Okunması şart makaleler:


Bir Başka Din: Tasavvuf kitabı çıktı; internet'ten sipariş etmek için kitapyurdu link'i.

13 Mart 2012 Salı

Kumbara

Bu ülkedeki insanların yarısı, ayağını sıkan ayakkabıyı "dışarıya güzel gözüktüğü" için giymeye razıdır. Diğer yarısı da başka ayakkabısı olmadığından o ayakkabıyı giymeye razı gelir.

İmkânı olmayan adama benim "N'apıyorsun lan sen? Kendine gel ve titre rööh" diye celallenmeye vicdanım el vermiyor kaynatasız. Fakat imkân sahibi olduğu halde ambalaja uyana, yaranmak istediği kitlenin doğrularını sorgulamaksızın doğru kabul edene, gerçeği öğrenmesi mümkün olduğu halde sadece inanmak istediği şeye inanana tüm nefretimi kusasım geliyor.

Hepsini, bi tanesini içimde bırakmaksızın üstüne kusasım geliyor.

Bak ne gösterecem.

Bu Japonlar nedense çizgi filmlerinde hep kendilerini Susurluk olayının baş karakterlerinden Sedat Bucak gibi çizerler. Sanırsın tüm Japonların ceylan gibi gözleri var amına koyim.
Oysa ki gerçek budur kaynatasız.

Öğle vaktinde güneşe bakan İlber Ortaylı gibisiniz lan hepiniz, daha neyin mücadelesini veriyorsunuz arkadaşım?

Bu işin lakırdısıydı, ben kusmak istiyorum demiştim di mi?

Geçenlerde karton kolilerle organ taşıyıp "çift kol çift bacak nakli" yapan doktorları gördük, daha sonra bu hasta hayatını kaybetti. Ben tıp doktoru değilim, fakat o tıp fakültesi talebelerinden 15 kat daha yakından tanırım doktorları. O sebeple kimse bana Latince kelimelerle savunma nutukları çekmeye kalkmasın, gel bak anlatayım sana neyin ne olduğunu.

17 sene önceydi, okula yeni başlayacaktım. Kumbaram vardı bir tane, içinde bozuk paralarımı biriktirirdim onun. Paramı harcayabildiğim tek mecra ya misketti, ya da kolalı meybuzdu, ama o kumbarada eski 1000 liraları, 500 liraları saklayıp sayardım arasıra. Çoğu çocuk o yaşlarda para hesabı bilmezdi, "bu paraya n'olur?" diye girerlerdi bakkala ama ben hangi parayla neyi alabileceğimi bilirdim. İlerde paragöz bir orospu çocuğu olacaktım belli ki.

Yine rutin mal sayımlarından birini yapıyorum, kumbarayı boşaltıp teker teker bozuk paralarımı sayıyorum.

Derken arkamdan gelen bir gürültü, onun ardından gelen ıkınma, can çekişme sesleri.

Bıraktım kumbarayı, 6 yaşımda hayatımın en korkunç sahnesini izledim. Televizyonda değil, salonun orta yerinde. Pek detay vermeyecem, zira konu o değil.

O günden sonra doktor doktor dolaştı babam, inan sayısını ben bile unuttum. Her gittiği doktor "ameliyat şart, yoksa 6 ay yaşarsın" dedi. Bak bunu diyenlerden biri mesela


Kariyere bak, Zürih'ler, Pittsburg'lar, George Washington'lar fink atıyor, hey maşallah. Duydum ki sonra Acıbadem'in rektörü olmuş kendisi.

Babam o kadar doktor arasında ilk bu Necmettin Pamir'e güvenmişti, girecekti ameliyata. Nasıl çıkacağı belli değildi, fakat "ameliyat olmazsan yaşamazsın" denilmişti.

Konuştular anlaştılar, ameliyat günü geldi.

Ameliyat günü babam öğrendi ki, ameliyatına Necmettin Pamir'in kendisi değil asistanları girecekti. Evet bunu ameliyat günü öğrendi.

Zira babamın tümörü kritik bir yerdeydi ve riskli bir ameliyat olacaktı. Eğer Necmettin Pamir böyle bir ameliyata girerse kariyeri zedelenebilirdi, düşünsenize koskoca Necmettin Pamir'in hastasının "masada kaldığını"? Yazık adamcağıza...

Mülayim adamdı babam, ama deli damarı tuttu mu Babam ve Oğlum'daki Çetin Tekindor'u diksen önüne ezer geçerdi, amına kordu ortalığın. Yine öyle yaptı, sikerler dedi ve kalktı ameliyat masasından.

Benim hatırladığım, babam 3-4 kere farklı doktorların ameliyat masasından kalktı son anda. Ya kendi dellendi veya küçük amcam tuttu kolundan "gel abi girme ameliyata, gidelim buradan" dedi.

Hani Allah "biz sizi nerede olursanız olun karşılaştırırız" diyor ya, işte o hesap, bir doktorla karşılaştı babam. O doktor şiddetle karşı çıktı ameliyata. Babam en sonunda dinledi onu, ve "6 ay yaşar" dedikleri babam 15 sene yaşadı.

