonomik seviyesi nispeten yüksek olanlar da, sırf bununla övünerek karşı tarafı aşağılamaktan başka bir sike derman olmayarak cehaletin övülmesine yol açanın ta kendileri oldular. Hiçbir sonuç nedensiz, hiçbir tepki etkisiz olmaz. Türkiye'de eğitime ve eğitimliye duyulan nefretin sebebi tam olarak budur. ABD'de Trump'ın seçilmesinin de en büyük sebebi, sosyoekonomik seviyesi yüksek olduğu için kendini übermensch zanneden gerizekalı kibirli kitledir. Eğitimli olup da Hillary Clinton gibi bir kaltağa oy vermeyi marifet zannedenler, kendileri gibi düşünmeyen herkesi altı dolu olmayan boş bir gururla hor gören denyolardır. O kadar eğitimli olup Hillary'e oy veren adamın suratına sıçayım ben. Beyni New York Times ile dolu sığır sürüsü.

Şöyle bir örnek vereyim hayattan. Ders aldığım etik profesörümün ilgilendiği alanlardan birisi kürtaj. Kadın sırf bu konu hakkında çalışmalarını güçlendirmek için ABD'ye gidiyor. ABD'de demokratlar, yani liberaller ağızlarından düşürmezler özgürlük ve demokrasi lafını. Hocam, Demokrat taraftan kiminle görüşme talep ettiyse sürekli erteleniyor, daha doğrusu kale dahi alınmıyor. Sen kalk binlerce kilometre öteden gel, iki tane sikik kravatlı çok kıymetli şahsiyet 10 dakikasını dahi sana ayırmasın. Ama lafta halkın yanındadırlar. Gel gelelim Trump'çı kesim, yani o faşik Cumhuriyetçiler bizim hocayı ağırlıyorlar, geniş kapsamlı bir sunum gösteriyorlar, hatta hocamın ses kaydı almasına da müsade vererek uzun uzadıya tartışıp çatır çatır argümanlarını savunuyorlar.

Yani özgürlükçü ve demokrat olduğunu iddia eden kesim, nasıl insanlara üst tepeden baktıklarının ve sadece "kahrolsunlar" diye slogan atarken ağızlarına doladıkları o "faşist" kimliğine bizzat büründüklerinin farkında bile değiller.

Aynı şekilde bizim özenti elitist, neden Akp'nin bu kadar güçlü olduğu hakkında sikimsonik tespitler yapmaya çalışırken, kendi yarattıkları facianın farkında dahi değil.

Aristokrasinin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Ne sanat, ne bilim, ne üretim... Fakat aristokrasi aileden başlayan bir görgü eğitimi ve bilinç aşılanmasıyla olur. Bizden önceki jenerasyon varoştu, şu anki jenerasyon ise aristokrat değil, özenti elitisttir. Tıpkı vakti zamanında Avrupa'ya seyahate gidip bavul dolusu kot pantolon alan SSCB vatandaşları gibi... Zira onu elit ve matah bir şey zannediyorlardı kapalı geleneklerinden, varoşluklarından dolayı. Bizdeki özenti elitist, içi boş bir gururla, talih eseri sahip olduklarıyla övünür, diğerlerini aşağılar. Tıpkı burcuyla veya tuttuğu takımla övünen denyolar gibi. Fakat diyeceğim bir şey var ki, dışarıdan bakınca birbirinizden çok da farkınız yok. Hatta imkan sahibi olup da o imkanı kullanmayan daha da suçludur benim gözümde.

Müslümanlara gelince. Bilmiyorum kaçta kaçımız Müslümanız. Müslüman olmak bir iddiadır. Amelsiz ve akılsız Müslümanlık, sınav kağıdına adını soyadını yazdıktan sonra boş kağıt verip sınavdan çıkmaya benzer.

Demokrasi kesinlikle ideal yönetim biçimi değildir, fakat elimizdekilerin en iyisidir, sırf o yüzden demokrasiden yanayım. Platon vakti zamanında demokrasiyi sertçe eleştirirken eğitimsiz ve bilgisiz yığınların kolay manipüle edilebileceğini, bu sayede de demagogların başa geçeceğini söylüyordu. Platon'un eğitimden kastı ise günümüzde algıladığınız anlamda bir eğitim değil, ideal eğitim. Bilgiden kastı ise sizi sadece daha iyi bir Kim Milyoner Olmak İster yarışmacısı yapmaya yetecek genel kültür bilgisi değil, hikmettir. Bu anlamda ideal eğitime ve hikmete sahip insanlardan yoksun olduğumuz için, demokrasi ancak kağıt üzerindeki bir tanımdan öteye geçemez. Yalnız bu çarpık demokrasinin tek bir yanını seviyorum, Trump-Hillary örneğindeki gibi, sosyoekonomik seviyesi yüzünden başkalarını hor gören içi boş kitleye ağzının payını verme imkanı sağlıyor. Mesela bir şirket kuracak olsam yönetim kuruluna herkesi seçmem, kalifiye insan seçerim. Aynı şekilde neden ülke yönetiminde profesörle çoban aynı söz hakkına sahip olsun ki diye düşünüyor olabilirsiniz. İşte bu yüzden: Eğitimlimiz, ideal eğitimden ve hikmetten yoksun olduğu için.

Siz kendinizi bir tarafta görüp, diğer taraftakileri topyekün suçlu ilan ededurun. Ben göstereyim size suçluyu.



Suçlu tüm o domino taşlarını dizen ve sonra planına uygun olarak ilk taşa dokunan parmaktır, yani hırsız. Ve yine suçlu, hıyar gibi oraya dizilmeye razı gelen domino taşlarıdır, yani kapısını ardına kadar açık bırakan salak ev sahibi. O domino taşları senle benim. Kendi hayatına bakmadan, sürekli başkalarına bok atan senle ben. Diğer suçlu ise, Matrix filmindeki gibi şak diye beynine tüm bilgilerin kolayca yüklenebileceğini zanneden ve bu sebeple sondan bir önceki domino taşına odaklanan hazırcı, tembel ve gündem delisi nafile kitledir.

Ek olarak; bizi oraya hıyar gibi yerleştirip en sonunda da o dokunuşu yapan parmak var ya, hani küresel çete dediğimiz. He işte, aramızdakilerin büyük çoğunluğu da o parmağı kıskananlar, o parmağın yerinde olmak isteyenler veya hadi o da olmadı, en azından o parmaktan bir nasipleneyim diye ona yanaşanlardır.

Sen kendini küçümseyip, hiçbir şeyin elinde olmadığının ve sürekli hakkının yenildiğini zannet. Sürekli suçlunun başkaları olduğunu zannet. Ulan hepinizin hakkını başkası yiyorsa, kim bu başkaları?

Suçlu, kendi öz benliğine bakmadan kükreyen herkestir. Ben de dahil, sen de dahil.

"Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz?" (Bakara 44'ten)

Hadi eyvallah.