Aslanlar gibi yaşadı. Fakat son 4 senesinde artık konuşmasını kaybetmeye başlamıştı, işin içine hayati risk girince "artık vakti geldi" dedi doktor. Babam son 4 senesinde mecburi 4 ameliyata girdi. Doktor, öyle kahraman olmak için cesur ve hayatı tehlikeye atan hamleler yapmadı ameliyatlarda, tümörün hepsini almak beyne zarar verirdi, o sebeple alabildiği kadarını aldı her seferinde. Rahatlattı. Hepsinden de iyi çıktı babam, fakat son ameliyatından taburcu olduğu gün vefat etti.

O anı da gözlerimle izledim ben, televizyonda veya ders kitaplarında değil.

Neyse işin bu kısmını anlatmayacam, sevmiyorum öyle işleri. Fakat babamı 15 sene yaşatan, benim babalı büyümeme vesile olan doktor TURGAY BİLGE, artık işin içine hayati risk girdiği için yaptığı o "zaruri" 4 ameliyattan tek bir kuruş para almadı. Arkadaş olmuşlardı babam ve amcalarımla. Ve o zamanın parasıyla bile en az 100 milyarlık ameliyatlardı hepsi, ailecek götümüzü satsak ödeyemezdik.

Bakıyorum şimdi babamın gittiği onlarca "kasap" doktora, sonra bakıyorum bu doktora.

Onlar da doktor, bu da doktor.

Fakat aralarında ne diplomanın, ne kariyerin, ne çok önemli akademik tezlerin ZERRE kadar değiştiremeyeceği büyük bir fark vardı.

Vicdan ve ahlak.

Bizim durum kaçınılmazdı, çok üzüldük ettik, fakat "en azından" ile başlayan cümleler kurabildik... "En azından babam gördü büyüdüğümü", "en azından babamla büyüdüm", "en azından denedik", vesaire vesaire.

Peki şimdi soruyorum size, bu çift kol çift bacak nakli yapılan ve hayatını kaybeden insanın ailesi ne ile avunsun?

Nasıl "en azından" diyebilsin?

Ne ile ayakta durabilsin bu insanlar?

Diğer tıp fakülteleriyle sidik yarıştıran, amacı statü, para, güç, ünvan olan bu beyinsizlerin korktukları hiç mi bir şey yok bu hayatta? Hiç mi kendi ahlak mekanizmaları yok? Hiç mi vicdan denen şeyden nasibini alamadı bunlar?

Ben öyle aşmış ermiş bir herif değilim, hatta satır aralarında kendimden bahsettiğimde hep kendimin ne kadar "boktan" bir herif olduğunu anlatırım bilirsiniz, ki bu öyle "dur kendimi küçük düşüreyim de okuyan kişiye sempatik gözükeyim" diye düşünerek yaptığım bir şey değildir. İnanması ve kabul etmesi zor, fakat bunlar sikimde değil, yalnızca gördüklerimi ve içimden gelenleri yazıyorum.

Ve bu kadar bir göte tıkanacak pamukla yok olup gidecek şeyleri hayat amacı edinmiş aşağılık yaratıklar görüyorken, bu kadar orospu çocukluğu görüyor ve hatta bunları bizzat içinde bulunarak yaşıyorken, lütfen bana "neden çok küfrediyorsun" demeyin.

Ağzımdan güzel sözler çıkmasını da beklemeyin. 

Her konuda eleştiriye açığım, bunda değilim. 

Harika kariyerlere, güzel lisanlara, takım elbiselere, Grand Cherokee'lere sahip terbiyesiz orospu çocuklarının "ahlaklı" olduğu bir dünyada, ben ahlaksız olmak istiyorum. En aşağılık, en şerefsiz, en orospu çocuğu insan bırakın ben olayım bu düzenin içinde.

O okuduğunuz okullar var ya, ve sikindirik bir mühendislik fakültesinde sikindirik bir hocanın hazırladığı "akışkanlar mekaniği" sınavını geçti diye kendini bilim adamı zanneden dalyaraklar var ya, iş onların sandığı gibi değil.

Onlar da görecekler onlara dayattıkları, vaadettikleri hayatın ne kadar "sanal" olduğunu. Onlar da görecekler 20 sene okullarda kendilerine kasıtlı bir şekilde öğretilmeyenleri, 3 aylık bir stajda öğrenmek zorunda kalacaklarını. Onlar da görecekler her geçen gün nasıl yüzlerine baka baka insanların onları ayakta siktiğini.

İşte belki o gün, sığınabilecekler. Fakat bazıları var ki, ben onlar ömürleri boyunca sığınamasınlar istiyorum. Tek bedduam da budur.

Umarım o bozuk paralarla dolu kumbaranızı fırlatıp atmaya hiç cesaret edemezsiniz.

Umarım o kumbaraya ve içindekilere tapmaya devam edersiniz.

Umarım.

Herkese selam olsun.

6 yorum:

  1. yoruma kapalı, mail'den sövebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  2. ordanda cevap vermıyorsun ki amına koyyim

    YanıtlaSil
  3. Sikko adam gibi bi mail versene bize mail atak mk.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Bu blog'a yapılan her yorum, o yorumun sahibini bağlar. Ayrıca makaram sarı bağlar.

3. şahsa hakaret olmadığı müddetçe asla yorum silmem. "Bu yorum yazar tarafından silindi" ibaresi, eğer o yorumu yazan kişi kendi yorumunu sildiyse çıkar.